Komşuluk Sorumluluğu

Komşu hakkı, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin üzerinde ısrarla durduğu bir konudur.

Ali Ulvi Kurucu hocaefendi anlatıyor:

“Mevlânâ türbesinin karşısında Sulukahve denilen bir gazino vardı. Bu gazinoda dansözler oynar, çalgılar çalınır, sarhoşlar nâra atardı. Bu gürültü, ezanlar okunurken bile susmaz; öyle ki ezan duyulmaz olurdu.

O felâketli, üzüntülü günlerin dertlerine ilâve olarak, bir de, bu gazinonun sahibi, gelip bizim evin bitişiğinde bir ev kiralamasın mı?

Yanımızdaki kerpiç ev boşalmıştı. Akşehirli İbrahim ve oğlu Haydar adındaki bu gazinocular gelip evi tuttular.

Gazino gece saat birde dağılır. Gazinocuyla kızlar gelirler. Arkadan sarhoşlar sökün edip kapıya dayanır. Kızlarla alâka kurmak isteyenler, ben kızlarla kalacağım diyenler... Bir şamata.

Bu gürültüler, dedem Veyis Efendinin penceresinin altında oluyor. Gazinocunun eviyle bizim evin kapıları yanyana. Duvarlarımız bitişik, avlular birbirine bakar... Sarhoşlar gelirler, gece dedemi uyutmazlar.

Dedem bir gece düşünmüş:

“Yârabbi, bu adam yarın beni sana şikâyet ederse: Allah’ım, ben câhildim, hoca komşum idi, beni irşad etmedi, derse; ben ne cevap veririm? Bu adam yolunu kaybetmiş, günahkâr ama münkir değil; günah adamı dinden çıkarmaz...”

Ertesi gün nineme:

“Muhsine, sen şu adamın hanımıyla bir alâka temin edemez misin?”

“Efendi, ben bunların evine nasıl girerim?”

“Evine girme canım, bir hediye ver; duvardan kapıdan bir şeyler yap...”

Evde, köyden gelmiş tulum peyniri varmış. Ninem bir tabak doldurup götürmüş, komşu Hatice Hanım’a vermiş.

Kiraz zamanıymış, kadıncağız, ertesi gün tabağa kiraz koyup bize getirmiş. Evde erkek olmadığından içeri girmiş... Nineme ağlamış:

“Biz çok üzgünüz, gece sizi rahatsız ediyoruz.” demiş. Ninem ona:

“Hatice Hanım, hocaefendi dün ne dedi biliyor musun: Allah’ım, yarın bu komşu beni sana şikâyet edecek. Ben câhildim, bu hoca beni irşad etmedi, okutmadı; bana hakkı söylemedi, diyecek... dedi ve üzüldü” diye olanları anlatmış.

Kadıncağız bunu götürür, kocasına söyler:

“Bu ne hâl böyle? Biz nerdeyiz, komşumuz nerde?”

Derken, adam kararını verir:

“Hanım, benim elimden başka iş gelmez. Bu hocanın bedduası bizi uçurur. Gel biz şu evden çıkalım.”[1]

KOMŞU HAKKI

Komşu hakkı Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin üzerinde ısrarla durduğu bir konudur.

Birgün İbn-i Ömer (radıyallâhu anhümâ) için bir koç kesilmişti. İbn-i Ömer, âilesine:

“Ondan yahûdî komşumuza da hediye ettiniz mi?” diye sordu.

“Hayır!” cevâbını alınca da:

“Bundan ona da gönderin. Zîrâ ben, Resûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem)’ın; “Cebrâîl bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki, komşuyu komşuya vâris kılacağını zannettim.” buyurduğunu işittim.” dedi.[2]

İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak (emr-i bi’l-ma’rûf vazifesi) herkesin iktidarı nispetinde yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) buyuruyor ki:

“Kıyâmet gününde bir adam, tanımadığı bir adamın yakasına yapışarak dâvâcı olacak. Adam:

“Benden ne istiyorsun? Birbirimizi tanımıyoruz ki!” diyecek.

Diğeri ise:

“Dünyâda beni hatâ ve kötü işler üzerinde görür de alıkoymaz, îkâz etmezdin.” cevâbını verecek.”[3]

DİPNOTLAR

[1] M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar, I, 108-109.

[2] Ebû Dâvûd, “Edeb”, 122-123/5152; Tirmizî, “Birr”, 28/1943.

[3] Rudânî, Cem’u’l-Fevâid, V, 384.

Kaynak: Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.