Ahiret Hayatının Varlığının İspatı

Ahiret hayatı nedir? Ahiret hayatının varlığının ispatı nedir?

     İslam dini, ahiret inancına büyük önem vermiştir. Bu sebeple Kur’an’da yüzden fazla yerde ahiret hayatıyla ilgili bilgiler verilir. Pek çok sûrede ahiret gününden bahsedilir. Kur’an, ahiret gerçeğini, insanın zihni ve kalbine, apaçık delillerle ve misallerle adeta nakşeder.

     Diğer taraftan ahirete inanmak, insanda fıtraten var olan eksiksiz bir adalet duygusu, ebedilik ve sonsuzluk hissi ve insanın başıboş ve amaçsız yaratılamayacağı fikrinin zaruri bir sonucudur.

     Ahirete inanmak, İlahi adalete inanmanın bir gereğidir.

     Çünkü Allah bu dünyayı, bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. İnsanlar dünyada yapıp ettiklerinin hiç eksiksiz ve fazlasız karşılığını görecekleri yer ahiret hayatıdır. Dünyadayken herkesin işlediği suçun cezasını layıkıyla çekmekte veya yaptıkları iyiliklerin karşılığını tam olarak almakta birtakım haksızlıkların olması pek tabiidir. Zira dünyadaki adalet insanların iradesine bağlıdır. Ahirette ise durum böyle olmayacak, dünyada yapılan hiçbir günah ve sevap karşılıksız kalmayacak, hak yerini bulacaktır. Çünkü ahiret hayatında sadece Allah’ın iradesi tecelli edecektir. Allah Teâlâ vadettiği gibi kötüleri azap ile cezalandıracak, iyileri de cennet ve nimetleriyle mükâfatlandıracaktır. Bu hususta buyrulur:

     “Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır. Öyle ya Allah’a teslim olanları, o günahkârlar gibi tutar mıyız hiç…”[1]

     “Yoksa kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi amel işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı mı sandılar! Ne kötü hüküm veriyorlar! Allah gökleri ve yeri, yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazandığına (sevap ve günahlarına) göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.”[2]

     Hesaplarının görüleceği o gün, Kur’an’da “yevmü’d-din=ceza ve mükâfat günü” diye ifade edilmiştir. Bu ifadenin geçtiği Fatiha sûresi müminlerce günde beş vakit namazda okunarak, ahiret inancı, sorumluluk ve adalet duygusu sürekli canlı tutulur.

     İnsandaki sonsuzluk duygusu onu ebedi hayat inancına hazırlayan, fıtrî yani yaratılıştan bir özelliktir. Bununla birlikte dünya hayatına nefsanî tutkuları yüzünden ahiret hayatın ıinkar eden; ruhun ihtiyaçlarını ve sonsuz lezzetlerini yok sayan insanlar hep var olmuştur. “Hayat, şu dünya hayatından ibarettir. Kimimiz ölürüz, kimimiz yaşarız. Bir daha diriltilecek de değiliz.”[3]diyenlere Kur’an-ı Kerim:

     “Ne o, yoksa insan kendisinin kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet! (Hem de özel çizgileriyle birlikte) parmak uçlarına varıncaya kadar bizim onu yeniden yaratıp düzenlemeye gücümüz yeter!”[4]

     “De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi, geleceği şüphesiz olan kıyamet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler. Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya işte o gün, batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.”[5]

     İnsanları ahiret hayatı için bilinçli bir şekilde hazırlanmaya davet eden Kur’an-ı Kerim’in, bir taraftan insanoğlunun amaçsız yaratılmadığını, diğer taraftan da ona ilk kez hayat veren Yüce Allah’ın onu tekrar diriltmeye kâdir olduğunu vurgulayan şu anlamdaki ayetleri oldukça düşündürücüdür:

     “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır? O (döl yatağına) akıtılan meninin içinde bir nutfe (sperm) değil miydi? Sonra bu, alaka (embriyo, aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti. Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti. Peki, (bunları yapan) Allah’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?”[6]

     Ahiretin varlığı aklen mümkün olduğu gibi naklen de sabittir. İnkâr eden kimselere karşı Kur’an, ahiretin varlığı hususunda şu delilleri ortaya koyar:

  1. İnsanları yoktan yaratan ve dünyaya gönderen Allah, onları ahirette tekrar yaratacaktır.
  2. Zor bir şeyi yaratan Allah, kolay bir şeyi elbette yaratacaktır.
  3. İlkbaharda, ölü bir durumda olan yeri ve kupkuru görünen toprağı canlandıran Allah, insanı da ölüp toprağa karıştıktan sonra yeniden diriltecektir.
  4. İnsanı bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz yönleriyle atomlardan DNA’lara kadar bütün incelikleriyle yaratan Allah’ın, insanı hiç şaşmadan bütün ayrıntılarıyla ahirette yeniden yaratmaya gücü yeter.

[1] Kalem Sûresi, 34-35. ayetler

[2] Câsiye Sûresi, 21- 22. ayetler

[3] Mü’minûn Sûresi, 37. ayet

[4] Kıyâme Sûresi, 3-4. ayetler

[5] Câsiye Sûresi, 26-27. ayetler

[6] Kıyamet Sûresi, 36- 40. ayetler

AHİRETE İMAN

Ahirete İman

KİTAPLARA İMAN NE DEMEKTİR?

Kitaplara İman Ne Demektir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.