Kadının Giyimi Nasıl Olmalı?

İslam’a göre Müslüman kadının giyim kuşamı nasıl olmalıdır?  Kadınlar nasıl örtünmeli?

Allâh’ın koyduğu bu gâyeye uymayan ve insanı takvâdan uzaklaştıracak şekilde giyilen elbiseler, İslâmî bir kıyafet olarak nitelendirilemez. Nitekim Resûlullah, Hz. Ayşe’nin kardeşi Esmâ’nın ince bir elbise giydiğini görünce başını çevirmiş ve:

“– Ey Esmâ! Bülûğa erdikten sonra, kadınların -yüzü ve eline işâret ederek- şu ve şundan başka bir yerinin görülmesi doğru olmaz.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Libâs, 31)

ÖRTÜNMEYEN KADIN CENNETE GİRER Mİ?

Yine Hz. Peygamber aynı mevzûya temasla şöyle buyurmuştur:

Cehennemliklerden henüz görmediğim (ve daha sonra ortaya çıkacak) iki grup vardır: Bunlardan biri, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluktur. Diğeri, giyinmiş oldukları hâlde çıplak görünen, başkalarını da kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremezler. Hatta onun çok uzak mesâfelerden hissedilen kokusunu dahî alamazlar.” (Müslim, Cennet, 52)

YENİ ELBİSE GİYİNCE OKUNACAK DUA

Elbise giymenin esas gâyesi, vücûdun uygun bir şekilde örtülmesi ve nezih bir görünüm kazanmasıdır. Resûlullah yeni bir elbise giydiği zaman:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى كَسَانىِ مَا أُوَارِي بِهِ عَوْرَتِى وَأَتَجَمَّلُ بِهِ فىِ حَيَاتِى

Avret yerimi örttüğüm ve hayatında kendisiyle güzel göründüğüm bu elbiseyi bana giydiren Allah’a hamd olsun.”duâsını okur sonra da; “Yeni bir elbise giyince bu şekilde hamdeden ve eski elbisesini de tasadduk eden kimse, hayat ve memâtında Allah’ın hıfz u emânında (koruması altında) olur.”buyururdu. (Tirmizî, Deavât, 107)

Kadınlar, örtünme husûsunda daha dikkatli olmalıdır. Birgün Abdurrahman’ın kızı Hafsa, başında ince bir örtü olduğu hâlde Hz. Ayşe’nin yanına gelmişti. Hz. Ayşe onun başındaki örtüyü aldı ve yerine kalın bir başörtüsü örttü.” (Muvatta’, Libâs, 6)

Kadınların saçlarını, boyunlarını ve zînetlerini kapatacak ve vücut hatlarını göstermeyecek şekilde örtünmeleri Kitap, Sünnet ve icmâ ile sâbit olan bir farzdır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakılması yasak olan şeylerden) çevirsinler ve ırzlarını korusunlar. Görünmesinde sakınca olmayan (el ve yüz gibi) yerleri dışında zînetlerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...” (en-Nûr 24/31)

Bu âyet-i kerîmede kadınlardan:

  • Gözlerini bakılması haram olan şeylerden çevirmeleri,
  • Irzlarını ve iffetlerini korumaları,
  • Görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında zînetlerini (câzibe ve güzelliklerini) açığa vurmamaları,
  • Başörtülerini boyun, gerdan vs. kapatacak şekilde yakaları üzerine salıvermeleri istenmekte, devamında da kadınların zînet yerlerini kimlerin yanında açabilecekleri sayılmaktadır.

HUMUR NE DEMEK? – HIMAR NEDİR?

Âyet-i kerîmede geçen “humur”, “hımâr” kelimesinin çoğulu olup “kadının başını örttüğü şey, başörtüsü” mânâsına gelir. “Humur”, gerek İslâm’dan önce gerekse İslâm’dan sonra Arap kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Bu başörtüsü İslam öncesi dönemde genellikle süs giysisi olarak kullanılır ve uçları kadının sırtına doğru salınırdı. O günün yaygın modasına göre kadınların giydiği gömleğin ya da blûzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi. (Kurtubî, XII, 153; Elmalılı, V, 3506) İslâm, bu şekildeki açıklığı yasaklayıp başörtüsünün yakalar üzerine salıverilmesini emrederek tesettürü farz kılmıştır. Buna göre kadınların başörtülerini yakalarının üzerine salmaları; başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini güzelce örtmeleri gerekmektedir. Hz. Ayşe’nin bildirdiğine göre bu âyet-i kerîme nâzil olunca Muhâcir ve Ensâr kadınları, hemen eteklerinden birer parça keserek başlarını ve yakalarını emre uygun olarak örtmüşlerdir. (Buhârî, Tefsîr, 24/13; Ebû Dâvûd, Libâs, 31-33)

Karamanlı Nizâmî, hayâ ve edep sâhibi olmak için örtünmenin zarurî olduğunu, zirâ gülün, kendisine bakan yabancı kimseye açılmamasının şaşılacak bir durum olmadığını şöyle dile getirir:

Gül ârızına olsa muârız aceb olmaz

Kim yüzü açılmışta hayâ vü edep olmaz

Bir başka rivayette de kadın elbisesinin temel niteliğinin, “vücut hatlarını belli etmemesi” olduğuna dikkat çekilmektedir. (Heysemî, V, 137)[1] Dolayısıyla teni gösterebilecek elbisenin altına veya üstüne mutlaka başka bir şeyin giyilmesi gerekmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle de (toplum içine çıktıklarında) dış kıyafetlerini üzerlerine alsınlar! Bu, onların (iffetli kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini temin eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.” (el-Ahzâb 33/59)

CİLBAP AYETİ

Bu âyet-i kerîmede, Müslüman hanımların evlerinden çıkarken üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafetleri ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir. Bütün müfessirler, tabirleri değişik olsa da, mefhumda birleşerek âyetteki “cilbâp”dan maksadın, kadının elbiseleri üzerine giydiği ve bütün vücûdunu örten bir elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zamanımızda kadınların dışarı çıkarken ev kıyafetleri üzerine pardösü, manto ve benzeri bir elbise giymeleri gerekmektedir. Âyet, setr-i avretin yanısıra, örtünmenin tam şeklini de târif etmektedir. (Taberî, Tefsir, XXII, 33; Râzî, XXV, 230; Ebu Hayyan, VII, 250)[2] Ahmed Paşa, müslüman bir kadının nâ-mahremin yanında örtünmesi gerektiğini şöyle ifâde eder:

Cemâlin safhasın açma rakîbe

Önünde kâfirin Kur’ân yakışmaz

Çalışırken veya spor yaparken setr-i avrete kesinlikle riâyet edilmelidir. Misver bin Mahreme anlatıyor; Ağır bir taşı yüklenip getirdim. Üzerimde hafif bir elbise vardı. Taş omuzumda iken izârım (alt elbisem) çözülüverdi. Taşı bırakmadım ve o vaziyette yerine kadar götürdüm. Bunun üzerine Resûlullah; “Dön elbiseni al! Böyle çıplak dolaşmayın!” buyurdu. (Müslim, Hayz, 78)

Giyim kuşamda kadınlarla erkeklerin birbirlerine benzemeleri de yasaklanmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz, kadın gibi giyinen erkeklerin ve erkek gibi giyinen kadınların, rahmet-i ilâhiyeden uzak kalacaklarını bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, Libas, 28)

[1] Geniş ve rahat elbise giyilmesinin insan sağlığı açısından da oldukça önemli olduğu konunun uzmanları tarafından belirtilmektedir. Vücudu sıkıca saran jean ve strech tipi elbiselerin kan dolaşımını yavaşlatması ve eklemlerin rahat hareket etmesini engellemesi sebebiyle çeşitli sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

[2] Âlimlerimiz Nur sûresi 31. âyetteki “zînet” kelimesi ve “Görünmesinde sakınca olmayan (el ve yüz gibi) yerleri dışında” ibâresi hakkında açıklama yaparak kadınların örtünmeleri ile alâkalı şu tespitlerde bulunmuşlardır:

“Zînet”, ister tabiî ister sun’î olsun insanı başkalarının gözünde süsleyen ve güzelleştiren şeylerdir. Bu durumda zînet iki çeşittir. 1. Kadınların kullandıkları altın, gümüş gibi süs eşyaları. 2. Kadınların erkeklerin dikkatini çeken yerleri. Müfessirlere göre âyet-i kerîmede zînet ile, daha çok ikincisi kastedilmiştir. (Kurtubî, XII, 153; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 284)

Âyetin “kendiliğinden açılan” veya “görünmesinde sakınca olmayan” diye istisna edilen kısmını, ashaptan Hz. Ali, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Enes; tabiînden Said bin Cübeyr, Atâ, Mücâhid, Dahhâk; müctehid imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzâî gibi alimlerin çoğu “yüz ve bileklere kadar eller” şeklinde yorumlamışlardır. Sahabe ve tabiînin bir kısmı ile İmam Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel gibi fakihler kadının yüz ve ellerinin açılmasının da haram olduğu görüşündedirler; dolayısıyla onlara göre açılmasına müsaade edilen dış zînet, âyet-i kerîmede kullanılan “zahara” fiilinin husûsiyeti gereği, kendiliğinden açılan zînettir ve bunun “eller ve yüz” olması mümkün değildir. Çünkü bunları kapatma imkânı vardır ve kendiliğinden açılması söz konusu değildir. Bu, kadının iradesi dışında rüzgâr vs. ile açılan zîneti olmalıdır. Âyette, zînetin ikinci zikredilişinde istisnânın olmaması da bunu gösterir. Yahut da bu, zâten kapatma imkânı olmayan ve “siyâb” denen dış elbiseden ibarettir. (Taberî, Tefsir, XIII, 92-93; Cessâs, V, 172)

Kaynak: Üsve-i Hasene, Erkam Yayınları

 

PEYGAMBERİMİZİN GİYİM KUŞAM ADABI

Peygamberimizin Giyim Kuşam Adabı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.