İstanbul'un İlk Büyük Selatin Camisi "Fatih Camii"

İstanbul'un tarihi yarımadasında yer alan, 1463-1470 yıllarında inşa edilen Fatih Camisi, İstanbul'un fethinin ardından kurulan ilk büyük selatin camisi olma özelliğini taşıyor.

Bizans'ın büyük önem atfettiği On İki Havari Kilisesi'nin yerine kurularak şehrin siluetine Türk İslam medeniyetinin damgasını vuran cami, aynı zamanda yeni bir medeniyet anlayışının merkezi oldu.

İlk inşası dönemin mimarlarından Atik Sinan tarafından gerçekleştirilen Fatih Camisi, 1509'daki "küçük kıyamet" olarak anılan depremde hasar gördü, 1766'daki büyük depremde ise ana kubbesi tamamen çöktü.

Sultan III. Mustafa döneminde aynı yerde yeni bir plana göre yeniden inşa edilen, 1771 yılında ibadete açılan cami, o dönem klasik Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımakla birlikte 18. yüzyıl barok üslubunun izlerini de barındırıyor.

Külliye, tam bir simetri anlayışıyla tasarlanırken ortasında caminin yer aldığı yapı topluluğu, medreseler, tabhane, darüşşifa, çarşı ve hamam gibi birimlerle kentin en önemli dini ve kültürel merkezlerinden biri haline geldi.

Caminin iki yanında yer alan, Osmanlı ilim hayatının temel taşları arasında gösterilen Sahn-ı Seman medreseleri, yüksek öğretim faaliyetlerinin kurumsallaşmasında önemli rol oynadı.

Tarihi Yarımada'nın önemli duraklarından biri olan Fatih Camii, yıl boyunca binlerce turisti ağırlarken ramazan ayında ise etkinliklerle bölgeyi hareketlendirecek bir çekim merkezi olma özelliğini sürdürüyor.

- İstanbul'un ilk selatin camisi

Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı, caminin fetih sonrası inşa edildiğini söyledi.

Saygılı, caminin Fatih Sultan Mehmet'in kenti fethettikten sonra yaptırdığını belirterek, "Aynı zamanda da İstanbul'un ilk selatin camisi, ilk külliyesi, ilk eğitim kurumlarının oluştuğu yerdir. Fatih Sultan Mehmet, kenti fethettikten sonra ilk olarak politikası İstanbul'u şenlendirmekti. Yani baştan aşağıya bütün bir şehrin imarı, yeni külliyelerin inşası, paşalara bu tarz külliyelerin yapım emirleri verildi. Fakat en büyük, en önemli külliyeyi Fatih bizzat kendisi, İstanbul'un en önemli yerlerinden biri olan bu alana yaptırdı." diye konuştu.

Fatih'in inşa ettirdiği bu külliyelerdeki medreselerin uzun yüzyıllar boyunca hem İstanbul'a hem de Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına ulema, bürokrat ve hukuk insanı yetiştirdiğini aktaran Saygılı, Sahn-ı Seman'ın çevresinde farklı 8 medrese daha bulunduğunu dile getirdi.

Saygılı, Osmanlı mimarisinde, Süleymaniye, Şehzade ve Sultanahmet'te görülen merkezi kubbe anlayışının Fatih Camisi'yle başlayan bir süreç olduğunu kaydederek, "Bu cami, maalesef 1766'daki Büyük İstanbul Depremi'nde büyük bir oranda yıkılır. Sultan III. Mustafa o dönem yerle bir olan İstanbul'u baştan aşağıya tekrar inşa etmek ister. Buna 1767 yılında Mimar Tahir Ağa'nın da katkısıyla birlikte Fatih Camisi ile birlikte başlanır. Bugün günümüzde Fatih Sultan Mehmet'in, Gazi Osman Paşa'nın, o dönemin Osmanlısı ve sonraki dönem bir kısım Cumhuriyet insanının da içinde yer aldığı haziresiyle beraber Fatih Camisi'nin ilim halkalarının hala devam ettiği önemli bir kültür mirası ve külliye olarak günümüzde hizmet vermeye devam etmektedir." diye konuştu.

Aynı zamanda sıbyan mektebi ile birlikte pek çok türbe ve hazire alanını da bünyesinde barındıran caminin vakfının önemli bir konuma sahip olduğuna dikkati çeken Saygılı, şöyle devam etti:

"Günümüzde pek çok insanın Kapalıçarşı olarak bildiği merkez aslında Fatih Sultan Mehmet tarafından cevahir ve sandal bedestenleri için yapıldı. Vakıf geliri de bu yapıya bağışlanmıştır. Tabii ki sonraki dönemlerde yapının yangın dolayısıyla yok olmasından dolayı da arka tarafa bir yangın havuzu eklenmiştir. Şu an Fatih semtinin merkezini oluşturan bu yapı, etrafında Fatih döneminde Cerrahpaşa, Murat Paşa gibi çeşitli ufak paşa külliyeleriyle sıralı olsa da İstanbul'un ilk ve en önemli selatin camisi olarak Osmanlı döneminde de kılıç alaylarında veya padişahın cülus törenlerinden sonra ziyaret edilen en önemli duraklardan biri olmuştur."

- Ramazan etkinlikleri

Saygılı, ramazan dönemlerinde diğer selatin ve büyük camiler gibi burasının da önemli bir konuma sahip olduğunu anlattı.

İftar, sahur ve teravih vakitlerinde dolup taşan caminin yoğun ilgi gördüğünü vurgulayan Saygılı, "Fatih Camisi aslında Osmanlı dönemindeki önemini ve ramazan günlerindeki o insanların iftar açıp namazlarını, teravihlerini kıldıkları bir yer olma işlevini hala sürdürmektedir. O bakımdan yaşayan bir cami, yaşayan bir kültür mirası, yaşayan bir Osmanlı ve İslam eseri olarak hala ayaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

FATİH CAMİÎ TARİHİ

Fatih Camiî Tarihi

FATİH CAMİİ’NDEKİ TABLONUN HİKAYESİ

Fatih Camii’ndeki Tablonun Hikayesi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.