İlgi İnsanları Nasıl Yetiştirir ve Geliştirir?
Bilgi tek başına insanın kişiliğini ve gönlünü şekillendirmeye yeter mi, yoksa samimi ve sürekli ilgiyle desteklenen bir eğitim şart mı?
Kur’ân-ı Kerim’de insanın “alak”tan yaratıldığı beyan edilir.[1] “Yapışmak, asılmak, sevgi ve ilgi” gibi anlamlara gelen bu kelime ile aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç duvarına asılı vaziyeti kastedilir. İşte bu haliyle anne karnındaki insan olma yolculuğuna giren bebek, anneyle hem maddi hem de manevî bir bağ kurarak beslenmeye ve büyümeye başlar.
İLGİ VE ALAKA: NİTELİKLİ YETİŞMENİN GİZLİ ANAHTARI
İlkin İnsan: Anne Karnından Başlayan İlgi
Esasen insan var oluşunun başlangıcından ömrünün sonuna kadar ilgi ilgi beslenen ve bu sayede hem maddî bedeni hem de manevî boyutu şekillenen bir varlıktır. Beslenme kaynakları mühimdir. Bedeni, zihni ve gönlü doğru ve tıyb (temiz) kaynaklarla ilgi kurabilirse nurânî bir şahsiyet oluşurken; haram, kirli ve zehirli ilgilerle kuşatılırsa zulmânî bir kişilik oluşumu söz konusu olmaktadır. Bu yönüyle ilgilerin niteliği gelişimin keyfiyetini oluşturur diyebiliriz.
Psikologlar üç çeşit ilgiden bahsederler:
- Olumlu ilgi: Selâm vermek, iltifat etmek, ihsan ve ikramda bulunmak.
- Olumsuz ilgi: İncitici konuşmak, eziyet etmek vb.
- Sıfır ilgi: Yokmuş gibi davranmak.
Bu ilgi çeşitlerinin içerisinde en yıpratıcı ilgi, “sıfır ilgi”dir yani ilgisizliktir denilmiştir. Olumlu ilgiler, şımartma seviyesine gelmediği sürece büyütücü ve geliştirici bir iksirdir. Negatif ilgiler ise terbiye maksatlı olarak kimi zaman faydalı ise de bunun da dozu doğru ayarlanabilmelidir. Aksi halde ilgilerin kopmasına sebebiyet verebilir. Terbiye ve idarede esas olan ise aradaki ilgi bağını hiçbir şekilde koparmamaktır. Zira kopan bağların yeniden kurulması zordur. Zayıflayan bağları ise besleyip büyüterek güçlendirmek her zaman için mümkündür.
İlginin besleyici olması hem verici kaynağın hem de alıcının durumu ile yakından ilgilidir. Her şeyden önce ilgi, samimi ve içten olmalıdır. Alıcının da ilgi kaynağına hüsn-i zan beslemesi esastır. İlginin kökü gönülde dalları uzuvlardadır. Köksüz ilgiler yapmacık alakalardan ibarettir ki faydadan ziyade zarar getirir. Bir gönülde, kibir, haset, bencillik, muhabbetsizlik ve merhametsizlik varsa bu çeşit kimselerin ilgisi muhataba zarar vericidir. Bu nevi kimselerden iyi bir eş, iyi bir eğitimci, iyi bir dost ve iyi bir idareci çıkmaz. Nazarlarından ve yakınlarından uzak durmak gerekir.
Göz, Kulak ve Dil: İlginin Dışa Yansıyan Kanalları
İlginin çeşitleri ve kanalları çoktur. Göz, kulak, dil, el ve yüz gibi zahirî uzuvlar ilgide önemli olduğu gibi gönüller de ilgide son derece büyük önemi haizdir.
Göz ilgisi, bütün kültürlerde önemsenmiştir. Nazar aşılayıcıdır. Bir arifin merhamet ve erdirici nazarına erişmek, ateşleyici, harekete geçirici ve duyguları motive edicidir. Bu yönüyle büyüklerin ve gerçek eğitimcilerin göz temasına ehemmiyet vermek gerekir. İnsan görülmek ister. Hizmetlerini ve güzelliklerini görüp takdir etmediğiniz kimseleri zamanla pörsütürsünüz. Ders, seminer ve konferanslarda bile etkili olmanın önemli unsurlarından biri göz teması kurabilmektir. Hatta “söz göze söylenir” ifadesi bir deyim haline gelmiştir.
Dinlemek de ilginin önemli bir çeşididir. Çoğu problemler etkili bir dinleme ile daha kolay çözülür. Çocuk olsun yaşlı olsun sözünün dinlenilmesini ister. Bu bir anlamda saygı göstergesidir. Muhataba değer verildiğinin en önemli nişanlarından biridir.
Dil, şayet yerinde kullanılırsa en etkili vasıtalardan biridir. Özellikle tatlı dil, saygılı dil ve muhataba değer yükleyen nitelikli konuşmalar muhatabı besler ve aşılar. Hem muhtevası hem de üslubu güzel olan cümleler, hem yön gösterici hem de geliştiricidir. Söz ilgisini ölçülü kullanabilmek, basiret ve firaset işidir.
Beden dili de ilgide önemli bir yer tutar. Güler bir yüz yaklaştırıcı; abus ve somurtkan bir yüz uzaklaştırıcıdır. Birinden yüz çevirmek onu üzüp yokluğa mahkûm ederken, bütün bedeniyle bir kişiye yönelmek değer ve itibar yükleyicidir.
Gönül ilgisi ise görünmeyen bir enerji yayar. İçten içe akan muhabbet ve merhamet akımı, muhatabın iç dünyasında dönüşüm ve değişimlere vesile olur. En derinlikli ilgiler, birinin gönlüne girerek ve birilerini gönül sarayına alarak oluşur. Gönül ilgisi sözü, gözü, kulağı ve beden dilini de yönlendiren ve niteliğini belirleyen bir ilgidir. Bu yönüyle ilginin ana menbaı mesabesindedir diyebiliriz.
Devamlılık ve Denge: İlginin Yetiştirici Gücü
İlginin yetiştirici ve geliştirici olması sürekliliği ile de doğru orantılıdır. İlgide devamlılık tekâmül için olmazsa olmaz bir zarurettir. Zira terbiye basamak basamak yükselinen bir kemâl yolculuğudur.
İlgi ve ilişkilerde celâl ve cemâl dengesi de son derece önemlidir. Şımartmayan, yakmayan, boğmayan, donuklaştırıp koparmayan bir ilgi dengesi lüzumludur. İnsana terbiye maksatlı dokunuşlar ve ilgiler, ince bir titizlik ister. Nefs ve şeytanın hile ve desiselerinden arınmamış niyet, söz ve davranışlar, insanı arındırıcı ve tekâmül ettirici değil, belki kirleten ve gerileten ilgilerdir. Bu sebeple ilgi kaynakları titizlikle seçilmelidir.
Eğitimde İlgi: Bilgi ve İlgiyi Birleştirmek
Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin ve okulların bilgi aktarım becerileri kadar ilgi kalitelerine de dikkat etmek gerekir. Merhametsiz, sevgisiz ve gönülsüz eğitimcilerin bakışı, sözü ve duruşu çoğu zaman tertemiz fıtratları bozar ve belki de zehirler. Eğitim fakültelerinde bilgiyle birlikte ilginin de nasıl geliştirileceğinin projeleri yapılmalıdır. Hafızalara malumat aktarmak, bir takım teknik ve becerilerden haberdar kılmak elbette önemlidir. Ancak değer yüklü nesiller yetiştirmek daha çok nitelikli ilgilerle mümkün olabilecektir.
Bir toplumun önde gelen âlim, ârif ve idarecileri, hangi alana ilgi ve iltifat gösterirlerse, o alanda bir gelişme ve bereket söz konusu olması tabiidir.
Anlatılır ki pâdişâhlara da hüsn-i hat dersi veren Hâfız Osman, gâyet mütevâzı biriydi. Saraya derse giderken sade giyinir, kendisini kibir ve gurura sevkedecek her şeyden kaçınırdı. Birgün Sultan II. Mustafa, Hâfız Osman’ın hokkasını tutarak kendisine iltifât ve alâka gösterdi. Sonra yazdığı hârikulâde yazılara hayran hayran bakarak:
“Üstâd! Böyle bir Hâfız Osman bir daha zor yetişir! Belki de hiç yetişmez!” dedi.
Bu iltifât üzerine Hâfız Osman, mahcûb oldu ve şu mânidar cümleleri söyledi:
“Sultanım! Sizin gibi hocasına hokka tutan pâdişâhlar geldikçe, daha çok Hâfız Osmanlar yetişir!”
Evet, yetişmek için bilgi lüzumludur ve fakat doyurucu bir ilgi olmadan nitelikli şahsiyetler inşasında yeterli olamayacaktır.
Dipnot:
[1] Alak Sûresi, 2.
Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!