İnsan mı Üstün Yapay Zekâ mı?

Teknoloji insan zekâsını geçebilir mi? Yapay zekâ gerçekten düşünebilir mi? Prof. Dr. Ömer Türker, insan ile yapay zekâ arasındaki farkları, bilgi ve bilinç kavramlarını, geleceğe dair kaygıları ve umutları derinlemesine değerlendiriyor.

Teknolojinin sunduğu imkânlar ile kadim insanlık değerleri arasındaki ilişkiyi sorguladığımız bir dönemde, yapay zekâ tartışmaları zihinleri meşgul ediyor. İnsanın yaratıcısı mı, yoksa kölesi mi olacağı tartışılan yapay zekâyı ve bu teknolojinin bilgi, bilinç ve insanlık geleceği üzerindeki etkilerini Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Türker ile konuştuk.

YAPAY ZEK GERÇEKTEN BİR “ZEK” MIDIR?

Altınoluk: Hocam, yapay zekânın hızla geliştiği bir çağdayız. Yapay zekâ ile insan zekâsını mukayese ettiğimizde, aradaki temel farkı nasıl tanımlarsınız? Yapay zekâ gerçekten bir “zekâ” mıdır?

Prof. Dr. Ömer Türker: Esasında yapay zekâ, isimlendirmeden kaynaklanan bir yanılgıyla anlaşılıyor. Yapay zekâ, gerçekte bir zekâ değildir; o bir matematiksel hesaplama, algoritmik bir yapıdır. İnsan zekâsı ise insan bilincinin bir işlevidir ve bilinç, mutlak surette canlılığı gerektirir. Canlılık olmadığında, hakiki anlamda zekâdan ve bilgiden bahsedemeyiz.

Bizim bilgisayarlara yüklediğimiz veriler, kendi başlarına bilgi değildir; biz onları bilgi olarak kavradığımızda bilgi haline gelirler. İnsan eliyle üretilen her şey böyledir. Şöyle düşünelim: Dünyada milyarlarca uçak olsa ama onları uçak olarak bilen ve kullanacak hiç insan kalmasa, o nesneler uçak olma özelliğini yitirir. Dolayısıyla yapay zekâ dediğimiz yapı, bize bağımlıdır. Elbette ürettiğimiz aletler hayatımızı etkiliyor, şekillendiriyor ancak bunları yapan, sınırlarını aslında tam olarak bilemediğimiz insan zekâsıdır. Yapay zekâyı insani bir zekâymış gibi telakki etmek makul değildir.

Altınoluk: İnsan, kendi birikimiyle bugüne geldiği gibi, yapay zekâ da insanlığın ortak bilgi birikimini kullanarak gelişiyor. Bu muazzam veri işleme kapasitesiyle yapay zekânın özgün bir ahlak anlayışı veya evrensel bir mesaj geliştirmesi mümkün müdür?

Ö. Türker: Yapay zekâ, farklı bireylerin zihinlerinde dağınık halde bulunan bilgileri, sanki tek bir zihnin bilgisiymiş gibi bir araya getirip değerlendirebilir. Önermeler ve kavramlar arasındaki ilişkileri kullanarak, bizim uzun zamanda fark edebileceğimiz sonuçların bilgisine çok daha kısa zamanda ulaşabilir. Dolayısıyla yapay zekâ tanımlanmış sınırlar dâhilinde ahlâkî yargılara varabilir, bir davranış yahut uygulamanın ahlâken isabetli olup olmadığı hakkında çıkarımlar yapabilir. Yüklenen veriler doğrultusunda yapay zekadan verim alınabilir.

Sanırım burada birbirini dengeleyen iki kritik nokta var. Birincisi: İnsan kendisinden daha işlevsel araçlar yapmaya muktedir bir varlıktır. Mesela, biz bir araya gelsek bir binayı kaldıramayız ama insan, onu kaldıracak bir araç yapabilir. Fakat insan, araçları yapma kabiliyeti ve zekâsı sahip olsa da ürettiği her şeyin kabiliyetlerini tam olarak takdir etme ve bütün sonuçlarını öngörebilme özelliğine sahip değildir. Bu ise yapay zekanın da içinde bulunduğu teknik gelişmelerin kabiliyetlerini, o teknikleri geliştirenlerin bile mutlak olarak öngöremeyeceği anlamına gelir. Nitekim teknoloji tarihi açıkça bu duruma tanıklık eder. Bu durum bizde geleceğe dönük kaygı oluşturabilmektedir.

İkincisi: İnsan, gelişmeler karşısında nasıl tepki verebileceği tam olarak öngörülemeyen bir varlıktır. Yapay zekanın sürekli geliştiği ama insan idrakinin sabit kalarak her şeyi dışarıdan izlediği gelecek senaryoları makul olamaz. Özetle insan her ne kadar sonuçları tam olarak öngöremese de ortaya çıkabilecek sonuçları yönlendirme özelliğine sahip.

Altınoluk: Eskiden ilim tahsili için uzun yolculuklar yapılır, büyük emekler verilirdi. Şimdi ise yapay zekâ, muazzam bir bilgi yığınını saniyeler içinde önümüze seriyor. Bilgiye bu kadar kolay erişmek, bilginin kıymetini azaltıyor mu?

Ö. Türker: Bu çok yaygın bir söylem ama doğru bir kanı değil. “Bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu” söyleniyor; hayır, bilgiye ulaşmak daima çok zordur, bugün de zordur. Zira bilgiye ulaşmak, enformasyona, malumata ulaşmak demek değildir. İnsanlar internette karşılarına çıkan malumatı bilgi zannediyorlar.

Hâlbuki önünüze gelen malumatın bilgisel değerini takdir edebilmek, onun nasıl kullanılacağını bilmek, yine o sahada uzmanlaşmayı gerektirir. O malumatın bilgi olup olmadığını anlamak için, eskilerin tabiriyle o alanda "dirsek çürütmüş olmak" gerekir. Enformasyon bilgi değildir.

Evet, yapay zekâ araçsal bir ulaşım kolaylığı sağlıyor. Bir teziniz için aylarca uğraşarak elde edeceğiniz verileri saniyeler içinde önünüze getirebilir. Ancak bu verileri anlamak, yorumlamak ve onlardan yeni neticeler çıkarmak hala derin bir uzmanlık gerektirir. Yapay zekâdan yüz sayfa çıktı alarak tez yazmış veya âlim olmuş olmazsınız. Gerçek bilgi, eskiden olduğu gibi şimdi de uzun süre çalışmayı gerektirir. Bilgi hiçbir dönemde değersiz hale gelmez.

Altınoluk: Yapay zekâya dair iki zıt senaryo mevcut: Birincisi, kontrolden çıkıp insanlık için bir tehdit oluşturacağı; ikincisi ise duygulardan arınmış olduğu için daha adil kararlar verebileceği. Bu iki ihtimali nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsan kendi elleriyle yaptığının esiri olabilir mi?

Ö. Türker: İkinci senaryodan başlarsak; yapay zekânın duygulardan arınmış olması, matematiksel olarak bir sonuç çıkarmasını sağlar ama bu sonucun dış dünyada en doğru davranış olması her zaman aynı şey değildir. Çünkü insan ilişkileri çok değişkendir. Yine de, şartları doğru tanımladığımızda, yapay zekânın bireysel kararlarımızdan daha isabetli sonuçlar vermesi mümkündür.

