İRADENİN GÜCÜ

Var olma iradesine sahip olanlar, olmak için gerekli imkân ve şartları da oluştururlar. “Kişilerin gayreti dağları yerinden söker” derler.

Her şey istekle başlar. Mevlâ’da önce bir şeyin olmasını murad eder ve oldurur. “Bir şey yaratmak istediği zaman onun yaptığı “ol” demekten ibarettir.” (Yasin: 82)

İstekler insiyaki (kendiliğinden) ve iradî olarak ikiye ayrılır. Yemek, içmek, uyumak gibi istekler insiyakidir. Zarurî ve tabii ihtiyaçların neticesidir. Bu türlü istekler bütün canlılar için söz konusudur.

İradî olan istekler ise insanın tercihine bağlı isteklerdir. Meslek seçme, iyilik yapma, cihad etme, şehid olma, izzetli ve itibarlı bir hayata talip olma gibi.

Her istek bir gayret ve hareketi gerektirir. Zaruret ve ihtiyaçlar, gayret ve çalışmayı mecburi kılar, aksi halde hayatı devam ettirmek mümkün olmaz. Acıkanın yemek, susayanın su aramaması söz konusu değildir.

Biyolojik ihtiyaçların dışında, yeryüzünde Allah’ın halifesi olmaya, kulluk imtihanını kazanmaya yönelik istek ve irade insanın kişilik ve karakterini belirler. Kişilik; manen ve maddeten yükselmek için ortaya konan irade ve gayretle oluşur. Böyle bir iradeye sahip olmayanların, hayvanlardan farkı yoktur. Zira hayvanlarda manen yükselme arzusu ve alçalma korkusu yoktur.

İnsan kişiliğini inşa etmek ve her an geliştirmekle görevlidir. “İki günü eşit olan zarardadır” buyuran Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hususa işaret etmektedir.

MÜSLÜMANLARIN EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

Bugün Müslümanların en önemli problemi; kendilerini ve konumlarını sorgulamamalarıdır. Vasat (dengeli) ve en hayırlı olarak tanımlanan ümmet vasfını taşıyıp taşımadıklarını sorgulamamalarıdır. Mevcut hal ve şartlara razı olup, gelişme ve tazelenmeye ihtiyaç duymamalarıdır. İhtiyaç hissedilmeden ihtiyaç giderilmez.

Müslüman; en hayırlı, en güçlü, en bilgili, en itibarlı, en onurlu olma iradesi taşımazsa bu hedeflere asla erişemezler. Dünyaya bu hedefleri gerçekleştirmek için getirilen Müslüman bu sorumluluğu unutur, bu hedeflerden uzak olmanın dert ve acısını sinesinde duymazsa “İslamî kişiliği” kaybolmuş demektir.

Müslümanlar olarak yaşadığımız bunca felâket, zillet ve illete rağmen acı duymuyor; saadet, haysiyet ve izzete kavuşmak için bir irade ve gayret ortaya koymuyorsak Müslümanlığımızı temelden sorgulamamız gerekir demektir. Halimiz şair Mütenebbî’nin tanımına uyuyor demektir. “Vurmak cesede acı vermediği gibi, onursuza da onursuzluk acı vermez.” Onursuzluk manen ölmektir. Müslümanın parolası “Ya aziz olarak yaşamak, ya aziz olarak ölmektir. Zillet içinde yaşamak Müslümana asla yakışmaz.

Bütün mesele onurlu ve izzetli bir hayata kavuşma ve bunun irade ve gayretini taşıma meselesidir.

Yazının girişinde, her şey istekle başlar dedik. Evet istek önemlidir. Fakat neyi nasıl istediğimiz daha önemlidir. İstediğini bilmeyen, bulduğunun farkında olmaz derler. Biz hem ne istediğimizi, hem de bu isteğimizi nasıl elde edeceğimizin yol ve yöntemini bilmek zorundayız. İsteğimiz “Allah’a lâyık kul, Hz. Peygambere lâyık ümmet olmaktır.” Bize bütün insanlığa örnek ve şahit olma görevi verilmiştir. En hayırlı ümmet olmak, iyiliği emredip, kötülükten men etmek her yönden güçlü olmayı, kalite kazanmayı gerektirir. Öncelikle böyle bir göreve talip olma iradesine sahip olmak, sonra da bu görevi ifa edebilecek kıvama ermek gerekir.

KİŞİLERİN GAYRETİ DAĞLARI YERİNDEN SÖKER

Var olma iradesine sahip olanlar, olmak için gerekli imkân ve şartları da oluştururlar. “Kişilerin gayreti dağları yerinden söker” derler. Tarih, güçlü irade sahiplerinin muazzam başarılarıyla doludur. Peygamberler başta olmak üzere nice büyük insanlar, başarılmaz sanılan işleri başarmışlar, başarmak isteyenlere rehber olmuşlardır.

