Kimseden Bir Şey İstememe ve Kanaat Öğüdü

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sahabeye kanaat, istiğna ve kimseden bir şey istememe konusundaki öğütleri ve bey’at hadisi anlatılıyor.

Avf bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın anlattığı şu hâdise, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in kanaat ve istiğnâyı ashâbına ne ölçüde tâlim ettiğini göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir:

KANAAT VE İSTİĞNA ÖĞÜDÜ

“Biz, yedi-sekiz kişilik bir grup hâlinde Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Bize:

«–Allâh’ın Rasûlü’ne bey’at etmeyecek misiniz?» buyurdu. Oysa biz, yeni bey’at etmiştik. Bu sebeple:

«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz Sana zâten bey’at etmiştik!» dedik. Sonra tekrar:

«–Allâh’ın Rasûlü’ne bey’at etmeyecek misiniz?» buyurdu. Biz yine:

«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz Sana bey’at etmiştik!» dedik. Efendimiz tekrar:

«–Allâh’ın elçisine bey’at etmeyecek misiniz?» buyurdu. Bu defa bey’at için ellerimizi uzatarak:

«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz Sana daha önce bey’at etmiştik. Peki şimdi ne üzere bey’at edeceğiz?» dedik. Peygamber Efendimiz:

«–Allâh’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak, itaat etmek ve -sesini alçaltarak- kimseden bir şey istememek üzere bey’at edeceksiniz!» buyurdu. Yemin ederim ki bu gruptan bâzılarını görürdüm; (at üzerindeyken) kamçısı yere düşerdi de, kimseden onu bile kendisine vermesini istemezdi.” (Müslim, Zekât, 108)

Allah Rasûlü’nün, sözünü üç defâ tekrarlaması ve konuşma esnâsında sesini alçaltması, tebliğ edeceği husûsun ehemmiyetine binâendi.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN SAHABEDEN ALDIĞI SÖZ

Peygamber Efendimiz'in Sahabeden Aldığı Söz

MÜSLÜMAN RIZIK ENDİŞESİ TAŞIMALI MI?

Müslüman Rızık Endişesi Taşımalı mı?

KANAAT VE İSTİĞNÂ İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Kanaat ve İstiğnâ ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.