Tehdit meselesine gelince; robotların insanlığa zarar vermesi uzak bir hayal değil. Zaten kullandığımız aletler kontrolümüzden çıkabiliyor; arabayı hızlı kullanırsanız kontrolü kaybedersiniz. İnsan, kendi elleriyle yaptıklarının esiri olabilen bir varlıktır. Ancak mutlak bir robot işgali senaryosu için çok gerekçemiz yok. Çünkü yapay zekanın enerjisi ve tanımı insana bağımlıdır. Daha önemlisi, insanın çok mühim bir özelliği var: İnsan, tehlikeleri öngörüp önünü alabilen bir varlıktır. Algoritmayı insana zarar vermeyecek şekilde kurgulamak da mümkündür. İnsanlık kendini yok etmek isterse, zaten elindeki nükleer silahlar yeter, yapay zekâya gerek yok.

Altınoluk: Teknolojik gelişmelerin sanki insanın fıtratına aykırı bir seyir izlediği görülüyor. Yapay zekâ düşünmeyi, yürüyen merdivenler hareketi kısıtlıyor. Bu durum insanın kabiliyetlerini azaltmıyor mu? Bu süreci nasıl yorumlamalıyız?

Ö. Türker: Tüm bu meseleleri yine insanın kendisine başvurarak anlayıp çözebiliyoruz. İnsanın anlamsızlaşacağı bir dünya tasavvuru, kıyamet tasavvuru demektir. İnsanla ilgili kötümser düşünceler isabetli değildir çünkü insan ön alabilen, tefekkür ederek sınırları yeniden takdir edebilen bir varlıktır. İnsanın kabiliyetlerini küçümsememeliyiz. Yapay zekâ ve diğer tüm üretimler insani etkinliklerdir.

Teknolojik değişimler her zaman kaygı yaratmıştır. Sanayi devriminde makinelerin insanların yerini alacağı korkusu vardı. Matbaa geldiğinde hattatlar işsiz kalacağını düşündü. Evet, bazı işler el değiştirdi ama başka işler ortaya çıktı. İnsan, çevresine en iyi ayak uyduran ve yaşama tutunma kabiliyeti en yüksek olan canlıdır.

Altınoluk: Son olarak, tüm bu hızlı dönüşümler karşısında geleceğe nasıl bakmalıyız? Bilim kurgu filmlerindeki kötümser senaryolar mı, yoksa insanın merkezde kaldığı bir dünya mı bizi bekliyor?

Ö. Türker: Geleceğe dair umutsuz olmak doğru değil. Kötümser öngörüler, mevcut bilginin, gücün ve değerlerin sürekli aynı kalacağı varsayımına dayanır. Oysa dünya düzeni değişiyor; güç, bilgi, irade ve para hareketlidir, toplumlar arasında dolaşır.

Burada iki şeyi ayırmalıyız: Algoritmaların veya aletlerin gelişim sürecini öngörmek ile insanlık tarihinin geleceğini öngörmek kategorik olarak farklıdır. Aletlerin gelişimini öngörebiliriz ama insanlığın 50 yıl sonra nasıl bir değer sistemine sahip olacağını bilemeyiz.

Benim kanaatimce en kritik nokta şudur: İnsan ile insanın üretimi arasındaki fark kapatılamaz. İnsanın kendisi kıymetlidir; insanın ürünleri ise ancak insana nispetle değer kazanır. Bilginin sahibi makine değil, insandır. İnsanlar olmadıkça, o yüklenen verilerin bilgi olduğundan bahsedilemez. Yapay zekâyı, kolumuza ilave bir kas eklemek gibi, araçsal bir değer olarak idrak edip yönetmek lazımdır. İnsanın kendisini paranteze alan her yorum, hem kötümser oluyor hem de meseleyi ıskalıyor. Bu hataya düşmeye gerek yok.

Altınoluk: Hocam, bu ufuk açıcı mülakat için teşekkür ederiz.

Ö. Türker: Ben de teşekkür ederim.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 474

İslam ve İhsan

YAPAY ZEKÂ GERÇEKTE NEDİR, İNSAN ZEKÂSINI GEÇEBİLİR Mİ?

Yapay Zekâ Gerçekte Nedir, İnsan Zekâsını Geçebilir mi?

YAPAY ZEKANIN ZARARLARI

Yapay Zekanın Zararları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.