İnsandaki Sır

İnsanın keyfiyeti nedir? Hak dostları, ilâhî hakikatlerin tefsiri ve îzâhı mâhiyetinde insandaki sır için ne demişlerdir?

İnsan; ahsen-i takvîm ile esfel-i sâfilîn arasında, takvâ ve fücur arasında med ve cezirler yaşayan bir muammâdır. İnsan; esmâ tecellîlerine mâkes olma husûsunda, mahlûkātın en istîdatlı varlığıdır. Bu cihetten kâinat da bir endam aynası vasfında, insanın temâşâ ve tefekkürüne âmâde kılınmıştır.

Esasında bütün âlem, esmâ terkiplerinin tecellîlerinden ibarettir. Bu mânâda cihan; onu ayna yapacak olan kimyevî terkibi / sırrı çekilmemiş bir cam levha hâlindedir. O levhaya ayna vasfı kazandıracak bir ilâhî terkib / «sır» olarak yaratılan insan, onu tamamlar ve tefekkür nazarıyla bakıldığında âlem, insana bir endam aynası olur. İnsan, onda kendinin hiçliğini ve yaratılış cevherini görür ve bilir. Bu tefekkürle;

“Nefsini bilen, Rabbini bilir.”

Çünkü hadîs-i şerifte buyurulmuştur:

“(Her türlü sûret ve tasavvurdan münezzeh olan) Allah, Âdem’i kendi sûretinde yarattı.” (Müslim, Birr, 115)

Bu hadîs-i şerifte ifade edilen hakikat, cismânî sûret değil, bâtınî ve mânevî sûrettir. Ceset ve nefs tarafı değil, ruh ve sır tarafıdır.

İnsanın varlığına Hak katından rûh üfürülmesi, insanın yeryüzünde halîfe kılınması, meleklerin Âdem’e secde etmekle me’mur edilmesi hakikatleri de bunu ifade eder. Cenâb-ı Hak buyurur:

“Hatırla ki Rabbin meleklere;

«Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» dedi...” (el-Bakara, 30)

(Cenâb-ı Hak, meleklere buyurdu):

«Onu tamamlayıp, içine de rûhumdan (kudretimden) üfürdüğüm zaman, derhâl ona secdeye kapanın!»” (Sâd, 72)

Hazret-i Âdem’e Cenâb-ı Hak «bütün esmâ»yı öğretmiştir. İnsanoğlu, Rabbinin kendisine lutfettiği bu ilim ve husûsiyetlerle; yeryüzünde Hakk’ın şahidi olacak, Kâinat Kitabı’nın ve Kur’ân-ı Hakîm’in rehberliğinde, kendi özündeki sırları ve hikmetleri okuma gayretinde olacaktır. Bu gayret ona, «mârifetullâh»a mesafe katettirecektir.

İNSANIN SIRRI

Bu sebeple, Hak dostları, ilâhî hakikatlerin tefsiri ve îzâhı mâhiyetinde;

“Cenâb-ı Hak, insanın sırrı; insan da Cenâb-ı Hakk’ın sırrıdır.” demişlerdir. (Fusûsu’l-Hikem Terc. ve Şerhi, I, 48)

Nefs engelini aşabilen insan, bir zarâfetler meşheri ve bir sanat hârikasıdır. Kâinat Kitabı’nın hulâsası, fâtihası ve yaratılış sırrıdır.

Çünkü;

Zâhirde et ve kemikten ibaret olmasına rağmen, insanın bu manzarasının altındaki mânevî varlığında ilâhî tecellînin nice sırları, nurları ve hakikatleri gizlenmiştir. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- bu hakikati bir beytinde, insana hitâben şöyle dile getirir:

“Devân sendedir fakat görmezsin, derdin sendendir fakat bilmezsin.

Kendini küçük bir cisim sanırsın. Hâlbuki koskoca âlem sende dürülmüştür.”

Şeyh Gālib’in şu meşhur beytinin ifade ettiği hakikat de budur:

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen...

(Ey insan! Kendine gönül gözü ile hoşça bak ki, sen âlemin, yani yaratılanların özüsün ve sen kâinâtın gözbebeği olan Âdemsin.)

İblis; Hazret-i Âdem’deki hakikati göremediği için haset ederek, ona ihtiram secdesinde bulunmamış ve isyan etmiştir. Hazret-i Mevlânâ buyurur:

“Hünerli ve bilgili kişi iyidir ama, İblis’ten ibret al da ona pek değer verme! Zira İblis’te de bilgi vardı. Ama o, Âdem'in topraktan yaratılışını, dış yüzünü gördü de, onun hakikatini göremedi.”

İnsanoğlu; kalbini, cismânî ve nefsânî kirlerden takvâ ile arındırıp huzur hâlini yaşadıkça, yüce bir tefekkür ufkunda ve idrak derinliğinde merhaleler kateder.

Kul, bu olgunluğa eriştiğinde Allah ile arasındaki gaflet perdesi aralanmaya başlar; «ölmeden evvel ölmek» sırrından nasîb alır. Dünya ve onun fânî sevgisi, bütün geçici, gösterişli güzelliği ve boş sevdalar, gözünden düşer ve gönlünden çıkar. Böylece ruh, Hâlık’ına yaklaşmaktaki tarifsiz lezzete nâil olur.

Gördüğü her şeyde kalbi, ona Allâh’ı hatırlatır ve Allâh’a olan bağlılık ve dostluğu ziyadeleşir. Böyle bir tefekkür, ne güzel bir îmân anahtarı olur.

Bu kıvamdaki bir insan için; bu cihan muhteşem bir mektep ve gerçek bir imtihan dershânesidir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları

İslam ve İhsan

GAYBA İMAN ETMENİN ÖNEMİ

Gayba İman Etmenin Önemi

İNSAN NE DEMEK?

İnsan Ne Demek?

KUR’AN-I KERİM’DE İNSANIN ÖZELLİKLERİ

Kur’an-ı Kerim’de İnsanın Özellikleri

İSLAM’A GÖRE İLK İNSANIN YARATILIŞI

İslam’a Göre İlk İnsanın Yaratılışı

İNSAN KENDİNİ NASIL TANIR?

İnsan Kendini Nasıl Tanır?

İNSANI İNSAN YAPAN ÖZELLİK

İnsanı İnsan Yapan Özellik

İNSAN NASIL YARATILDI?

İnsan Nasıl Yaratıldı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.