Kalbin Allah İsmine Dalışı "Murakabe"

Murakabe ne demektir? Kuran'da murakabe geçiyor mu? Hadisler ve Hak dostları murakabeyi nasıl tarif ediyor?

Murâkabe kelimesi râ-kâf-bâ (rkb)’den türemiştir.Lügat yönüyle göz önünde tutulursa “Murâkabe” kelimesinin özetle; gözcülük, korumak, kontrol, beklemek ve korkmak hatta bir yönden ölümle bağlantılı olmak gibi merkezî anlam yoğunluğuna sahip olduğu görülür.

Kur’an-ı Kerim’de r-k-b ve türevleri 24 yerde geçer.1 Allah’ın (cc) isimlerinden olan er-Rakîb, kullarını ve her şeyi denetim altında tutucu anlamlarında olmak üzere iki yerde geçer.2

MURAKABENİN TARİFİ

Bir Hadis-i Şerif’te de Hz. Resû­lullah (sav) şöyle buyurur: “Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’tan (cc) kork, kötülük işlersen, hemen ardından iyilikte bulun ki o iyiliği silip süpürsün. İnsanlarla güzel geçin.”3

Istılah olarak murâkabe; Allah’ın (cc) kalpte olan her şeyden haberdar olduğunu bilme farkındalığıyla kulun kendini sürekli kontrol altında tutmasıdır.4

Yine Kuşeyrî (ö.465/1072); “Her adımda Allah’ı (cc) tefekkürle, sırrını (iç dünyasını) Allah’tan (cc) başka şeylerden korumaktır.”5 diyerek murâkabeyi zîhnî ve kalbî olarak Allah’ta(cc) sabitlenmek, şeklinde tanımlar.

Ebû İshâk İbrâhîm b. Ahmed el-Havvâs (ö.291/904) “Sırrını korumak murâkabeyi doğurur, murâka­be ise, iç ve dışın Allah (cc) için ihlaslı olmasına yol açar.” diyerek murâkabenin ihlâsla direkt olarak irtibatına işaret eder.6

İbn Ata (ö.309/922); “Tâatlerin en faziletlisi tüm vakitlerde Hakk’ı murâkabe etmektir” derken7 İbn Ata bu ifadesi ile ayette geçen zikr-i kesîr’e işaret eder.8 Bu da murakabenin zikr-i dâimî ile yakın alâkalı bir keyfiyeti olduğunu gösterir.

Muhammed Nûru’l-Arabî (1228-1305 / 1813-1887) râbıtayı mu­râkabe çerçevesinde değerlendirir. Hakk’a daimi huzûr haliyle ulaşılmasında râbıtanın yani murâkabenin önemine vurgu yapar ve “(Murâkabe) sabahlarda Hak Teâlâ (beni) hangi işinde kullanır diye muntazır olmaktır.” der.9

Abdülkâdir-i Geylânî’de (ks) (ö.561/1165-6) murâkabeyi “kurb” ile irtibatlandırarak şöyle der: “ Allah’a (cc) yakınken, kulun dili duası ve zikri yoktur. Dua, zikir ve münâcât Allah’a (cc) uzaklık durumundayken söz konusudur. Allah’a (cc) yakınlık durumunda sükût, sükûnet ve sadece murâkabe ile yetinip bu şekilde O’ndan faydalanmak söz konusudur.”10

Dikkat edilirse yapılan tariflerin önemli bir kısmı murâkabeyi gaybet ve fenâ ile beraber anlatır.

Diyebiliriz ki; murâkabe kalbin, Zat isminin (Allah cc) manasına tam bir imânla dalıp kaybolması ve o gaybet dalışı içinde kendini yok yani fanî bilerek buna devam etmesidir. Bu keyfiyet, sonunda O’nu hiçbir zaman bırakmamak hâline dönüşmelidir.

Hadika’da Murâkabe; kelime manası göz önünde tutularak bir şeyi karşılıklı gözetlemektir, diye de tarif edilmiştir. Bu mufâ’ale bâbının müşareket için olması sebebiyledir. Murâkabe, Allah’a (cc) vâsıl olmak için müstakil bir yoldur.11

ABDULKÂDİR-İ GEYLANÎ’YE (KS) GÖRE TAM BİR MURÂKABE

Abdulkâdir-i Geylanî’ye (ks) göre tam bir murâkabe için dört hasletle kuşanmak gerekir: Marifetullah, İblis’in Allah (cc) düşmanı olduğunun farkındalığı, nefsinin her ân kötülüğü emreder olduğunu bilmek ve her amelin Allah (cc) rızası için yapılması gerektiği bilincinde olmak.12

Buradan anlaşıldığı kadarıyla murâkabeye ciddiyet ile devam etmek müridin tekâmül açılımlarının anahtar olma durumundadır. Nitekim Suhreverdî (ö. 632/1234) de muâasebenin tekâmül olarak murâkabeye dönüştüğünü ve mu­râkabenin de sonunda müşahedeye yol açtığını söyler.13

Gümüşhanevî (ks) (ö.1311 / 1893) merhum da murâkabenin sâlike ait latîfelerinden biri olduğunu söyler. Yani ruha ait kabiliyetlerimizden biridir. Ona göre; murâkabe latifesi aynı zamanda feyzin kaynağıdır ve bu nedenle murâkabesiz yapılan zikrin faydası yoktur.14

Yine bir görüşe göre murâkabe, Cibril hadisindeki15 Allah’ı (cc) görüyormuş gibi ibadet etmek şeklinde tanımlanan, İhsân makamının kendisidir.16 Hatta dikkat edilirse hadisteki görmek/rü’yet anlam referansı üzerinden murâkabenin mi’racla da bir bağlantısı olduğu görülür.17

Murâkabe kavramının ayrıca havf ve recâ, hayâ, teşbih, zikir, müşâhede, nisyan, sehv, gamra gayn,18 ihsan, teveccüh, muhasebe19 gibi kavramlarla da irtibatlı olduğu kaydedilir.

