Kalp Katılığından Kurtulmanın Reçetesi

İlahi bir lütuf olan merhamet sermayesini korumak ve kalp katılığından kurtulmak mümkün mü? Gönülleri yumuşatacak, rahmete mazhar kılacak manevi yolları inceleyin.

Merhamet, Rabbimizin Rahmân ve Rahîm gibi ulvî sıfatlarından nasip almış bahtiyar kulların gönüllerine ikram edilen ve davranışlarına yansıyan yüksek bir ahlâkî fazilettir. Esasen bütün varlıkta az ya da çok bu sıfatlardan bir tecelli vardır. Kime, neye ve nasıl yansıdığı farklı olsa da özellikle hayvanatın her çeşidinde ve özellikle de annelerde daha açık bir şekilde müşahede edilen bu ilâhî tecelli, varlığın adeta mayasına konulmuştur.

Kâinata bakılınca nice kurt, kuş ve böceklerin yavrularına yönelik göz yaşartan şefkatlerini görüyorsunuz. Öyle ki onları besleyecek bir yiyecek bulamayan kimi annelerin kendi öz nefsini bile evlatlarına bir yem olarak ikram etmesi, nasıl bir merhamet tezahürüdür?

FITRATTAKİ MERHAMET SERMAYESİ VE SIRRI

Maddi rızıkların taksimindeki sırlara bütünüyle aşina olamadığımız gibi manevî ihsanların tevziindeki illet, sebep ve hikmetlere de aşina değiliz. Henüz üç-dört yaşlarında olan çocuklardan biri gördüğü kediye taş atarken diğeri ona süt vermeye çalışıyorsa bundaki sırrı çözebilmek zordur.

Fıtratlara yansıyan ilâhî esma ve sıfat tecellileri farklı farklıdır. Ölçü ve dereceleri farklı olsa da Yüce Rabbimizin bütün kullarının fıtratına merhamet sermayesi ikram ettiğine inanıyoruz. Önemli olan bu sermayeyi zayi etmeden kendi istidamız ölçüsünde gelişip büyümesi yolunda vesileler aramaktır. Merhamet yoksunluğunu, kendisinden Allah’a sığınılacak bir dert ve şer olarak görmek gerekiyor.

Biz bu yazıda fıtratımıza yaratılışta lütfedilen merhamet sermayemizi koruyacak ve gelişmesine vesile olacak vasıtalardan söz etmek istiyoruz. Diğer bir ifadeyle her şeyin sahibi ve hâlıkı olan Yüce Rabbimizin gönüllerimizde bu yüce hasleti büyütecek rahmetine nasıl mazhar olabileceğimizi konu edineceğiz.

MERHAMET TAHSİLİNE YÖNELİK DÖRT TEMEL VESİLE

Merhamet tahsiline yönelik vesileleri dört kısımda değerlendirebiliriz:

  1. Kendi öz nefsimize yönelik niyet, irade ve kalbî niyazımız. Öncelikle merhametin yüce bir nimet olduğunun farkında olmak gerekiyor. Rahmet ve şefkati gazabını geçmiş olan Yüce Rahmân’ın yeryüzünde halife kılınmak için yaratılmış bir kulu olarak merhameti kuşanmadan insaniyetimizden beklenen mükerremiyete erişemeyeceğimizin şuurunda olmak ilk adımdır. Her şey öncelikle bir imanla başlar. Bu inanç, gönlü harekete geçirmeli ve mayamıza konan merhamet duygusunu daha da geliştirmek için yürekte bir niyet oluşumuna vesile olmalıdır. Niyetin kavi bir iradeye dönüşmesi için âlem-i zuhurda söz ve davranış teşebbüsüne ihtiyaç vardır.
  2. Zira teşebbüsle buluşmayan niyet, irade safhasına erişemez. İradenin azim derecesine yükselmesinden sonra da artık Rabbimizin ihsan, lütuf ve yardım kapılarına ulaşılmış olacaktır. İçinde böyle bir azim barındıran kavlî ve fiilî dua ve niyazlar, Yüce Rabbimizin eşsiz hazinelerinin kapılarının açılmasına vesile olacaktır. İnsanın kendi iç penceresi, kimi zaman bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğü gaflet ve günahlar sebebiyle perdelenebilir, merhamet damarları tıkanabilir. Böylesi durumlarda hemen tövbe ve istiğfara yönelinmelidir. Sâhibu’l-vefâ Mûsa Efendinin anlattığı şu hadise adeta yol gösterici bir ibret levhasıdır:

“Kayserili bir ahbabımız vardı. Arasıra görüşür, hasbihal ederdik. Hal ehli idi. Daimî huzur halini devam ettirenlerdendi. Muhabbet ehli, merhamet ehli idi. Uzun müddet görüşmek kâbîl olmadı. Üç beş sene evvel görüştüğümüzde kendisini çok kederli ve üzüntülü buldum. Kendisine sordum:

– Kardeşim! Üzüntünün, telâşının sebebi nedir? Cevaben dedi ki:

– Derdim dertlerin en büyüğü. Benden merhamet duygusu alındı. Herkese karşı adeta düşman kesildim. Hatta haklı-haksız aileme zulmediyorum. Görüşlerim çok değişti. Allah’ın kullarına, mahlûkâtına karşı içimde en ufak bir acıma duygusu kalmadı. Mahvoldum, halimin perişanlığına teemmül ediniz. Bir çare-i necat bulunuz.

Kendisine kişinin, hastalığını bilmesinin büyük bir nimet olduğu söylenildi. Çünkü kusurunu, hatasını bilen onu gidermeye gayret eder. Şüphesiz ki kişinin halinin değişmesi bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğu bir günahın neticesidir. Kendisine bilhassa seherlerde büyük bir nedamet içinde, ihlâs ile can u gönülden, kırık bir kalple ısrarlı olarak “istiğfar”a devam etmesi tavsiye edildi.

Takriben bir yahut bir buçuk sene evvel tekrar görüşmek imkânı hasıl oldu. Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri onu bağışlamış, eski halini iade etmişti.

Kendisine halin nasıl diye sorulduğunda:

“Elhamdülillah, Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri Habibi ve sevdikleri has kulları hürmetine eski halimi iade etti” dedi. Çok neşeli idi.”

  1. Bütün yaratılmışlara yönelik gönlümüzü yumuşatacak ve merhametimizi besleyecek dokunuşlarımız. Bilinçli her bir davranışın arka planında bir niyet varsa da yapılan ameller içteki niyet ve duyguların aynı zamanda besleyici kaynağı olurlar. Hatta zamanla şahsiyetimizde karakter oluşumu bu amellerin tekrarı ile gerçekleşir. Bu yönüyle mahzun, mağmum ve kırık gönüllerin ve matemlerin civarında olmayı kendisine vazife bilenlerde merhamet sermayesi bereketlenir de bereketlenir. Asr-ı saadette yaşanan şu hadise, merhametli bir gönle sahip olmak isteyenler için bir reçete sayılır.

Rauf ve rahim sıfatlarına Hakk’ın şahid olduğu Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir gün bir adam gelerek kalbinin katılığından şikâyet eder. Bunun üzerine merhamet ve şefkat peygamberi Efendimiz bu adama şöyle bir tedavi yolu gösterir:

“Kalbinin yumuşamasını ve muhtaç olduğun şeye kavuşmanı arzu ediyorsan, yetime merhamet et, başını okşa ve yemeğinden ona yedir. Böyle yaparsan kalbin yumuşar ve muhtaç olduğun şeye kavuşursun” (et-Terğîb ve’t-terhîb, III, 344, hadisi Taberânî rivayet etmiştir.)

“Yüreğim elvermiyor”, “dayanamıyorum”, “çok etkileniyorum” diyerek mazlum ve mahzunların civarından uzak duranlar, zamanla merhamet mahrumu zavallılar haline dönüşürler. Davranış ve amelle desteklenmeyen her niyet ve duygu, zamanla körelmeye ve sönmeye mahkûmdur. Kendimizin ve nesillerimizin merhametli bir rahmet insanı olması, gönlümüzde bir murad ise sahra hastanesinde merhamete muhtaç yaralı nice mahzunlara bir şefkat elçisi olmayı en önemli vazifelerimizden biri kabul etmek durumundayız. Zira Hakk’ın rahmet tecellileri, yeryüzünde merhamet tevzi edenlerin üzerine sağanak halinde inecektir.

  1. Hakim vasfı merhamet olan öncülerin ve sâlihlerin yanında ve yakınında olmak. Kiminle beraberseniz ve kimin izinde yürürseniz zamanla onun haliyle hallenirsiniz. Kur’ân-ı Kerim’de İsa -aleyhisselam- ile ilgili şöyle bir âyet vardır:

“Sonra bunların peşinden art arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk.”  (Hadîd; 27)

Bu âyet-i kerimenin de işaret ettiği gibi haller, duygular ve ahlak sirayet edicidir. Öyleyse rahmet ve şefkat peygamberi Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatını, ahlakını ve şahsiyetini kim daha güzel takip ederse, hiç şüphesiz onun da merhamet ve rahmet insanı olma şansı çok daha büyük olacaktır. Yine bunun tabii bir devamı olarak yaşadığımız mekân ve zaman içinde merhametlilerle hemdem olmak ve onların yolunda izlerini takip etmek, merhamet tahsili adına kendimize yapabileceğimiz en güzel eğitim yatırımıdır. Bu yönüyle merhamet ve şefkat müessesi olan vakıf ve dernek yapıları, aynı zamanda merhamet tahsili yaptıran müesseseler olmak durumundadır. Böylesi müesseselerde hizmet eri olmayı büyük bir şeref saymalıdır.

  1. Hakk’a kurbiyet (yakınlık) arttıkça merhamet tecellisi de artar ve kul şefkat meleğine dönüşür. Merhamet, manevî terakki nişanıdır. Bir kulda merhamet yoksa, maneviyat aleminden de nasip alamamış demektir. Hakk’ın kullarına ve hatta tüm mahlukata karşı şefkat kanatlarını açamayan kimsede salih kul ya da ârif kul olma mazhariyeti neredeyse imkansız gibidir. İbrahim Düssûki -kuddise sirruh- buyurur:

“Her kim ki, kendisinde Allah’ın yaratmış olduğuna karşı şefkat ve merhamet hissi yok ise Hak ehlinin yükseldiği makamlara çıkamaz.”

Sahibu’l-vefâ Musa Efendi -kuddise sirruh-’un şu ifadeleri ile yazımızı sonlandıralım:

“Rahman: Cenab-ı Hakk’ın yüce sıfatlarındandır.

Merhamet: Enbiyaullah’ın sıfatıdır.

Merhamet: Ashâb-ı kiram’ın sıfatıdır.

Merhamet: Kibâr-ı ehlullah’ın sıfatıdır.

Merhamet: Âriflerin, âşıkların sıfatıdır.”

Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483

İslam ve İhsan

MERHAMET İLE İLGİLİ 40 HADİS

Merhamet ile İlgili 40 Hadis

YARATILANA ŞEFKAT VE MERHAMET İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Yaratılana Şefkat ve Merhamet ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle