İman ve İnkâr Bakımından İnsanlar Kaç Gruba Ayrılır?

İslâm'da göre iman ve inkâr bakımından insanlar kaç gruba ayrılır? Mümin, kâfir, münâfık, müşrik ve mürtedin tanımları, özellikleri ve dinî hükümleri açıklanıyor.

İslâm'a göre insanlar, iman ve inkâr bakımından beş gruba ayrılır:

ÎMÂN VE İNKÂR BAKIMINDAN İNSANLAR

1) Mü’min

Mü’min; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Allah’ın, kâinâtın yegâne yaratıcısı olduğuna, bütün ilâhlık sıfatlarında ve fiillerinde ortağı ve benzeri olmadığına, Muhammed (s.a.v.)’in, Allah’ın, kullarını hidâyet için hak dinle gönderdiği Peygamber’i olduğuna inanan kimseye denir.1

Demek ki mü’min önce Allah’ın varlığına, birliğine, tek yaratıcı olduğuna, O’ndan başka yaratıcı olmadığına; eşi, dengi, benzeri, ortağı, oğlu, kızı, anası, babası olmadığına; hiçbir şeye muhtaç olmadığına; doğmadığına, doğurmadığına; her türlü kemâl sıfatlarla muttasıf, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna inanacak, sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah tarafından gönderilmiş hak peygamber olduğuna, dolayısıyla onun Allah tarafından getirip bildirdiği kesin olarak sâbit olan bütün dînî emir ve yasaklara inanacaktır. Îmân bölünme kabul etmediğinden, mü’min sayılabilmek için, îmân esaslarının hepsine toptan ve her birine ayrı ayrı inanmak mecbûriyeti vardır. Îmân esaslarından birinin bile inkârı, küfür sayılır.

“Kelime-i tevhid” dediğimiz “Lâ ilâhe illallah, Muhammedü’r-Rasûlullah” (Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed, O’nun Peygamberidir) cümlesini veya “kelime-i şehâdet” dediğimiz “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûluh” (Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O’nun kulu ve Peygamberidir) cümlesini söyleyen, daha doğrusu Allah’a ve Peygamberi’ne inanan kişi mü’mindir. Mü’min olmak için, her hangi bir kişi veya kurumdan izin almak gerekmediği gibi, merâsim yapmak da gerekmez.

Îmânın kazanılması kolaydır. Mühim olan, îmânını son nefesini verinceye kadar korumak, ruhunu îmânlı olarak teslim etmektir. Bu bakımdan îmân, sırf dil ile ikrârdan ibaret olmamalı, aksine îmânın gereği olan kulluk vazifesini yapmak, dînî emir ve yasaklara bağlı kalarak ömrünü devam ettirmek, bir mü’min için vazgeçilmez bir düstur olmalıdır.

Kur’ân-ı kerimde pek çok âyet, mü’minlerin ne gibi husûsiyetler taşımaları gerektiğini bildirir.2

Hz. Peygamber (s.a.v.) de mü’mini;

“Mü’min, insanların mal ve canları hususunda kendisinden emin oldukları kimsedir”3 diye târif ederek, mü’minin, Allah’a ibâdet ve kulluk vazifesini yapmanın yanında, insanlara iyi davranan, hiç bir şekilde zarar vermeyen, güvenilir bir kişi olması gerektiğine dikkati çekmiştir.

2) Kâfir

Küfür, lügatta; “örtmek” demektir. Terim olarak ise, îmânın zıddı olup “Allah’ı ve Peygamberi inkâr etmeye ve yalanlamaya” denir. Rabbini inkâr edene kâfir denmesi, Allah’ın verdiği nimetleri ve Allah’a giden yolu örtmesindendir.4 Esas küfür, Allah’ı bilmemek, yani tanımamak ve yalanlamaktır. Bununla beraber bazan küfre alâmet olan şeye de küfür denir. Meselâ ateşe, aya, güneşe, yıldızlara vb. ibâdet etmek; peygamber öldürmek; haramları helal saymak vb. küfür alâmetidir. Bunları yapmak, küfür sayılmıştır. Çünkü bu tür fiiller ancak Allah’ı inkâr edip yalanlayan kâfirden çıkar.5

İnanç esaslarını diliyle ikrâr edip de kalbiyle tasdik etmeyenler, insanlar nazarında mü’min sayılsalar bile Allah katında kâfirdirler ki bunlara “münâfık” denir. Kalbiyle tasdik ettiği hâlde diliyle ikrâr etmeyenler ise, insanlar nazarında kâfir olsalar bile -Allah bilirAllah katında mü’mindirler.6

Mü’mine, mü’min; kâfire, kâfir demeli; mü’mine, kâfir; kâfire, mü’min dememelidir. Bunun mesûliyeti büyüktür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde itham edilen arkadaşında bunlar yoksa, kelime kendine dönderilir.”7 Bu ve benzeri hadisler mü’minleri, birbirlerini küfür ve nifâkla itham etmekten sakındırmaya yöneliktir. Yoksa bu tür bir davranış ve söz çok çirkin ve büyük günah ise de küfür olmaması gerekir. Her şeyin en doğrusunu şüphesiz Allah bilir. Ehl-i kıble’yi yani Kıble’ye yönelerek namaz kılmanın farziyetine inanan kimseyi tekfîr etmemek, Ehl-i Sünnetin prensiplerindendir.8

Kur’ân-ı Kerimde pek çok âyette Yüce Allah, kâfirlerin cehenneme gireceklerini ve orada devamlı kalacaklarını bildirir.9

a) Küfür Çeşitleri:

Küfrün bazı çeşitleri vardır ki şunlardır:

  1. Küfr-i inkâr; Allah’ı hiç tanımamak, varlığını kabul ve itiraf etmemek tarzındaki küfürdür. Bu, kalbiyle ve diliyle inkârdır.10
  2. Küfr-i cühûd; Bu, Allah’ı (kalben) bildiği hâlde, inkâr etmektir. İblis’in ve Firavun’un küfrü buna örnektir.11
  3. Küfr-i inâd; Kalbiyle Allah’ı bilmek, diliyle ikrâr ve itiraf etmek, fakat hasedi ve sapıklığı sebebiyle “İslâm”ı dîn olarak kabul etmemektir. Ebû Cehil’in, Hz. Peygamberin amcası Ebû Tâlib’in küfürleri ve Hz. Peygamberin hak peygamber olduğunu bilen, fakat inadından dolayı onun peygamberliğini reddeden Yahûdî ve Hristiyanların küfrü bu türdendir.12
  4. Küfr-i nifâk; Diliyle inandığını söylediği hâlde kalbiyle inanmayan münâfığın küfrü bu türdendir.13
  5. Küfr-i cehlî; Kendi isteğiyle ama küfür olduğunu bilmeden küfür sözü söyleyen kişinin küfrüdür ki bazı âlimler câhilliği sebebiyle bu kişinin küfre girmediğini söylerler.14
  6. Küfr-i hükmî; Allah’ın ve Rasûlünün yalanlama alâmetleri olarak bildirdiği sözleri söylemek ve hareketleri yapmak suretiyle İslâm’dan çıkmaktır. O hâlde her müslümanın dinde hangi sözlerin ve fiillerin küfür sayıldığını bilmesi gerekir.15

b) Küfre Götüren İnanç, Söz ve Fiillerden Bazıları:

Bir mü’minin küfre girmesine sebep olabilecek bâtıl inançlar, sözler ve hareketler çoktur. Biz bunlardan belli başlılarını zikretmek sûretiyle genel bir fikir vermek istiyoruz.16

  1. İki veya daha fazla ilâha inanmak, küfürdür.
  2. Put yapmak ve puta tapmak, küfürdür.
  3. Âlemin yaratıcısının, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” gibi üç esastan meydana geldiğine inanmak, küfürdür.
  4. Allah’ın eşi, oğlu, kızı, annesi, babası olduğuna inanmak, küfürdür.
  5. Allah’tan başkasına secde ve ibâdet etmek, küfürdür.
  6. Allah’ın adâletsizlik ve haksızlık yaptığını söylemek küfürdür.
  7. Allah’ın zâtı, sıfatları, isimleri, fiilleri, emir ve yasaklarıyla -şaka da olsaalay etmek, bunları küçümseyici ifâdeler kullanmak, küfürdür.
  8. Melekleri küçümsemek, ayıplamak ve onlara sövmek, küfürdür.
  9. “Melekler, Allah’ın kızlarıdır” demek, küfürdür.
  10. Peygamberliği inkâr, küfürdür.
  11. Kur’ân’da peygamber olduğu bildirilenlerin (birinin bile olsa) peygamberliğini inkâr, küfürdür.
  12. Peygamberlerden ve insanlardan birine ilâhlık isnâd etmek, küfürdür.
  13. Peygamberleri küçümsemek, kınamak, hafife almak ve onlarla alay etmek, küfürdür.
  14. Kur’ân’ın beşer sözü olduğunu söylemek küfürdür.
  15. Nassları (Kur’ân âyetlerini ve mütevâtir hadisleri) reddetmek (bir âyet ve bir hadis bile olsa) küfürdür.
  16. Nasslar, zâhiri üzere hamledilir. Yani Kur’ân âyetlerini ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini okuduğumuz zaman ne anlıyorsak, bunların anlamı budur. Nassların zâhirî anlamlarını bırakıp da -Bâtınîlerin iddia ettiğibir takım gizli anlamlara sapmak küfürdür.
  17. Kur’ân’da bildirilen Allah’ın sıfatlarını inkâr, küfürdür.
  18. Kıyâmeti, öldükten sonra dirilmeyi, amel defterlerinin verilmesini, hesâbı, sırâtı, mîzânı, cenneti, cehennemi vb. inkâr, küfürdür.
  19. Şeriatla (Dinle) alay etmek, şerîatı hafife almak, küfürdür.
  20. Allah’tan (rahmetinden) ümit kesmek, küfürdür.
  21. Allah’tan (azâbından) emîn olmak, küfürdür.
  22. Gaybdan verdiği haberde, kâhinin doğru söylediğine inanmak, küfürdür.
  23. Haramı helal saymak, helali haram saymak, küfürdür.
  24. Kâfir olmaya râzı olmak, küfürdür.
  25. “Bunu, Allah emretse yapmam” demek, küfürdür.
  26. Ruhların tenâsühüne (ruhun bir bedenden diğerine geçmesine) inanmak, küfürdür.
  27. Kur’ân’ı pisliğe atmak, küfürdür.
  28. Kur’ân’la -bir âyetiyle olsa bilealay etmek, küfürdür.

c) Bellibaşlı Küfür Sebepleri:

Küfre girmenin, kâfir olmanın pek çok sebebi vardır. Bunlardan belli başlıları şunlardır:

  1. Kendini beğenme, kibirlenme, gururlanma (Firavun gibi).
  2. Makam, mevki, mansıb endişesi (Herakliyüs gibi).
  3. Kınanma ve ayıplanma endişesi (Ebû Tâlib gibi).

3) Münâfık

Kalbiyle Allah’ı inkâr ettiği hâlde, diliyle inandığını söyleyene “münâfık” denir.17

Kur’ân-ı Kerim de münâfığı böyle açıklamaktadır:

“İnsanlardan bir takımları vardır ki, inanmadıkları hâlde, «Allah’a ve âhiret gününe inandık!» derler.” (Bakara, 2/8) Bu âyette bahis konusu olanlar, dıştan mü’min göründükleri hâlde içten inkârcı olan münâfıklardır.

Münâfıkların yalancı olduklarını Yüce Allah şu âyette bildirmektedir:

“Münâfıklar sana geldiklerinde, «Şâhidlik ederiz ki sen muhakkak Allah’ın Peygamberisin!» dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun Peygamberisin. Allah hiç şüphesiz münâfıkların yalancı olduklarına şâhidlik eder.” (Münâfikûn, 63/1)

Şu âyette münâfıkların kâfir oldukları bildirilmektedir:

“Onların sadakalarının kabul edilmesini engelleyen, onların Allah’ı ve rasûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek sadaka vermelerinden başka bir şey değildir.” (Tevbe, 9/54) Münâfıklar, mü’min olduklarını söyledikleri, hatta bazan ibâdet ettikleri, namaz kıldıkları yani dıştan müslüman gözüktükleri için dünyada müslüman muâmelesi görürler. Çünkü İslâm’da, dış görünüşe göre hüküm verilir. Ama içten kâfir oldukları ve müslümanları aldattıkları için cezaları, cehennemin en alt tabakasında ebedî azâba dûçâr olmak gibi ağır bir cezadır.

“Şüphe yok ki münâfıklar, Cehennem’in en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.” (Nisâ, 4/145) Görüldüğü gibi inkâr bakımından insanların en kötüsü ve tehlikelisi münâfıklardır.

4) Müşrik

Şirk, tevhidin zıddı olup “ortaklık” demektir. Müşrik, “Allah’a eş koşân; zât, sıfat ve fiillerinde Allah’ın ortağı, benzeri olduğuna inanan kimse”ye denir. Birden fazla yaratıcı kabul etmek şirk olduğu gibi; Allah’ın eşi, oğlu, kızı vb. olduğunu söylemek de şirktir.

Şirk ve küfür, birbirine yakın iki kavramdır. Küfür daha umûmî, şirk daha husûsîdir. İnanç esaslarından birini veya bir kaçını inkâr, küfürdür; şirk değildir. İki veya daha fazla ilâha inanmak, şirktir ve aynı zamanda küfürdür.

“Ey îmân edenler! Müşrikler, ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar” (Tevbe, 9/28) âyeti, müşriklerin necis, pis olduğunu bildirmektedir. Tabiatıyla bu pislik mânevî pisliktir. Bu âyet hükmünce gayr-i müslimler Mescid-i Harâm’a sokulmazlar.

“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, hiçbir evlad edinmemiştir. Mülkünde O’nun bir ortağı da yoktur” (Furkân, 25/2) âyeti Yüce Allah’ın herhangi bir şerîkten/ortaktan uzak olduğunu bildirir.

“Onların çoğu Allah’a îmân etmez. Ancak Allah’a ortak koşarlar” (Yûsuf, 12/106) âyeti, müşriklerin kâfir olduklarına delâlet etmektedir.

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar” (Nisâ, 4/48) âyeti, şirkin, günahların en büyüğü ve yegâne affedilmeyeni olduğunu bildirmektedir.

Şirk Çeşitleri:

Şirk, çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Belli başlı çeşitleri şunlardır:

  1. Şirk-i istiklâl: İki müstakil ilâh kabul edenlerin şirkidir ki Mecûsîlerin ve “Hayır ve Şer” olmak üzere iki ilâha inanan Seneviyye’nin şirki bu türden bir şirktir.
  2. Şirk-i teb’îz: Yaratıcının tek olduğunu söylemekle beraber bir kaç unsurdan (ilâhtan) birleşmiş olduğunu söyleyenlerin şirkidir. Hristiyanların teslis inancı gibi.
  3. Şirk-i takrîb: Âlemin yaratıcısının bir olduğunu söylemekle birlikte Allah’a yakın olabilmek için ve Allah katında şefâatçi olur inancıyla heykellere, putlara ibâdet edenlerin şirkidir. Câhiliyye devrindeki putperest Araplar bu grup müşriklerdendir.
  4. Şirk-i taklîd: Sırf atalarını taklid ederek putlara ibâdet edenlerin şirkidir. İnsanların çoğunluğu pek çok konuda olduğu gibi şirk konusunda da taklitçidir. Akıllarıyla çirkin buldukları şirkten sırf atalarını taklid için vazgeçememişlerdir.
  5. Şirk-i esbâb: Eşyanın tabiatının gerçek müessir olduğuna inananların şirkidir. Tabiatçıların şirki bu türdendir. Ancak, sebepleri sonuçlara bağlayarak her ikisinin de Yaratıcı’sının “Allah” olduğuna, sebepleri yaratınca arkasından sonuçları da yaratmanın sünnet-i ilâhiyyeden olduğuna inanmak şirk değil, tevhiddir.18 Yani bu âlemde her şeyin kendiliğinden olduğuna inanmak şirk, Allah’ın bazı sebeplere bağlı olarak yarattığına inanmak ise, îmândır.
  6. Şirk-i hafi (Gizli şirk): Kendi nefislerini ilâh derecesine yükseltenlerin şirkidir. Bazı müslümanların ibâdetlerini Allah rızâsı için değil de gösteriş için yapmaları bu tür şirke dâhildir.19

“Kötü duygularını (hevâsını) kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkân, 25/43) âyeti, bu tür şirki açıklar.

Hastaların şifâ bulması, fakirin zenginleşmesi vb. ihtiyaçlar için Allah’tan başkasından yardım istemek şirk olduğu gibi, Allah’ı bırakıp da din adamlarını rab yerine koymak; onların emir ve yasaklarına kulak vermek de şirktir. Nitekim şu âyet buna işâret etmektedir:

“(Yahûdîler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hristiyanlar da) râhiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsâ’yı) rabler edindiler. Halbuki hepsine de tek İlâha kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı.” (Tevbe, 9/31)

Yine putlara ve yıldızlara kurban keserek yaklaşmak isteği de şirktir.20

“Yahûdîler «Uzeyir, Allah’ın oğludur.» dediler. Hristiyanlar da «Mesih (İsâ) Allah’ın oğludur» dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar” (Tevbe, 9/30) âyeti, Yahûdî ve Hristiyanların müşrik olduğunu açıklamaktadır.

5) Mürted

Önce müslüman iken dîni terk edene “mürted” denir. Böylece mürted de kâfir olmuştur. Ancak önce müslüman iken sonradan İslâm’ı terk ettiği için mürtede uygulanan hükümler kâfirinkinden farklıdır.

Mürtede uygulanan hükümlerden bazıları:

  1. Mürtedlerle herhangi bir anlaşma akdi yapılmaz. Halbuki kâfirlerle yapılır.
  2. Mürtedden cizye kabul edilmez. Böylece zimmî olmasına izin verilmez.
  3. Harpte esir alınan mürted köle edinilmez. İslâm’a davet edilir, îmân etmezse öldürülür.
  4. Mürtedin malı ganîmet olarak paylaşılmaz, devlet hazinesine kalır.21
  5. Mürtedin kestiği yenmez.
  6. Mürtedle evlenilmez, bir müslümanla evlenmesine izin verilmez.
  7. Mürtedden diyet alınmaz.
  8. Mürtedin kâtiline kısas uygulanmaz.
  9. Mürted öldürülürse cenazesi yıkanmaz, müslüman kabristanına gömülmez.
  10. Terk ettiği mala vâris olunmaz. Kendisi de bir müslümanın malına mirasçı olamaz. Malı devlet hazinesinde fey’ (ganîmet) olur. Mürtede, dîne dönmesi için üç gün süre tanınır, dönerse canını kurtarır, dönmezse öldürülür.22

Mürtede uygulanan hükümlerin ağır olması; birliğin ve dirliğin korunması, irtidâdın önlenmesi gibi gayelere yönelik olabilir. Kâfirinkinden ağır olması ise kâfirle aralarında fark olmasındandır. Zira kâfir İslâm ile müşerref olmadığı için İslâmın güzelliklerinden habersizdir. Ama mürted, İslâm’ı tatmıştır. Balı tadanla tatmayan aynı kefeye konmamalıdır.

Dipnotlar:

  1. Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 472.
  2. Bunlardan bazıları için bk. Enfâl, 8/2-4; Mü’minûn, 23/1-11; Hucurât, 49/15.
  3. Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8; İbn Mâce, Fiten, 2; Ahmed b. Hanbel, III, 154.
  4. Bağdâdî, Usûlu’d-Dîn, s. 248.
  5. Bâkıllânî, Temhîd, s. 348.
  6. Sâbûnî, Bidâye, s. 88; Taftâzânî, Şerhu’l-akâid, s. 154 .
  7. Buhârî, Edeb, 44; Müslim, Îmân, 111, 112; Tirmizî, Îmân, 16.
  8. Râzî, Muhassal, s. 240.
  9. Bazı âyetler için bk. Âl-i İmrân, 3/131; Nisâ’, 4/56; Tevbe, 9/49.
  10. Bakara, 2/6 âyetinde zikredilen küfür, bu türdendir.
  11. Cüveynî, el-Akîdetü’n-Nizâmiyye, s. 85.
  12. Bk. Bakara, 2/89; Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, s. 597.
  13. İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, III, 273.
  14. A. Saim Kılavuz, Îmân-Küfür Sınırı, s. 59.
  15. Şerafeddin Gölcük, Süleyman Toprak, Kelâm, s. 112.
  16. Bu konuda fazla bilgi almak isteyenler, küfür lafızlarıyla ilgili eserlere başvurabilirler. Bk. A. Saim Kılavuz, a.g.e., s. 98-160; Ali el-Kârî, a.g.e., s. 306-358; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 182-184.
  17. Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 473.
  18. İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelâm, s. 266.
  19. Şerafeddin Gölcük, Süleyman Toprak, Kelâm, s. 114.
  20. Şâh Veliyyullah Dehlevî, Huccetullâhi’l-Bâliğa, I,48-49.
  21. A. Saim kılavuz, Anahatlarıyla İslâm Akâidi ve Kelâm’a Giriş, s. 44-45.
  22. Ebû Ya’lâ el-Ferrâ’, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye, s. 51-52; Bağdâdî, Usûlu’d-Dîn, s. 328.

Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İMAN NEDİR? İMANIN TANIMI VE KAPSAMI

İman Nedir? İmanın Tanımı ve Kapsamı

İMAN NEDİR? İSLAM’DA İMANIN ESASLARI NELERDİR?

İman Nedir? İslam’da İmanın Esasları Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle