Kibir neden insanı hem kendine hem de çevresine zarar veren bir hastalığa dönüştürür? İnsan, ne zaman Firavun ve Kârûn misaline düşer?
İman, yalnızca söylenen bir söz mü; yoksa imtihanla sınanan, amel ve ahlâkla hayata taşınması gereken bir bağlılık mı?
Allâhʼın rahmeti de gazabı da bâzen küçük, bâzen orta, bâzense büyük bir amelde tecellî edebilir. Bu bakımdan, en ufak bir günahtan da büyük bir titizlikle sakı
Îman bir lütuf olduğu kadar bir mes’uliyettir. Bu büyük nîmetin bedeli; hamd, şükür, takvâ ve âhiret merkezli bir hayatla ödenir.
Hazret-i Mevlânâ’nın dile getirdiği ilâhî aşk; gönlü yakıp arındıran, teni aşarak ruhu ebedî hayata hazırlayan bir vuslat ateşidir.
Allah’ın varlığı ve kudretine dair deliller, hem dış dünyada (ufuklar, doğa) hem de insanın iç dünyasında (nefis, ruh ve beden) ortaya çıkar. Bu yolculuk, tefek
Mümin, hayrı yaymak ve şerre engel olmakla sorumludur; iman bunun tavrını gerektirir.
İman, sadece ibadetlerle değil; sevmekte ve nefret etmekte de samimiyet ister. Peki, Allah için gerçekten seviyor ve Allah için nefret ediyor muyuz?
Amelin değerini sayı ve şekil değil, kalpteki muhabbet belirler: Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek…
Gerçek sevenin alâmeti ve imanın lezzeti, nasıl ortaya çıkar?