Tarihte bütün insanlığa her konuda en güzel örnek olmuş Müslümanların bugün de aynı konuma gelmeleri muhal (imkânsız) değildir. Bir defa olan her zaman tekrar olabilir. Hayat hem fertler hem de devlet ve ümmetler için inişli çıkışlıdır. Kazanmak-kaybetmek, yükselmek-alçalmak, sevinmek-üzülmek, hayatın kanunudur. “Düşmez kalkmaz bir Allah var.” derler. Mağlubiyetlere bakarak zaferlerden ümit kesmek Müslümana asla yakışmaz. “Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma.” (Hicr: 55).

Hayat; istek, ümid, gayret ve mücadeledir. İstek var olmanın itici gücüdür. Ümidini kaybeden her şeyini kaybetmiş sayılır. Hiç bir mücadele karşılıksız değildir. Müslüman için kayıp sözkonusu olamaz. Bu dünyada kaybetse bile ebedi âlemde mutlaka kazançladır. “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer işlemişse onu görür.” (Zilzal: 7-8)

Allah hiç bir ameli karşılıksız bırakmaz. “Kim Allah’a karşı saygılı olur ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükafatlarını zayi etmez.” (Yusuf: 90)

ALLAH VAR KEDER YOK

İman en büyük güçtür. “Allah var keder yok.” Kadere inanan kederin esiri olmaz. Kâinatta Allah’ın mutlak iradesi tecelli eder. Mukîm olan bizim irademizin, ilahi iradeye ters düşmemesidir.

Niyetlerimiz halis, amellerimiz sâlih olursa netice daima bizim lehimizedir. Zira mü’min için kayıp sözkonusu değildir. Nimete kavuşursa şükreder. Musibete uğrarsa sabreder, her iki halde de kazançlı çıkar.

Müslümanlar olarak dünya sahnesinde aktif bir rol almanın şartı önce role talib olmak, bu rolün kendi aramızda ve içimizde provasını yapıp seyirciler huzuruna çıkmaktır.

Müslümanlar sahneden çekileli insanlık kötü oyunlar seyretmekten usandı. Şeytanların rol aldığı sahnede ancak şeytani oyunlar sergilenir. Fuhuş, cinayet, soygun ve ihanet sahnelerinin yıkılması, yerine ahlâk, hak, adalet ve fazilet sahnelerinin kurulması ancak gerçek müminlerce mümkün olur.

Kazançlarını başkalarının kaybında, hayatlarını başkalarının ölümünde gören eşkıyadan, kefen hırsızlarından hak, adalet ve insanlık adına ne beklenebilir? Kurtlar sofrasında kuzulara yer olur mu? Olursa ancak yenilmek üzere yer olur.

Her şeye rağmen Müslümandan ümit kesilmemiştir. Zaten başkasından da birşey beklenmemektedir. Çünkü başkalarının dünyayı ne hale getirdikleri ortadadır.

Henüz cevherimiz sağlamdır. İmanımız küllense korumuz sönmemiştir. Üfleyip kıvılcımı ortaya çıkarmak ve bütün kötülükleri bu iman ve hakikat ateşiyle yakıp yok etmek mümkündür.

İkbâl’in dediği gibi; madenimiz sağlamdır. Kılıcımızı bileyip mücadele sahasına atılmak en önemli görevimizdir. Hayat mücadelesinde kaçan kurtulmuyor. Kaçarken verilen kayıp, direnirken verilen kayıptan kat kat fazladır.

Başarmak için maddi güç şart olduğu gibi manevi güç de zaruridir. Maddi güce sahip olmak da irade ve gayret gerektirir. Bizim Müslümanlar olarak avantajımız maddi güç yanında manevi güce de sahip olmamızdır. “Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah’tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz.” (Nisa: 104)

İstemek, elde etmenin ilk adımıdır. Hz. İsa dedi ki; isteyin verilecektir. Arayın bulacaksınız Kapıyı çalın size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur ve kapıyı çalana açılır (Matta, 7/7-8)

Bütün mesele önce var olma iradesine sahip olmak, sonra da bu oluşu sağlayacak imkân ve şartları aklın, tecrübenin, iman ve ahlâkın rehberliğinde hazırlamaktır.

Zillet kaderimiz değildir. Müslümanlar olarak izzetli, itibarlı ve haysiyetli bir hayatın hasretini yaşıyoruz. Bu hasretin en kısa zamanda giderilmesi ümidiyle azim ve iradeyi kuşanarak yola koyulacağız. Gayret bizden başarı Mevla’dandır.

“Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya”

Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 401

İRADE NEDİR, KAÇA AYRILIR?

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle