İmanımızı nasıl canlı tutabiliriz ve kalbimize nasıl yansıtabiliriz? İmanın korunması ve hayata aktarılmasının yolları nelerdir?
Allah korkusu cezadan mı yoksa rızâyı kaybetme endişesinden mi doğar; âyet, hadis ve sahâbe örnekleri bu korkunun mü’minin hayatını nasıl şekillendirdiğini bize
Mü’minin kalbinde Allah korkusu hangi mânayı taşır? Haşyetullah nasıl bir edep doğurur ve kul, korku ile ümit arasında nasıl bir dengeyle yürümelidir?
Kibir neden insanı hem kendine hem de çevresine zarar veren bir hastalığa dönüştürür? İnsan, ne zaman Firavun ve Kârûn misaline düşer?
İman, yalnızca söylenen bir söz mü; yoksa imtihanla sınanan, amel ve ahlâkla hayata taşınması gereken bir bağlılık mı?
Allâhʼın rahmeti de gazabı da bâzen küçük, bâzen orta, bâzense büyük bir amelde tecellî edebilir. Bu bakımdan, en ufak bir günahtan da büyük bir titizlikle sakı
Îman bir lütuf olduğu kadar bir mes’uliyettir. Bu büyük nîmetin bedeli; hamd, şükür, takvâ ve âhiret merkezli bir hayatla ödenir.
Hazret-i Mevlânâ’nın dile getirdiği ilâhî aşk; gönlü yakıp arındıran, teni aşarak ruhu ebedî hayata hazırlayan bir vuslat ateşidir.
Allah’ın varlığı ve kudretine dair deliller, hem dış dünyada (ufuklar, doğa) hem de insanın iç dünyasında (nefis, ruh ve beden) ortaya çıkar. Bu yolculuk, tefek
Mümin, hayrı yaymak ve şerre engel olmakla sorumludur; iman bunun tavrını gerektirir.