"İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" Ayeti İle İlgili Hadisler

“İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” demenin fazileti ve önemi nedir? “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” ayeti ile ilgili hadisi şerifler...

Nebî (s.a.v) ashabıyla yürürken ayakkabısının bağı koptu, O hemen “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” dedi. Ashabı:

“–Bu da musibet midir?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.v):

“–Evet, mü’mini üzen her şey musibettir” buyurdular. (İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, s. 313/353)

*****

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in kandili sönüvermişti. “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” dediler. Kendisine:

“–Yâ Rasûlallah, bu musibet midir?” diye soruldu.

“–Evet, mü’mine eziyet veren her şey onun için musibettir ve ecir vesilesidir” buyurdular. (Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, I, 380)

*****

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Bir müslüman herhangi bir musibete uğrar da aradan uzun zaman da geçse onu hatırlayıp yeniden “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” derse Allah teâlâ o esnada ecrini yeniler, musibete uğradığı gün ona verdiği ecrin bir mislini ona tekrar ihsan eder.” (Ahmed, I, 201; İbn Mâce, Cenâiz, 55)

*****

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Üzerinden çok zaman geçse bile bir nimete kul yeniden hamd ederse Allah da ona yeniden sevap verir. Üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen kul bir musibet için yeniden “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” derse Allah da ona yeniden sevap ve ecir ihsan eder.” (Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl, II, 203)

*****

Saîd b. Müseyyeb camiye gelmişti, bir de baktı ki cemaatle amazı kaçırmış, bunun üzerine öyle bir “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” dedi ki sesi caminin dışından bile duyuldu. (Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, I, 381)

Yani bunu bir musibet olarak gördü.

İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN NE DEMEK?

İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.