Yapay Zekâ Gerçekte Nedir, İnsan Zekâsını Geçebilir mi?
Yapay zekâ hayatımızı nasıl dönüştürecek? Meslekler, bilinç, etik, teknoloji tekeli ve insan olmanın anlamı... Prof. Dr. Şadi Evren Şeker, Altınoluk'a verdiği röportajda yapay zekânın bilinmeyen yönlerini ve geleceğe dair çarpıcı öngörülerini paylaşıyor.
Günümüz dünyasının en çok konuşulan ve belki de en çok merak edilen konusu yapay zekâ. Kimi zaman bir kurtarıcı, kimi zaman ise bir tehdit olarak tasvir edilen bu teknoloji, hayatımızın her alanını dönüştürme potansiyeli taşıyor. Peki, yapay zekâ gerçekte nedir? İnsanlığa neler getirecek, neleri kökünden değiştirecek? İnsan zekâsının karşısında nerede duruyor? Bu temel soruları, hayatını yapay zekâ çalışmalarına adamış, İstanbul Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şadi Evren Şeker ile konuştuk.
YAPAY ZEKÂ GERÇEKTE NEDİR?
Yapay Zekâ Nedir?
Altınoluk: Hocam, herkesin dilinde olan ama belki de tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir kavramla başlayalım. Yapay zekâ tam olarak nedir?
Prof. Dr. Şadi Evren Şeker: Yapay zekâ, en basit tanımıyla, bir alettir. Nasıl ki çekiç veya tornavida bir aletse, yapay zekâ da karmaşık bir alettir. Ancak onu diğerlerinden ayıran temel bir fark var. Bilgisayarı "her makineye dönüşebilen bir makine" olarak tanımlarsak, yapay zekâyı da "her yazılıma dönüşebilen bir yazılım" olarak görebiliriz. Elektriğin tüm dünyayı değiştirmesi gibi, yapay zekâ da her disipline girecek, her mesleği ve insanı dönüştürecek bir gelişimdir. Bu teknolojiyi sadece bir formül veya matematiksel bir ilerleme olarak görmemek gerekir. İçinde kültürün, insan etkisinin ve hayatın kendisinin olduğu çok boyutlu bir olgudur.
Yapay Zekâ Meslekleri Bitirecek mi?
Altınoluk: Bu dönüşümün en çok tartışılan yönlerinden biri de mesleklerin geleceği. Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte işsizlik ciddi şekilde artacak mı? Bu konuda öngörünüz nedir?
Ş. E. Şeker: Bu konuda net olabilirim: Günün sonunda bugün “çalışmak” olarak bildiğimiz her şey bugünkü anlamda yok olacak veya geleceğin anlamıyla dönüşecek diyebiliriz. Benim öngörüm, bu sert geçişin 30 ila 50 yıl arasında yaşanacağı yönünde. Bu, bir gecede olmayacak elbette; bir geçiş süreci yaşanacak. Ama gidişat çok net. Hammaddenin girdiği ve içinde hiç insan çalışmayan ve doğrudan ürünün çıktığı, "karanlık fabrikalar" zaten var. Tarlaları süren, eken, biçen makineler, robotlar hayatımıza giriyor. İhtiyaç ekonomisinin bittiği, ihtiyaçlarımızın makineler tarafından sınırsızca karşılandığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dijital dünya zaten sanal ortamda sınırsız üretim imkânı sağlıyor. Bugün ürettiğimiz yazılımların ekonomik değeri var ama sonsuz sayıda kopyasını üretmek dijital dünya ile mümkün. Sabah bir düğmeye basıp sıcak suyu açtığımızda aslında sürecin tamamının makineler tarafından yürütüldüğü, barajda evimizdeki musluğa kadar makinelerin süreci çalıştırdığı sistemin çoktan hayatımıza girdiğini fark etmiyoruz. Bu yapı, şu anki iş ve çalışmak olarak tanımladığımız her şeyin alternatifinin teknoloji olacağını ve kontrolün büyük oranda yapay zekâda olacağı bir geleceği hazırlıyor.
Yapay Zekâyı İnsan Zekasından Ayıran Özellikler Nelerdir?
Altınoluk: Peki, yapay zekâ her işi yapabilecekse, onu insan zekâsından ayıran temel fark ne olacak? Bizim sahip olduğumuz hangi özellikler yapay zekâda bulunmuyor?
Ş. E. Şeker: Bu çok önemli bir soru. Yapay zekânın teorik olarak şu anki bilgi birikimimizle insanı tam anlamıyla geçmesi mümkün görünmüyor. İnsanın fiziksel özellikleri veya bir hesap makinesine benzetilebilecek zihinsel özellikleri geçilebilir ve çok büyük oranda, çoğu alanda zaten geçilmiştir. Ama insan fiziksel özellikleri ve zekanın ötesinde ve hala keşfedilmeyi bekleyen gizlerle dolu. En kolay anlaşılabilecek farklardan birisi, insanın hayal gücüdür. Yapay zekâ, mevcut bilgiler arasındaki boşlukları doldurabilir, verileri analiz edip sonuçlar çıkarabilir. Ancak, şu an için, Einstein gibi, bilinen fiziğin tamamen ötesinde yeni bir şeyi hayal edip onu ispatlayamaz.
Diğer bir konu ise "bilinç" meselesi. Bilinç, insanın iç dünyası ile dış dünyası arasında kurduğu bir köprü gibidir ve yaşadığımız tecrübelerle şekillenir. Yapay zekâ, bu bilincin dışarıya yansıyan verilerini toplayarak onu taklit edebilir. Bugün bizi en şaşırtan büyük dil modelleri bile sadece kelimelerin birlikte geçme ve birbirini takip etme gibi basit istatistiksel özellikleri ile çalışıyor ve aslında hiçbirisi bir kelimenin ne demek olduğunu, bir cümlenin anlamını bilmiyor. Yapay zekâ insanı bu anlamda taklit edebilir, mesela bir insanın satın alma davranışlarını, zevklerinizi analiz ederek ona benzeyen bir kopya oluşturabilir. Ancak bilincin daha derinlerinde yatan "öz"ü, yani insanı insan yapan o gizemli varlığı kopyalayamaz. Bu yüzden yapay zekâ her işi yapabilir ama "insan olmayı" başaramayacaktır.
Yapay Zekânın Teknolojideki Riskleri Nelerdir?
Altınoluk: Bu kadar güçlü bir teknolojinin kötüye kullanılma riski de endişe oluşturuyor. Özellikle bu teknolojinin birkaç büyük şirketin tekelinde olması, toplumları yönlendirme veya kontrol etme gibi tehlikeler barındırıyor mu?
Ş. E. Şeker: Kesinlikle barındırıyor. "Tekno-feodalite" adını verdiğimiz bir kavram var; yani teknolojinin sahibinin kim olacağı ve dünyayı oradan yönetmesi meselesi. Elbette kar amacı güden bir şirketin toplumu yönetme amacı güden bir yapıya dönüşmesi bir risk. Ancak özgürlüğümüz de tam bu noktada alternatiflerin varlığından geliyor. Ortamda ne kadar farklı görüş, ne kadar farklı yapay zekâ uygulaması olursa, biz de o kadar esnek düşünebiliriz. Birinin cevaplamadığını diğerinden öğrenebiliriz.
Burada asıl mesele, "sorumluluk sahibi yapay zekâ" (responsible AI) dediğimiz kavramı hayata geçirmek. Yapay zekânın aldığı bir kararı neden aldığını "açıklayabilir" olması gerekiyor. Örneğin, yapay zekâ size bir reklam gösterdiğinde, bunu ırk veya cinsiyet ayrımcılığı yaparak mı gösterdiğini sorgulama hakkınız olmalı. Avrupa Birliği'nde bu konuda yasal düzenlemeler başladı. Yapay zekâya karşı dava açabildiğimiz günler yaklaşıyor. Dolayısıyla çözüm, yine teknolojinin kendisinde ve kuracağımız denetim mekanizmalarında yatıyor.
Deepfake Nasıl Anlaşılır?
Altınoluk: Hocam, teknolojinin bir de ‘deepfake’ gibi gerçekle sahteyi ayırt etmeyi zorlaştıran bir yüzü var. Mesela bir kişinin sesi ve görüntüsünü kullanıp gerçekmiş gibi video yapıyorlar, bunu dolandırıcılık amacıyla kullanıyorlar. Bu insanı korkutuyor. Bu tür bilgi kirliliği ve sahtekârlıklarla nasıl başa çıkacağız?
Ş. E. Şeker: Bu, günümüzün en önemli sorunlarından biri. Ancak burada bir paradigma değişikliği yaşandığını görmeliyiz. Eskiden bir devlet başkanının sahte bir videosu çıksa dünyayı sarsabilirdi. Fakat yeni nesil, bu tür sahtekârlıkların olabileceğini bilerek, bunun içinde büyüdü. Dolayısıyla bu tür içeriklerin etki faktörü giderek azalıyor, yapacağı etki de şekil değiştiriyor. Artık bizler bile gördüğümüz bir şeye hemen inanmıyor, “bu deepfake olabilir” diye düşünüyoruz. Bu konuda çözüm yine yapay zeka’dan gelecek, insanların yapay zeka farkındalığı arttıkça bize imkansız gelen şeyler daha ulaşılabilir gelecek ve gerçeğin tanımı değişecek. İnternetteki dolandırıcılık videolarını veya sahte içerikleri insan gücüyle tespit etmek teknolojinin gelişmesi ile daha zor bir hal alıyor; bunu ancak yine yapay zekâ yapabilir. Yani evet, bir tehdit var ama çözüm de yine teknolojinin daha iyiye evrilmesinde ve bizim algı dünyamızı dönüştürmesinde yatıyor.
Yapay Zekâya Yaklaşımımız Nasıl Olmalı?
Altınoluk: Son olarak, bu büyük dönüşümün eşiğinde insanlığa ne tavsiye edersiniz? Pasif bir izleyici mi olmalıyız, yoksa bu sürece aktif olarak katılmalı mıyız?
Ş. E. Şeker: Öncelikle insan olmalıyız. Gelecek insanın değerli olduğu ve insan olmanın ne olduğunun daha çok tartışılacağı bir dünyayı bize gösteriyor. Kesinlikle pasifize olmamalıyız. Düşünmeyi, akletmeyi, hayal kurmayı, üretmeyi, sohbet etmeyi bırakmamalıyız. Yapay zekânın en büyük faydalarından biri, bize insanı yeniden sorgulama ve keşfetme şansı vermesidir. Bir problemi yapay zekâya çözdürmeye çalıştığımızda, önce "İnsan bu problemi nasıl çözüyor?" diye sormak zorunda kalıyoruz. Bu sorgulamalar, bize insanlık olarak şimdiye kadar biriktirdiğimiz her şeyin en doğrusu olmayabileceğini de gösteriyor. Bu teknoloji, bizi daha iyiye götürmek için bir araç olmalı. Bu süreçte en büyük tehlike, insanın kendini pasifize etmesi ve düşünme tembelliğine kapılmasıdır. Yapay zekâ bir alettir ve o aleti tutan el, yani insan, amacını ve iradesini asla kaybetmemelidir.
Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 474








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!