İbret Al! İbret Olma!

Bahtiyar insanlar insanların en belirgin özellikleri nedir? Başa gelen felâketlerden ibret almanın fazileti ve önemi nedir? "Tarih değil, hatâlar tekerrür eder." sözünden çıkarmamız gereken ders nedir? Neslin korunmasının önemi nedir?

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Başkalarının başına gelen felâketlerden ibret al ki daha başkaları da senden ibret almasınlar.”

“Bahtiyar insanlar; kendilerinden önce gelenlerden, eski hâdiselerden, darb-ı mesellerden, hikâye ve kıssalardan hisse alır, ibret dersi çıkarırlar. Bu sûretle kendilerinden sonra geleceklere ibret teşkil etmezler.”

Kurʼân ve kâinat nasıl ki kavlî ve kevnî âyetlerse, Cenâb-ı Hakkʼın ezelî ve ebedî ilmiyle takdir ettiği hâdiseler de ibret nazarıyla okunması gereken, sır ve hikmet dolu bir başka kitap mâhiyetindedir.

Cenâb-ı Hak, Kurʼân-ı Kerîmʼinde; Âd Kavmi, Semud Kavmi, Firavunʼun Kavmi, Şuayb -aleyhisselâm-ʼın kavmi gibi geçmiş milletlerin başından geçen bazı hâdiseleri, birer ibret levhası hâlinde zikrediyor. Onların işledikleri cürüm ve isyanlar sebebiyle nasıl helâke sürüklendiklerini bildiriyor ki;

‒Aynı hatâlara biz de düşmeyelim.

‒Onların kıssalarından hisse alalım.

‒Bizden sonra gelecek nesillere kötü bir örnek olmayalım.

Geçmiş Hadisleri Unutma ve Ders Çıkar

Esâsen tarih ilminin gâyesi de istikbâle emin adımlarla yürüyebilmek için, mâzîden gerekli ders ve ibretleri almaktır. Zira geçmişte birçok kavmi batıran hatâ ve isyanlar, bugün de devam etmektedir.

İbn-i Haldunʼun dediği gibi:

“Geçmiş hâdiseler gelecek olanlara, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.”

Bu bakımdan tarih ilmi, kuru bir kronoloji bilgisinden ibaret değildir. Tarihte âbâd olanlar niye âbâd oldu, berbâd olanlar niye berbâd oldu? İşte tarih ilmi, hâdiselerin sebep ve neticelerindeki mantığı kavrayıp;

‒Mâzîdeki hatâların benzerlerine düşmekten sakınmak ve

‒Muvaffakıyete ulaştıran tecrübelerden istifâde edebilmek için, sık sık bakılması gereken bir aynadır.

Yine tarih, milletlerin çeşitli hâdiselerle dolu mâzîlerinde; hak ile bâtılın, doğru ile yanlışın, hayır ile şerrin asıl zeminini gösteren, hikmetli bir ilimdir. İstikbâle giden yolda isâbetli adımlar atabilmek için, bu zemini doğru idrâk etmek elzemdir.

Merhum Âkif ne güzel söyler:

Tarihi tekerrür diye târif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?..

Tarih Değil Hatâlar Tekerrür Eder

Sultan 2. Abdülhamid Han da;

“Tarih değil, hatâlar tekerrür eder.” diyerek, geçmişten ders almanın ehemmiyetini ifade etmiştir.

Dünyanın gözleri önünde katliâma mâruz bırakılan Bosna’nın mücâhid ve mütefekkir lideri Aliya İzzetbegoviçʼin;

Soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır!” sözü de tarihin aslâ göz ardı edilmemesi gereken bir îkaz levhası olduğunu, açıkça beyan etmektedir.

Hakîkaten 1974ʼte Kıbrısʼta, 1992ʼde Azerbaycan-Hocalıʼda, 1992-1995 yılları arasında Bosnaʼda, 2010ʼlu yıllardan itibâren Arakanʼda, günümüzde ise Gazzeʼde yaşanan katliamları ve emsallerini unutmayıp unutturmamalıyız ki bu felâketler tekrarlanmasın.

İstiklâl şâiri Mehmed Âkif;

“Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” dediği gibi, Çanakkaleʼden, İstiklâl Harbiʼnden, 15 Temmuzʼdan ibret alıp bunları unutmamalıyız ki o ağır bedelleri bir daha ödemek zorunda kalmayalım.

