Kadınların Mescide Gitmelerinin Hükmü

Kadınların camiye gitmeleri hangi şartlarda caiz olur? Kadınların camiye gitmesi, cemaatle namaz kılması ile ilgili hadisler.

Hz. Peygamber döneminde kadınlar da erkeklerle birlikte beş vakit farz namazları Mescid-i Nebevî’de cemaatle kılmaya özen gösteriyordu. Ancak mescide gelemedikleri takdirde kadınların evlerinde kılacakları namazın da yeterli olacağını bildiren hadisler vardır. Bu konuda nakledilen hadislerden bazıları şunlardır:

KADINLARIN MESCİDİ EVİDİR

“Kadınların mescitlere gitmesine engel olmayın. Fakat evleri onlar için daha hayırlıdır.” [1] “Kadınlarınız gece mescide çıkmak için sizlerden izin istediklerinde onlara izin verin.” [2] “Kadınlar cemaate katılmak istediklerinde, koku sürünmesinler.” [3]

Ümmü Seleme (r.anhâ)’den rivâyet edildiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kadınların en hayırlısı, mescidi evlerinin içi olandır.” [4]

KADINLAR CAMİYE GİDEBİLİR Mİ?

Diğer yandan Allah Elçisi’nin, bir soru üzerine, aşağıdaki hadiste kadınları  bayram namazına katılmaya teşvik ettiği görülür: “Henüz kocaya gitmemiş genç kızlar, perde arkasında yaşayan kadınlar ve âdetli bayanlar evlerinden çıksınlar, bayram namazı kılınan yere gelsinler, böylece hayır ve mü’minlerin duasına tanık olsunlar. Ancak âdetli kadınlar, namaz kılınan yerden uzak dursunlar.” [5]

Farz namazların mescitte, nâfilelerin ise evde kılınması daha faziletlidir. Rasûlullah (s.a.s); “Ey insanlar! Evlerinizde namaz kılın. Çünkü kişinin, farzlar dışında en faziletli namazı evinde kıldığı namazdır.” [6] Farz namazı mescitte kılmanın daha faziletli oluşu, mescidin temizlik ve şeref yönünden üstünlüğü, İslâm’ın ve müslümanların gücünün gösterilmesi ve cemaatin çokluğu gibi özelliklere sahip olması yüzündendir.

Hz. Peygamber’den hemen sonraki dönemde, “fitne korkusu” gerekçe gösterilerek, kadınların evlerde namaz kılması özendirilmiş, bunun sonucunda kadınlar toplu kılınan namazlardan çekilmişlerdir. Nitekim Ebû Hanîfe’ye göre kötü niyetli erkeklerin uykuda olması veya başka bir uğraşı içinde bulunması yüzünden sadece yaşlı kadınların sabah, akşam ve yatsı namazlarında mescide gitmelerinde bir sakınca görülmemiştir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise yaşlı kadınlar bütün vakit namazlarında mescide gidebilirler. Sonraki (müteahhırûn) Hanefî fakihlerine göre ise “zamanın bozulması ve fıskın ortaya çıkması” sebebiyle yaşlı da olsalar, kadınların cuma ve bayram namazlarına gitmeleri mekruh görülmüştür.[7]

Şâfi ve Hanbelîler’e göre, ister genç, ister yaşlı olsun, güzel ve gösterişli olan kadınların Mâlikîler’e göre ise, erkeklerin ilgi duymadığı yaşlı kadınların bile erkeklere ait cemaatlere gitmeleri mekruhtur.

Kadınların cemaate katılmaları konusunda, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Mayıs 2002’de düzenlenen, “Güncel Dînî Meseleler İstişare Toplantısı-I” konulu toplantının sonuç bildirgesinin 21. maddesini vermek istiyoruz: “Kadınlar, günlük namazlara, bayram, Cuma ve cenaze namazlarına iştirak edebilirler. Komisyonumuz, Hz. Peygamber dönemindeki uygulamayı dikkate alarak, Cuma ve bayram namazının kadın ve çocuklar için özendirilmesi gerektiği kanaatindedir.” [8]

Dipnotlar:

[1] Müslim, Salât, 134-137; Şevkânî, Neyl, III, 148, 149. [2] Müslim, Salât, 139; Şevkânî, age, III, 130. [3] Müslim, Salât,141, 142; Ebû Dâvud, Salât, 52; İbn Mâce, Mesâcid, 18; Dârimî, Salât, 28; A. İbn Hanbel, I, 58. [4] A. İbn Hanbel, VI, 297, 301. [5] A. Naîm, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, I, 234-235. [6] Tirmîzî, Salât, 203; Mâlik, Muvatta, Cemaat, 4. [7] İbnu’l-Humâm, Fethu’l-Kâdîr, I, 529; Meydânî, Lübâb, I, 83; İbn Âbidîn, age, I, 529. [8] Bu toplantı, 15-18 Mayıs 2002’de, İstanbul Tarabya Oteli’nde tefsir, hadis ve fıkıh dalından 80’in üstünde akademisyen ve 30 kadar da, diyanet mensubu bilim adamının katılımıyla yapılmış ve dört gün sürmüştür.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

KADINLARIN CAMİYE GİTMESİ CAİZ Mİ?

Kadınların Camiye Gitmesi Caiz mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.