İnsan Neden Kendi Nefsine Zulmeder?

Kendi nefsine zulmedenler, farkında olmadan kendilerine nasıl zarar veriyor?

Nefislerine zulmedenler… İnsan, çoğu zaman kendine zulmeder. Ancak gaflet uykusundan uyanmazsa, bunun farkında olamaz. Bu tehlikeli durumu ifade etmek için pek çok atasözü ortaya çıkmıştır:

Herkes ne ederse kendine eder.

Zulmü kendi nefsinedir.

Ağlatan gülmez.

Ah alan onmaz.

Ava giden avlanır.

El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.

Kartala bir ok değmiş, o da kendi yeleğinden.

Keskin sirke küpüne zarar.

Hep çekticeğim kendi cezâ-yı amelimdir.

ÂLİMLER VE RASÛLULLAH’IN UYARILARI

Büyük âlimlerimizden Beyhakî şöyle der::

“Zâlim de nefsinde mazlumdur. Dolayısıyla kişinin nefsine yaptığı maddî ve manevî zulümden caydırılması ona yardım olur.”

Bu hususta Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bizleri îkâz eden hadîs-i şeriflerinden bir kısmı şöyledir:

“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Müslim, Fedâil, 19. Bkz. Buhârî, Rikâk 26; Tirmizî, Edeb 82)

TARİHÎ ÖRNEKLER: SEMÛD KAVMİ

Rasûlullah (s.a.v), Semûd kavminin ülkesi Hicr denilen yere varınca ashâbına şöyle hitâp etti:

“Kendilerine zulmedenlerin yurduna ağlayarak girin. Yoksa onların başına gelenler sizin de başınıza gelebilir.”

Sonra Rasûlullah (s.a.v) başını örttü; o vadiyi geçinceye kadar süratle yürüdü. (Buhârî, Enbiyâ 17, Tefsîr, 15/2; Müslim, Zühd 39)

İMAN VE NEFİS İLİŞKİSİ

İbn-i Mes‘ûd (r.a) anlatıyor:

“İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm/haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte emniyet/güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır” (En‘âm, 82) âyet-i kerimesi nâzil olduğu zaman, bu durum Müslümanlara çok ağır geldi ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?” dediler.

Rasûlullah (s.a.v):

“–Burada kastedilen sizin anladığınız mânâda (hatâ ve günahlara düşmek) değil, şirktir. Lokman’ın oğluna nasihat ederken söylediği şu sözünü işitmediniz mi:

“Yavrucuğum, Allah’a şirk koşma, zira şirk çok büyük bir zulümdür” (Lokman, 13) (Buhârî, Enbiyâ, 41; Tefsir, 6/3; Müslim, İmân, 197)

ZÂLİME DE MAZLUMA DA YARDIM ETMEK

Rasûlullah (s.a.v):

“Din kardeşin zâlim de mazlum da olsa ona yardım et!” buyurmuştu.

Bir kişi:

“–Ya Rasûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Fakat zâlimse nasıl yardım edeyim?” dedi. Peygamberimiz:

“–Onu zulümden alıkoyar, zulmüne mânî olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu. (Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6; Tirmizî, Fiten 68)

KENDİ NEFSİMİZE DİKKAT ETMEK

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:

“Ben sâdece bir beşerim. Sizler bana muhâkeme olmak üzere geliyorsunuz. Belki biriniz, delilini getirmekte diğerinden daha becerikli olabilir ve merâmını daha iyi anlatabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem, ona cehennemden bir pay ayırmış olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27; Müslim, Akdiye, 4)

Kaynak: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

NEFS İLE MÜCADELEDE 4 AŞAMA

Nefs ile Mücadelede 4 Aşama

NEFİS NASIL TERBİYE EDİLİR?

Nefis Nasıl Terbiye Edilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.