İnsanlar Mahremiyeti Nasıl Kaybetti?
Sosyal medya, gösteri çılgınlığı ve dijital gözetim çağında mahremiyetimiz neden giderek yok oluyor? Özel hayatımızı/mahremiyetimizi korumak hâlâ mümkün mü?
Sınır insana sunulan güvenli alandır. Sınırlar aşılırsa insan maddi, manevi zarar görür. Sınırların olmadığı bir dünyayı insanlığa özgürlük diyerek zerk ediyorlar. Hâlbuki mahremiyet, bizi yaralanmaktan koruyan, diri ve şuurlu tutan gülistandır.
MAHREMİYET HASSASİYETİNİ NASIL KAYBETTİK?
Mahremiyet, mahrem, şahsi olandır, kutsalımızdır; kıymetlilerimizi sakındığımız bölgedir. Kutsal olan mahremdir, sarmalanır, örtülür, mesafe konur, esirgenir. Mahremiyet, ifşa olmaktan, görünür, bilinir olmaktan rahatsızlık duyar. Kişi online olmakla görünürlüğün, çevirim içi olmakla gönüllü olarak mahremiyetin ifşasını kabul eder.
Dijital Dünyada Mahremiyetin Aşınması
Zamanımızda mahremiyet konusunda zafiyet görülüyor. Sosyal medyada gösteri(ş) çılgınlığı yaşanıyor. Beğeni sayısını artırmak adına ahlaki değerler çiğneniyor, ucube haller yaygınlaşarak şımarık edalarla yozlaşmalar artıyor. Kutsal olan her şeyi, özellikle özel hayatı, aile kalesini yıkmakla görevli küresel uğursuzlar, insana dair değerli olan şeyleri, hayâsız akınlarla ifsat etmeyi hedefliyorlar.
Bu ifsat hareketlerinden büyük bir çoğunluk etkileniyor. Biz kendimizi korumaya çalışsak bile takip ettiklerimizin tutumları, halleri, görmek istemediğimiz görüntülerle, paylaşımlarla oluşan mahremiyet ihlalleri bir süre sonra sıradan, makul olarak kabul görüyor. Bu, toplumda çürümeye, yozlaşmaya, değerlerin yitirilmesine sebep oluyor. Parmak uçları hayatidir.
Takip etmek, takdir ettiğin, o kişinin sizi etkilemesine izin verdiğin, öne geçirdiğin, fikir aldığın, influencer, onun fikirlerine göre yol aldığın kişidir. Peki, senin takip ettiğin kişiler kimler? Bazıları şöyle cevap veriyor: Ben onu hayranlıkla takip etmedim, ne yaptığını bilmek için takipteydim. Hayır! Sen kimin takipçisiydin? Kur’an-ı Kerim’de de aynen ‘takipçi’ ifadesi geçiyor. Kimi takip edeceğimizi seçeceğiz. İnanıyoruz ki takip ettiklerimizden, beğenilerimizden sorumluyuz ve hesap vereceğiz. Kimi takip ettiğimiz, kim olduğumuzla ilgilidir.
Dijital mecralar çağın önemli imkânlarından biri. Ama imkânlardan çok daha fazla tehdit, dezavantaj mevcut. Bu bağlamda Müslüman’ın en büyük imtihan alanı sosyal medya mahremiyeti olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü medya aracı kültürel içerimleriyle kullanıcının dünyasına dâhil olur ve kendi büyülü dünyasına çeker.
Dijital ortamlarla yeni meslek alanı hâline gelen kitle etkileyicilerinin, “şöhret toplumu” tanımlamasına paralel; evliliklerini, ev içi pratiklerini, alışverişlerini, hayatlarının neredeyse her anını takipçileriyle paylaşmaları, mahremiyetin sosyal medya ortamlarında ne kadar aşındığının en belirgin göstergesidir.
Dijital ortamların yalnızca genç kuşaklara değil, her yaştan kesime hitap edecek düzeyde yaygınlık kazanmasıyla, teşhirci mahremiyetin boyutları genişlemiştir. Bunun sonucunda yakın zamana kadar bireyin, ailenin mahremi olarak görülen, yabancı gözlere açılması asla beklenmeyen, ev ortamlarından gündelik hayatın hemen bütün hallerine, bebeğin doğumundan dinî içerikli ritüellere kadar pek çok “özel an” sosyal medya ortamlarında teşhir edilmektedir.
Dinî konularda hassasiyet taşıyan ama sosyal medyanın atmosferinden kendisini kurtaramayan kullanıcıları, kendi girdabına çekmektedir. Dahası, gösteriş olarak yapıldığında manevi anlamdaki karşılığında azalacağı düşünülen ibadetler bile, beğeni ve takipçi sayısını arttırma, fenomen olma gibi cazibeler doğrultusunda bu mecralarda tüketilebilmektedir.
Mahremiyetin Korunması ve Sınırlar
Günlük hayatın bütün ayrıntılarıyla sosyal medyada paylaşılması gerektiği düşüncesi, sosyal medyada paylaşılmayan bir şeyin gerçekte hiç yaşanmamış olduğu algısından artık uzaklaşma zamanı gelmedi mi? Maddi unsurlarıyla hayatımızı saran teknolojinin aile hayatımızdan kuşakların değişimine kadar köklü değişimler oluşturduğunun farkına ne zaman varacağız? Gündelik hayatta uymamız gereken mahremiyet sınırlarına dijital ortamlarda da uyulması gerektiğini unutmamalıyız.
Mahremiyet sadece Müslümanlara ait değil, insan olmakla alakalı kavramdır. İnsanın insan olma özelliklerini koruyabilmesi, gelişebilmesi için sınır, koruyucu kalkandır. Şeffaflığı savunanlar mahremiyeti enformasyonun, iletişimin, sermayenin önünde engel olarak görüyorlar. Şeffaflık hukukta adaleti sağlarken toplum ve fert bazında şeffaflık ahlaki bir kimliğin oluşmasını engeller.
Mahremiyet öncelikle kadının örtünmesi şeklinde anlaşıldı. Ancak eli yüzü kapalı bir kadının sosyal medya hesabında günlük hayatının tüm ayrıntılarını paylaştığını görünce mahremiyeti sadece bedeni örten örtü olarak algılamak doğru mudur? Mahremiyetin cinsiyetle, örtünmeyle ilgili olduğu düşüncesi kişinin körlüğüne sebep olur. Öncelikle vahiyle bildirilen, kimin kiminle, ne ölçüde yakınlaşacağını tanımak gerekir.
Eskiden duvarlar, kapılar, perdeler, pencereler, izleyiciyle mesafe gibi mekânsal sınırlar vardı. Zamanımızdaki dijital gözetimle bu sınırlar işlevini kaybetti. İçerisini dışarıdan ayıran bir duvar kalmadı. Örtü, kapılar, duvarlar artık bizi korumuyor. Bize kimin baktığını bilmiyoruz. Aslında dijital gözetim özgürlüğü ihlal şeklinde oluşmuyor. İnsanlar gönüllü olarak, kendilerini göstererek, isteyerek dijital içerik üretmeye katkı sağlıyorlar. Ancak özgürlük adına, bizi kimin gördüğünü bilmediğimiz, duvarların mahremiyetimizi koruyamadığı, kendimizle ilgili bilgide kontrole sahip olmadığımız bir dünyanın içinde, esarete doğru savruluyoruz. Elimizden mahremiyetimizi kontrol etme hakkımız, özgürlüğümüz alınıyor. Asıl özgürlüğün, kontrol olduğu umarım bir gün anlaşılacaktır.
İnsanın doğuştan hür ve irade sahibi olarak yaratılması, kişisel sınırların, özel hayatın dokunulmazlığı haklarını da beraberinde getiriyor. Ama insanın “kendini ifşa etmesi, tecessüs, gözetleme-kontrol” oluşumlarıyla mahremiyet ihlalleri, mahremiyete saldırı söz konusudur.
“Günümüz insanı hazzı ve nefsanî arzuların peşinden gitmeyi özgürlük olarak tanımlıyor. Ancak asıl özgür olanlar bunları kontrol altına alan kişilerdir.”
İnsanların doğal olarak sahip olduğu beden mahremiyeti vardır. Bunun hiç kimse tarafından ihlal edilmemesi gerekir. Ailesi içinde kalması gereken bilgileri, görüntüleri kendisinin veya başkasının paylaşmaması lazımdır.
İnsanın dilinin ölçülü olması, özel hayatına zarar verecek şekilde kullanmaması gerekir. Özellikle sosyal medyada insanların mahremiyetine zarar verecek şekilde dil mahremiyetini ihlal ettiklerini görüyoruz.
Bazı insanlar özel hayatını, insanlarla ilgili yaşantılarını paylaşabiliyor. Yaşantı mahremiyetinin korunması, ortalığa saçılmaması gerekiyor.
Düşünce mahremiyetine de dikkat etmeliyiz. Her düşüncenin başkaları tarafından bilinmesi gerekmez. Yazılan, söylenilen şeylerin nereye gittiğine, insanları nasıl etkilediğine dikkat etmek lazımdır.
Mahremiyetin Kaybı ve Toplumsal Etkileri
Dedelerimiz anlatırdı: Eskiden dükkânlarda vitrin denilen bir şey yoktu. Alışverişte malı hakkında algı oluşturmak ayıptı. Malı methetmek bile küçümsenirdi, mütevazılık esastı. Mahremiyet her şeyin özüydü. Büyükler çarşıdan aldıkları yiyecekleri sararlardı. O yiyeceğe nefsi karışanın hakkı olduğu düşüncesiyle şifa getirmeyeceğini bilirler, paket yaparlardı. Şimdi ziyafet sofraları sosyal medyada paylaşılıyor.
Varoluş amacının yemek, giyinmek ve alışveriş olarak kabul görüldüğünden beri artık kendi kabulünü gerçekleştirmek adına, bedenler teşhir malzemesi oldu. İnsan ancak ahlakıyla, edebiyle, zarif kişiliğiyle, profesyonelliğiyle var olabilir.
Kişinin duygularını destursuzca paylaşması benliğinden sıyrılarak kendine yabancılaşmasının sonucudur. Olgun kişi duygularını kontrol eder, sevincini, kederini, şükrünü ifşa etmez, hakkıyla yaşar. Geri çekilmek, sırlanmak, münzevi bir duruş zaruri ve acil çıkış kapısıdır. Dijital endüstrinin gösteri(ş) çağrısına uymak, gönüllü esarettir. Oysa insana yakışan onurlu hürriyettir.
Mahremiyet herkesin sahip olduğu temel bir haktır. Onu korumak ise hem bireysel bilinç hem de toplumsal sorumluluk gerektirir. Unutulmamalıdır ki; mahremiyet, saygının en ince, zarif halidir.
Kaynak: Emel Sözcüer, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!