Tefekkür, muhasebe ve zikir üzerinden ortaya çıkan murakabe; sâlikin kalpte elde ettiği huzurla manayı yaşayıp onda kaybolması (gaybet) fenaya ermesi, şeklindeki zincirleme yapılanmalar insan-ı kâmil inşasının temel unsurlarıdır. Bu husus, kalp sezgisi travmasına maruz kalmış, günümüz özüne uzak pozitivist Müslüman aklı için tamamen yabancı bir şeydir.

Murâkabe yani kalpte mânâ ile kurulan irtibat, mi’râcın başlangıcıdır. Mi’râc meleklerin varlık alanı olan yedi kat semadan sonra başlar... Semâları aşmak, mi’râcta urûc etmek bir yana, özünden savrulmuş modern çağın müslüman aklı, maalesef daha yeryüzünde ayakta bile duramıyor. Mi’râc, özellikle kaliteli Müslümanlara (müttakîlere) ait fevkalâde hususilik arz eden bir keyfiyettir… Kalple irtibatını koparmış August Comte’çu (ö.1857) pozitivist ve ilmi ilahlaştıran, aklı kutsayıp putlaştıran Müslüman entelektüel, tekâmül etmiş dirilmiş, Allah’ın (cc) attığı nurla aydınlanmış kalp merkezinden başlayarak yapılan mi’râc’ın yani kâmil insanın Allah’a (cc) yükselişinin acaba neresine düşer?20

Dipnotlar: 1) Muhammed Fuad Abdulbaki, el-Mu’cemü’l-Müfehres li-Elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerim, (Dâru’l-Hadis), Kahire 2001, s. 397. 2) En-Nisâ, 4/1; el-Ahzâb, 33/52. 3) Tirmizî, Birr, 55. 4) Ebu Nasr Serrâc et-Tûsî, Kitabu’l-Lüma’, nşr: Abdülhalim Mahmud Taha, Abdülbâki Sürûr, Bağdad 1960, s.82; Ebu İsmail Abdullah b. Muhammed el-Ensarî el-Herevî, Menazilü’s-Sairîn, Matbaatü’s-Sa’âd, Mısır 1908, s. 16. 5) Ebu’l-Kasım Abdülkerim bin. Hevâzin, el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye min İlmi’t-Tasavvuf, Mısır 1379/1959, s.96. 6) Kuşeyri, s.96. 7) Ebû Hâmid İmam Muhammed b. Muhammed el-Gazâlî, İhyaû Ulûmi’d-Din, (Dâru’s-Sadr) Beyrut 2000, c.5, s.128. 8) El-Ahzâb, 33/41. 9) Bolat, Nuru’l-Arabî, s. 77; ayr. bkz.: Muhammed Nuru’l-Arabî, Risâletü’l-İsmâiliye, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, nr. 2997/3, vr. 23a. 10) Abdülkâdir-i Geylânî, İlahî Armağan (el-Fethu’r-Rabbânî), çev: Osman Güman, (Gelenek Yayınevi) İstanbul 2011, s.248. 11) Muhammed b. Abdullah el-Hânî, Adâb ( el- Behcetü’s-seniyye, s. 218) 12) Abdulkâdir-i Geylanî (ks), el-Gunye li-Tâlibi Tarîkîl-Hakkı azze ve celle fî Mar’rifeti’l-Âdâbi’ş-Şer’iyye ve Ma’rifeti’s-Sâni’, Mısır 1956, c.II, s.184. 13) Şihâbüddin Ebû Hafs Ömer b. Muhammed es-Sühreverdi, Avârifü’l-Ma’ârif, nşr. Muhammed Ali Beyzavi, Beyrut 1999, s. 273-274. 14) Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî, Kitabu Cami’u’l-Usûl fi’l-Evliyâi ve Envâihim ve Kelimâti’s-Sûfiyye, Mısır 1880, s. 63. 15) Buharî, İman, 37; Müslim, İman, 1; Tirmizî, İman, 4; Ebu Davud, Sünnet, 16; Nesaî, Mevâkit, 6; İbni Mace, Mukaddime, 9. 16) Muhammed b. Hüseyin b. Abdullah eş-Şerif el-Habeşî, el-Ukûdu’l-Lü’lüiyyefi Beyânı Tarîkati’s-sâdâti’l-Ulviyye, yrz., 1880, s. 23. 17) En-Necm, 53/13. 18) Kübra Zümrüt, Tasavvuf Klasik Eserlerinde ve Nakşbendiyye Tarikatı Örneğinde Muhasebe ve Murakabe (Basılmamış Doktora Tezi Marmara İlahiyat Fakültesi) İstanbul 2010, ss. 87-100. 19 İrfan Kehya, Nakşibendilik’te Murâkabe ve İhsan (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi ) SÜSBE Isparta 2018, SS. 77-78. 20 Ethem Cebecioğlu, Keşkül-2, Kalem Yay. Ankara, 2020, s. 66.

Kaynak: Ethem Cebecioğlu, Altınoluk Dergisi, Nisan-2021, Sayı: 422

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.