Bunun için kendi medeniyetimizin kıymetini bilelim. Bizi biz yapan İslâm şahsiyet ve karakterine sımsıkı sarılalım. Evlâtlarımızı da bu şuurla yetiştirmeye gayret edelim.

Yine Aliya İzzetbegoviçʼin şu ihtârını da aslâ unutmayalım;

“Savaş; ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir!”

Eskiden kılıç kılıca haçlı savaşları vardı. Bugün kılıçlar ortadan kalktı. Çünkü haçlı işgallerinin şekli değişti. Bugün -maalesef- daha beter bir haçlı istilâsı zihinlerde ve gönüllerde yaşanıyor. Küresel güçler; siyasî, iktisadî hattâ askerî baskılara ilâveten, hâkim oldukları internet, sosyal medya, dijital oyunlar, televizyon, filmler, diziler, modalar ve reklâmlar vasıtasıyla, âdeta ruhlara katran döküyor. Nesillerimizin iç dünyasını boşaltıyor, kendi gâfilâne dünya görüşleriyle dolduruyor.

Eskiden toplumda sınırlı sayıda kumarhane vardı. Mahdut miktarda gayr-i ahlâkî fiillerin işlendiği mekânlar vardı. Bugün ise dijital mecrâlar bunların daha ötesine geçti. İnternete bağlı bütün ekranlar, birçok cürmün kolayca işlenmesine elverişli vâsıtalar hâline geldi.

Nesli tehdit eden bütün bu hayâsızca akınların neticesinde -maalesef- âhiret unutuluyor, iffet ve hayâ zedeleniyor, ahlâksızlıkların normal kabul edilmesi dayatılıyor. Aile müessesesi başta olmak üzere, millî ve mânevî bütün âidiyetler yok edilmek isteniyor. Toplumlar; köksüz, kimliksiz, kişiliksiz, kolayca yönetilen “insan sürüleri” hâline getirilmeye çalışılıyor.

Nice güzel ve pâk nesiller; medyanın kölesi, küresel kültür istilâcılarının gönüllü bir esiri hâline geliyor. Uyuşmuş dimağlar, kendilerini düşmandan koruyan maddî-mânevî zırhları “yük” olarak görmeye başlıyor. Şerre karşı savunmasız yaşamayı “hak, hürriyet ve rahatlık” zannediyor, sefâlet çarşılarında saâdet arıyor.

Bu safhadan sonra, anne-babanın biyolojik yakınlığı da bir kıymet ifade etmiyor. Evlâtlar, dimağlarını besleyen mihrakların çocukları olup çıkıyor. Kendi medeniyetine nefret kusan, cellâtlarına âşık gâfillere dönüşüyor. Gayr-i müslimlere özenen evlâtlar, kendi ecdâdına değil, ecdâdının düşmanlarına hayranlık duyan nesiller olarak özüne yabancılaşıyor.

Bâtıl ehline özenerek ebedî saâdetini tehlikeye atmanın, ne büyük bir hamâkat olduğunu, Mevlânâ Hazretleri şu teşbihle îzah ediyor:

“Kuzunun kurttan kaçmasına şaşılmaz. Zira kurt, kuzunun düşmanı ve avcısıdır. Lâkin hayret edilecek şey; kuzunun kurda gönül kaptırmasıdır!..”

Neslin Korunmasının Önemi

Bunun için, nesillerimizi korumak, bugün çok daha ehemmiyetli bir hâle gelmiş bulunmaktadır.

İslâm şahsiyet ve karakterini korumanın ilk şartı da küffâra karşı mukâvemetli ve tâvizsiz olmaktır. Zira îman; lâyıkına muhabbet kadar, müstahakkına nefreti de gerektirir. Yine îman; hubb-i fillâh / Allâh’ın sevdiklerini sevmek kadar buğz-i fillâh / Allâh’ın sevmediklerini sevmemeyi de îcâb ettirir.

Nitekim Fetih Sûresi’nin son âyetinde, Peygamber Efendimiz’in yanında bulunan mü’minlerin vasıfları sayılırken “kâfirlere karşı çetin (yani zerre kadar tâviz vermeyen), kendi aralarında ise merhametlidirler” buyrulmaktadır.

Yine Mâide Sûresiʼnin 54. âyetinde, Allâhʼın sevdiği toplumun vasıfları zikredilirken “müʼminlere karşı alçak gönüllü (mütevâzı ve şefkatli), kâfirlere karşı ise vakarlı ve zorlu” oldukları beyan edilmektedir.

Demek ki gayr-i müslimlerin bâtıl inançlarından, en ufak bir in’ikâs alınmayacak. Onların örf, âdet ve inançlarına karşı gönülde en küçük bir temâyül ve sempati bulunmayacak. Meselâ hristiyan âleminin mukaddes saydığı yılbaşını kutlamak, İslâm şahsiyet ve karakterine kesinlikle aykırıdır. Ayrıca bir “Vatikan projesi” olan “dinler arası diyalog” çalışmalarının da İslâmʼdan tâvizler koparma maksadına hizmet ettiğini aslâ hatırımızdan çıkarmamalıyız. Yegâne hak dîn olan İslâm mükemmeldir. Mükemmelin ise tahrife uğrayıp bozulmuş bir din ile teʼlif edilmesi aslâ söz konusu olamaz!

Bugün kapitalist sistem, daha fazla mal satabilmek için “anneler, babalar, sevgililer günü” gibi birtakım günler îcâd etmiştir. İslâmʼda bunların yeri yoktur. Her gün anne-babaya, aile efrâdına, akrabaya, konu-komşuya vefâkâr olma günüdür. Elinin ve yüreğinin uzanabildiği bütün coğrafyalardaki mazlum, mağdur ve bîçâre din kardeşlerimize iyilik, ihsan ve ikramda bulunma günüdür.

Müslümanın bütün yaşantısı, merasimi, düğünü, âdetleri, evi, eşyası, kılık-kıyafeti, saçı-sakalı, şekli-şemâili, velhâsıl her hâl ve tavrı, İslâmî bir karakter ve üslûp içinde olmalıdır. Bunun aksine gayr-i müslimlere benzemeye çalışmak ise îmâna zarar verir, hattâ -Allah korusun- sonunda onlardan olmakla neticelenebilir. Zira hadîs-i şerîfte buyruluyor:

“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)

Nitekim Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da Azerbaycan ve Dağıstan’a gönderdiği İslâm ordularına şu tembihte bulunmuştur:

“‒Sakın putperestlerin giyindiği gibi giyinmeyin! Onların yediğinden yemeyin! (Orada İslâm şahsiyet ve karakterini muhafaza edin…)”

Bu bakımdan bir mü’min, kimlerle ünsiyet edeceğine, kimlere karşı mesafeli kalacağına son derece dikkat etmelidir. Namazın her rekâtında okuduğumuz Fâtiha Sûresiʼnde;

“Bizi doğru yola, kendilerine nîmet verdiklerinin yoluna ilet…” (el-Fâtiha, 6-7) niyâzında bulunuyoruz.

Cenâb-ı Hak, nîmet verdiği kullarının kimler olduğunu, dolayısıyla kimlere özenmemiz gerektiğini şöyle beyan buyuruyor:

“Kim Allâhʼa ve Rasûlʼe itaat ederse işte onlar, Allâhʼın kendilerine nîmet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel dostlardır!” (en-Nisâ, 69)

İşte bu dostlara benzeyebilmek, büyük bir uhrevî hazinedir ve kulun elde edebileceği en kıymetli servet de budur.

Buna mukâbil, yine Fâtiha Sûresi’nin son âyetinde;

“…Gazaba uğrayanların ve sapıkların (yoluna) değil.” (el-Fâtiha, 7) buyrularak, gayr-i müslimlerin yoluna uymaktan ve onlara benzemekten îkaz edildiğimizi, hatırımızdan çıkarmayalım.

Bugün selde sürüklenen kütükler misâli savrulup gitmemek ve mânevî kimliğimizi kaybetmemek için, Kurʼân ahlâkına sımsıkı sarılmamız elzemdir. Bilhassa evlâtlarımızı sağlam bir İslâmî şuurla yetiştirmeliyiz ki zamâne şerlerine karşı mukâvemet gösterebilsinler; îman, ahlâk ve şahsiyetlerini koruyabilsinler.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Aralık, Sayı: 478

İslam ve İhsan

KENDİNDEN ÖNCEKİLERDEN İBRET AL DA BAŞKALARINA İBRET OLMA!

Kendinden Öncekilerden İbret Al da Başkalarına İbret Olma!

DÜNYAYA İBRET GÖZÜYLE NASIL VE NE ZAMAN BAKARIZ?

Dünyaya İbret Gözüyle Nasıl ve Ne Zaman Bakarız?

İBRET AL, ŞERRE İBRET OLMAKTAN SAKIN!

İbret Al, Şerre İbret Olmaktan Sakın!

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle