İmama Birinci Rekâttan Sonra Uyan Kimse Namazını Nasıl Tamamlamalı?

İmama birinci rekâttan sonraki rekâtlarda (üçüncü veya dördüncü rekâtta) yetişen kimse (mesbuk) namazı nasıl tamamlar?

İmama namazın başında değil, birinci rekâtın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rekâtlarda uyan kimseye, “mesbûk” denir. Son rekâtın rükûundan sonra imama uyan kimse bütün rekâtları kaçırmış olur.

Mesbûkun hükmü; kaçırdığı rekâtları kazaya başladıktan sonra, tek başına namaz kılan kimse gibidir. Sübhâneke’yi okur, kıraat için eûzü-besmele çeker ve okumaya başlar. Çünkü bu kimse kıraat bakımından namazın baş tarafını kaza etmektedir. Bu durumda eğer kıraati terk ederse namazı fasit olur.

Sübhâneke duasını okuma yeri; eğer kılınan namaz öğle ve ikindi namazı gibi gizli okunan namaz ise iftitah tekbirinden sonradır. Eğer açıktan okunan namaz ise ve imam kıraat etmekte iken yetişmişse, sağlam görüşe göre Sübhâneke’yi okumayıp imamın kıraatini dinler, Sübhâneke’yi kendi kaza edeceği rekât ya da rekâtlar için ayağa kalkınca okur ve tek başına namaz kılanlarda olduğu gibi, kıraattan önce eûzü-besmele çeker.

CEMAATE SONRADAN YETİŞEN KİMSE NAMAZINI NASIL TAMAMLAR?

Mesbûkla ilgili uygulama örnekleri:

1) Sabah namazının ikinci rekâtında imama uyan mesbûk, tekbir alıp susar, imam ile beraber son oturuşta yalnız Tahiyyât okur, imam selâm verince kendisi ayağa kalkar, kaçırdığı ilk rekâtı kılmaya başlar. Sübhâneke ve eûzü ile besmeleden sonra, Fâtiha ile bir miktar Kur’an-ı Kerim okur, rükû ve secdelerden sonra oturup, Tahıyyât ile salli-barik ve Rabbenâ âtinâ dualarını okuyarak selam verir.

2) Akşam namazının ikinci rekâtında imama uyan kimse de, birinci rekât için bu şekilde hareket eder.

Akşam namazının son rekâtında imama uyan kimse, Sübhâneke’yi okur, imamla birlikte o rekâtı kılıp teşehhütte bulunur, bundan sonra kalkar. Sübhâneke’yi okuyup eûzü- besmele çeker, Fâtiha ile bir miktar daha Kur’an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız Tahiyyât okur, sonra “Allahu ekber” diyerek ayağa kalkar, besmele çekip Fâtiha ile bir miktar daha Kur’an-ı Kerim okuyarak rükû ve secdeleri ve son oturuşu yapar ve selâm ile namazdan çıkar. Bu durumda üç defa teşehütte bulunmuş olur. Bununla birlikte mesbûk, ikinci rekâtın sonunda yanılarak oturmayacak olsa, kendisine sehiv secdesi gerekmez. Çünkü bu rekât bir bakıma birinci rekât yerindedir.

3) Dört rekâtlı bir namazın son rekâtında imama uyan kimse, imam ile teşehhütte bulunduktan sonra kalkar, Sübhâneke, eûzü-besmele, Fâtiha ve bir miktar daha Kur’an okur, rükû ve secdelerden sonra oturur, yalnız Tehiyyât’ı okuduktan sonra kalkar, besmele ile Fâtiha’yı ve bir miktar daha Kur’an okuyup, rükû ve secdelere varır, oturmaksızın kalkar, yalnız Besmele ve Fâtiha ile bir rekât daha kılarak son oturuşu yapar, Tahıyyat ile salli-barik ve Rabbenâ âtinâ duasını okuyarak selâm verir.

4) Dört rekâtlı namazın üçüncü rekâtında imama uyan kimse, kendisinin birinci oturuşunu imamın son oturuşuyla birlikte yapar, yalnız Tehiyyât’ı okur, imam selâm verince kalkar, sübhâneke, eûzü- besmele, Fâtiha ve bir miktar Kur’an okuyup rükû ve secdelere varır, sonra kalkar, yalnız besmele ve Fâtiha ile bir miktar daha Kur’an okuyarak yine rükûa, secdelere varır, son oturuş için oturur, Tahiyyât, salli-bârik ve Rabbenâ âtinâ dualarını okuyarak selam ile namazı tamamlar.

5) Dört rekâtlı bir namazın ikinci rekâtında imama uyan kimse, üç rekâtı imam ile birlikte kılmış olur, teşehhütten sonra kalkar, Sübhâneke, eûzü-besmele, Fâtiha ve ilâve bir sûre okuduktan sonra rükû ve secdelere varır, son oturuşu yaparak, namazını selam ile tamamlar.

İmama ilk rekâtın rükûunda yetişen kimse mesbûk değil müdrik olur, yani namaza başında yetişmiş sayılır. Fakat imama rükûdan sonra yetişen kimse o rekâtı kaçırmış olur ve mesbûk durumuna düşer. Kaçırdığı rükûdan sonra secdeleri imama uyarak yapsa bile, imam selam verdikten sonra kalkıp, bu rekâtı bütün olarak kaza etmesi gerekir.

Mesbûkun imam selam vermeden önce ayağa kalkabileceği haller:

Teşehhüt miktarı oturduktan sonra, imam daha selam vermeden önce, mesbûkun kaçırdığı rekâtları kaza etmek üzere ayağa kalkması mekruh sayılmıştır. Ancak abdestinin sıkışık olması veya güneşin doğması ya da namaz vaktinin çıkması gibi bir nedenle, vaktin sıkışık olması durumunda mesbûk, imamın selâm vermesini beklemeden kalkıp namazını tamamlayabilir.

İmama birinci rekâttan sonraki rekâtlarda uyan kimse, kaçırdığı rekâtları kaza etmek üzere kalktığında kaç rekât kaçırdığını hatırlayamazsa, kendisiyle birlikte sonradan imama uyan başka bir mesbûkun kaç rekât kılacağını mücerred izlemesi, namazının sıhhatine zarar vermez.

Ebû Hanife’ye göre, mesbûk Kurban bayramında teşrik tekbirlerini imam ile birlikte alır, daha sonra ayağa kalkıp, kaçırdığı rekâtları tamamlar. Halbuki bu müctehide göre, tek başına namaz kılan kimse bu teşrik tekbirleri ile yükümlü değildir. Bu konuda mesbuk, tek başına namaz kılan kimse gibi değil, imama uyan kimse mesabesindedir.

İmam daha selâm vermeden mesbûk, tahiyyatı okuyup bitirmiş olsa, bir görüşe göre kelime-i şehadeti tekrar eder, başka bir görüşe göre ise susar. Bu konuda doğru olan, mesbûkun Tahiyyatı yavaş yavaş okumasıdır.

İmam yanlışlıkla beşinci rekâta kalksa, mesbuk da ona tabi olarak kıyama kalksa, eğer imam dördüncü rekâtta oturmuş ise, mesbukun namazı bu kıyam ile fasit olur. Fakat imam, dördüncü rekâtta oturmamış ise, beşinci rekâtta secdeye varmadıkça mesbûkun namazı bozulmaz.[1]

Dipnotlar:

[1] bk. İbnu’l-Humâm, Fethu’l-Kadîr, I, 277 vd; İbn Âbidîn, age, I, 555-560; Zeylâî, Tebyînü’l-Hakâik, III, 137 vd; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, Bulak, 1310/1892, I, 119 vd; Zühaylî, age, II, 209; vd; Bilmen age, s. 183 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

CEMAATE SONRADAN YETİŞEN NAMAZINI NASIL KILAR?

Cemaate Sonradan Yetişen Namazını Nasıl Kılar?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.