Kıyamet Nedir Kısaca?

Kıyamet nedir? Kıyamet alametleri nelerdir? Kıyamet ne zaman kopacak?

Sözlükte kalkmak, dikilmek, ayaklanmak anlamlarına gelen kıyamet, bir terim olarak “Kâinatın düzeninin bozulması, her şeyin alt üst edilerek yok olması, yok olan ve ölen şeylerin yeniden diriltilerek, ayağa kalkması ve mahşere doğru yönelmesi” demektir. Bu durumda kıyamet, genel bir yok oluştan sonra genel bir dirilişi ifade eder. Kıyametin kopması, aklen mümkün bir olaydır. Çünkü kâinatın yaratıcısı olan Allah’ın, kâinattaki kurduğu düzen de her şey gibi geçicidir. Nasıl kâinat var olmadan önce bir düzenden bahsedemezsek bir süre sonra da bu düzen bozulup yok olacaktır. Allah’ın kâinata koyduğu fiziki, biyolojik vb. kanunların bir gün bozulup tekrar yok olması aklen de mümkündür.

     Kur’an-ı Kerim bize kıyametin gelişiyle ilgili şüphe götürmeyen apaçık bilgiler verir:

     “İnsan Kıyamet günü ne zamanmış? diye sorar. İşte göz kamaştığı, ay tutulduğu, Güneş’le Ay bir araya getirildiği zaman. O gün insan, kaçacak yer neresi? diyecektir. Hayır, hayır! Kaçıp sığınacak yer yoktur. O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.”[1]

     “Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve yapmayıp geride bıraktıklarını bir bir anlar”[2]

     Kıyâmetin dehşeti yine Hac sûresi 1 ve 2. âyetlerde şöyle ifade edilir:

     “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”

     Kur’an’da kıyamet günü; saat, vâkıa (kesin olarak meydana gelecek olan), gâşiye (şiddetiyle birdenbire halkı saran), kâria (kapıyı çalacak gerçek) gibi isimlerle de anılmıştır.

KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMAN

     Kıyâmetin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. Bu konuda ne Hz. Peygamber, ne ona vahiy getiren Cebrail aleyhisselâm, ne de zamanı gelince kıyamet olayını fiilen gerçekleştirmekle görevlendirilecek olan İsrafil aleyhisselâm bir bilgiye sahiptir. Yüce Allah kıyametin kopacağı zamanı ancak kendisinin bildiğini şu ayeti kerimelerde ifade etmiştir.

     “ Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah katındadır...”[3]

     “Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: O’nun ilmi ancak Rabbimin katındadır. O’nun vaktini O’ndan başkası bilemez. O, göklere de yerlere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen O’nu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: O’nun bilgisi ancak Allah katındadır. Ama insanların çoğu bilmezler”[4]

     Cibrîl hadisi olarak bilinen hadis-i şerifte, Cebrail aleyhisselâm iman, İslam ve ihsan kavramlarının ne ifade ettiğini, Hz. Peygamber’e sorduktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sormuş ve şu cevabı almıştır: “Bu meselede kendisine soru sorulan (Cebrail), soruyu sorandan (Hz. Peygamberden) daha bilgili değildir”.

     Müslüman için önemli olan kıyametin ne zaman kopacağını bilmek değil, onun kopmasıyla başlayacak olan ebedi hayata gerektiği şekilde hazırlanabilmektir. Kıyametin ne zaman kopacağını kesin olarak bilmek mümkün olmamakla birlikte Hz. Peygamber bazı hadisleriyle onun yaklaştığını gösteren alametlerden bazılarını bizlere bildirmiştir.

KIYAMET ALAMETLERİ

     İslam âlimleri kıyametin alametlerini iki başlık altında incelemişlerdir. Küçük alametler ve büyük alametler.

     Küçük Alametler: Büyük alametlerden çok daha önce meydana gelecek olan olaylardır.

  1. Hz. Muhammed (sav)’in gelişi ve O’nunla peygamberliğin sona ermesi. Gerçek ilmin ve ilim adamlarının ortadan kalkması, cehaletin artması, şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması, ehliyetsiz insanların söz sahibi olması, adam öldürme olaylarının artması, dünya malının bollaşması, zekât verecek fakirin bulunmaması vb. olaylar kıyametin küçük alametlerinin bazılarıdır.[5]

  Hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu bu gerçeklerden anlıyoruz ki kıyamete yaklaştıkça gerçek âlimler kalmayacak, insanları yanlış yönlendiren cahil ve kötü ahlâklı kimseler âlimlerin yerini alacak. Çok basit ve önemsiz sebeplerle insan öldürmeler artacak. İnsanların hak ve hukuku gözetilmez hâle gelecek. Kazancın haram yoldan mı yoksa helal yoldan mı geldiğine bakılmayacak.  Ana babaya hürmet ve itaat etmek yerine karşı çıkılmaya ve isyan edilmeye başlanacak. Ölçü ve tartılarda hile yapılacak, sahte ve suni (yapay) ürünler gerçek diye satılacak. Herkes bundan şikâyetçi olacak ama insanlar yine de bunu yapmaktan vazgeçmeyecek. İnsanlara merhamet edilmeyecek, merhamete muhtaç insanları kimse umursamayacak. Kimse büyüklere hürmet göstermeyecek, onların nasihatlerini dinlemeyecek. Kumar ve şans oyunlarının her türlüsü çok yaygınlaşacak. İnsanlar zamanın nasıl akıp gittiğini fark edemeyecek. Bir gün bir saat, bir ay bir hafta, bir yıl bir ay gibi çabucak gelip geçiverecek.[6] Her şeyde israf alabildiğince artacak. İnsanlar, sonsuz âhiret nimetleri ve mutluluğu yerine geçici dünya nimetlerini tercih eder hale gelecek.

     Büyük alâmetler: Kıyametin kopmasının hemen öncesinde meydana gelecek ve birbirini izleyecek olan hâdiselerdir. Büyük alâmetler, tabiat kanunlarını aşan ve insan iradesinin dışında gerçekleşen olaylardır. Hz. Peygamber bir hadislerinde: “Kıyâmetten önce on alamet görmediğiniz sürece dünyanın sonu gelmez” buyurmuş ve bu alametleri şu şekilde sıralamıştır[7]:

  1. Duman: Mü’minleri nezleye tutulmuş gibi bir duruma getiren ve kâfirleri sarhoş eden bir duman çıkacak ve bütün yeryüzünü kaplayacaktır.
  2. Deccal: Bu isimde bir şahıs çıkacak tanrılık iddiasında bulunacak ve istidrac denilen bazı olağan üstü hadiseler gösterecektir. Deccal daha sonra Hz. İsa tarafından öldürülecektir.
  3. Dabbetü’l-arz: Bu isimde bir canlı çıkacak, yanında Hz. Musa’nın asası ve Hz. Süleyman’ın mührü bulunacak, asa ile müminlerin yüzünü aydınlatacak, mühür ile kâfirleri mühürleyecek, böylelikle müminler ve kâfirler birbirinden ayırt edileceklerdir.
  4. Güneşin batıdan doğması: Kâinatın tek hâkimi olan Allah’ın emriyle Güneş batıdan doğacak, bu olaydan sonra iman edenlerin imanı, kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir.
  5. Ye’cüc ve Me’cüc’ün çıkması: Bu isimde iki topluluğun yeryüzüne dağılarak bir süre yeryüzünde bozgunculuk yapmaları da kıyâmetin bir başka büyük alâmetidir.
  6. Hz. İsa’nın semadan inmesi: Hz. İsa kıyametin kopmasına yakın semadan inecek, insanlar arasında adaletle hükmedecek, Hz. Peygamber’in dini yani İslam üzere yaşayıp amel edecek. Hz. İsa Deccal’i öldürecek sonra da kendisi vefat edecektir.
  7. Yer çöküntüleri: Biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç büyük yer çöküntüsü meydana gelecektir.
  8. Ateş çıkması: Hicaz taraflarında büyük bir ateş çıkacak ve bu ateşin aydınlığı çok uzaklardan da görülecektir.

     Allah Rasülü’nün yine bize bildirdiğine göre "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."[8]"Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!"[9]

     Allah Rasülü buyurur: "Allah Teâlâ hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktarı iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder."[10]

     Kıyamet alametleriyle ile ilgili olarak hadis kitaplarımızda pek çok rivayet bulunmaktadır. Ahiretle ilgili metafizik konularda olduğu gibi kıyâmet alametlerinin hakikati ve mahiyeti konusunda da tam bilgi sahibi olmak sadece Yüce Allah’a mahsustur. Bizim ki bildirilenlerden hareketle bazı mülahazalardan ibarettir.

Dipnotlar:

[1] Kıyame Sûresi, 6- 12. ayetler

[2] İnfitar Sûresi, 1-5. ayet

[3] Lokman Sûresi, 34. ayet

[4] A’raf Sûresi, 187. ayet

[5] Bk. Buhari, Tefsir, 79; Hudud, 20, Fiten, 25; Tirmizi, Fiten, 34; İbn Mace, Fiten, 25; Ebu Davud, Sünnet, 15.

[6] Tirmizi, Zühd, 24.

[7] Müslim, Fiten, 39-40; Ebu Davud, Melahim, 11; İbn Mace, Fiten, 28.

[8] Müslim, İman, 234; Tirmizi, Fiten, 35.

[9] Müslim, Fiten, 131.

[10] Müslim, İman, 185.

AHİRETE İNANMANIN FAYDALARI NELERDİR?

Ahirete İnanmanın Faydaları Nelerdir?

AHİRET HAYATININ VARLIGININ İSPATI

Ahiret Hayatının Varlığının İspatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.