Hz. Fâtıma’nın Düğünü ve Günümüz Evliliklerinde İsraf Sorunu

Hz. Fâtıma’nın örnek düğününden hareketle İslam’da evlilik adabı, düğünlerde sadelik, gösteriş ve israftan kaçınmanın önemi.

Zaman su gibi akıp geçiyor. Doğan büyüyor, evleniyor, yurt-yuva, çoluk-çocuk sahibi oluyor. Devran dönüyor, Rabbimizin “Ve tilke’l-eyyâmü nüdâvilühâ beyne’n-nâs/Biz zamanı insanlar arasında devrettiririz” sırrı devamlı olarak gerçekleşiyor.

DÜĞÜNLERDE İSRAF VE GÖSTERİŞ: NELERİ YANLIŞ YAPIYORUZ?

Yeni bir düğün mevsimine eriştik elhamdülillâh. Eriştik de bilhassa evlât sahipleri ve yakınları için bu imtihan dünyasının başlangıcındaki kısa da olsa mutlu anlarından biri olan evlilik ve sünnet düğünü vesilesiyle yapılanlar biz inananlar için nasıl geçiyor? “Bu devrânı ve serüveni nasıl yaşıyoruz? Yahut müslümanca nasıl yaşamalıyız” sorusu her yıl yeniden ve tekrâren konu üzerinde düşünmemize imkân veriyor. Bu tezekkür ve uygulamalar yapmak için fırsatı değerlendirebiliyor muyuz? Neleri doğru, neleri yanlış yapıyoruz? Güzel örnekler oluşturabiliyor muyuz?

Bunları düşünürken birkaç haber bu yazıya sebep oldu: İlki doğuda bir aşiret düğününde takılan takılar, gençlerin dedeleri tarafından fakir fukaraya dağıtıldığına dair sevindirici haberdi. Daha sevincini yaşayamadan, elhamdülillah bunlar da varmış diyemeden muhafazakâr camianın tanınmış ve -hattâ tanınmamış- isimlerine ait basına düşen haberler!.. Ardından kısa aralıklarla iki haber daha: Van’da gerçekleşen ve kilolarca altın takılarıyla iletişim vasıtalarına konu olan müsrifâne düğünler, arkasındaki kara para aklamalarına dair iddialar vs. vs. Ayrıca bunlara özenen orta halli veya nisbeten imkânlı yakınlarımızın lüks otellerdeki mütevâzi (!) düğünleri…

Aşırı israfla sarmaş dolaş kına gecesi merasimleri, balayı seyahatleri, velime diye ikram edilen çeşit çeşit -garip isimli, tatsız tuzsuz ama pahalı yemekler, şatafatlı sayı ve özellikte süs eşyaları, gereksiz ev ve mutfak eşyaları, daha neler neler… Samimi kanaatim maalesef dahili ve harici türlü dayatmalarla “genel akışa gafilâne uyarak” yuvarlanıp gidiyor oluşumuzdur...

HZ. FÂTIMA’NIN DÜĞÜNÜNDEN İBRET

Bu arada yayına hazırladığımız “Mahfil” mecmuasında yakın geçmişimizin önemli kalem erbâbından, son mesnevihan Tahirü’l-Mevlevi (v. 1951) Efendi’nin 1920’lerde İstanbul’da gereksiz ve zamansız şa’şası ve masrafı yüzünden devir gazetelerinin diline düşen tüccar Râşid efendinin düğünü vesilesiyle kaleme aldığı yazıyı hatırladım. Aradan bir asırdan fazla geçmesine rağmen bu günkü gibi tazeliğini koruyor. “Fa’tebirû yâ üli’l-ebsar: İbret alın ey kalb gözü açık olanlar!” ; Fettekullâhe yâ üli’l-elbâb: Allahı incitmekten sakının ey akıl sahipleri!”  emr-i ilâhilerinden kaynaklanan samimi ve dindârane anlayışla, süregelen yanlışlara, aşrılıklara ve israftan kaçınmaya işaret ediyor. Okuyalım:

“Servet ve refâh devlet adamlarından millete intikāl eylemiş, hele muhârebeden beri orta halli memurların aşırı sıkıntılara düşmüş olması dolayısıyla çoktandır İstanbul’da mutantan bir cemiyet (düğün merâsimi) görülememişti. Bu münâsebetle olmalı ki tüccârdan Râşid Ağa’nın geçen ay içinde yaptığı debdebeli bir düğün; birkaç gün için halkın ve matbûâtın diline düştü.

Hâlbuki Osmanlı Pâyitaht İstanbul ile diğer şehirlerde, hattâ İslâm ülkelerinin hemen hepsinde; bunun gibi değil, günlerce ve haftalarca sürmüş, intizâm ve ihtişâmıyla memleketi bir zevk u safa, bir eğlence yeri hâline getirmiş düğünleri pekâlâ hatırlanabilir!

Kırk gün, kırk gece devam ettiği masallarımıza bile geçen o eski ve şâhâne düğünler hatırlanınca Râşid Ağa’nınki bahse bile değmezken -ciğer yanıklığı tesiriyle olmalı ki- ona dâir epeyce yazı yazıldı.

Hz. Fâtıma ile Hz. Ali’nin Evliliği

Bu münâsebetle ben de Peygamber Efendimizin kızlarından Hz. Fâtıma’nın düğününü hikâye etmek ve bi’l-vesîle birkaç söz söylemek istedim.

Ehlinin mâlûmudur ki: Fâtımâtü’z-Zehrâ radıyallâhu anhâ Hazretleri; Efendimizin Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsûm isimli kızlarının en küçüğü ve onun sevgilisi idi. Cenâb-ı Zehrâ 15-16 yaşlarına girdiğinde bâzıları; müşârün-ileyhâyı istemiş ve Efendimiz, tâliplere evet dememişti. Hz. Ali Efendimiz de 21-22 yaşlarında bir delikanlıyken Hz. Fatıma’ya talip olmuştu. Bu istek cânib-i Nebevî’den “Merhaben ve ehlen!” iltifâtıyla uygun bulunmuş, zırhının satılıp bedelinin getirilmesi emrolunmuştu.

Filhakīka Hz. Ali’ye pek lüzümlu olmayan o zırh müzâyedeye çıkarılmış, 400 dirhem bedel ile Hazret-i Osmân tarafından satın alınmış ve düğün hediyesi olmak üzere Hz. Aliye iâde edilmişti.

Cenâb-ı Ali; dirhemleri huzûr-ı nebevîye getirip kemâl-i edeble bıraktı. Aleyhi’s-salât Efendimiz; içinden bir mikdârını alıp Bilâl-i Habeşî’ye, kalanını da Ümmü Süleym’e verdi. Ve gelin için lâzım olacakların tedârik olunmasını fermân buyurdu.

Seyyidetü’n-nisâ Hz. Fatıma’nın cihâzı (çeyizi) kaynaklara göre farklılık gösterse de Ravzatü’l-Ahbâb tercümesindeki en tafsilatlı rivâyet şudur:

“Zırhın bedeli olan dört yüz dirhemin üçte biri ile güzel kokular alındı, üçte biri elbise ile ihtiyaç malzemelerine kalanı ise gerekli ev eşyasına sarf edildi ki bunlar iki câme-i bürd (hırka giysisi) ve iki gümüş bâzûbend ve bir kadife ki bedenini örtmezdi ve bir takye ve bir bardak ve bir el değirmeni ve bir elek ve iki desti ve bir su koyacak kap ve bir maşraba. İstebrak keteninden iki nihâlî [sahan altlığı, nihâle] ki birinin haşvi hurma lifinden ve birinin haşvi sahtiyân tırâşesinden idi ve dört yastık ki ikisi hurma lifiyle ve ikisi yünle dolmuştu.”

İkinci sene-i hicriyye içinde bir gün idi ki[2] sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz; Ebû Bekir, Ömer, Osman, Abdurrahmân bin Avf gibi Muhâcirler’in seçkinleri ile Ensâr’ın ileri gelenlerini Enes bin Mâlik vâsıtasıyla dâvet etmiş ve onlara karşı bir hutbe okuyup dört yüz dirhem mehir ile kerîmesini Ali bin Ebî Tâlib’e tezvîc eylediğini beyân buyurmuştu. Akdin tamamını Hz. Ali’nin kabulüne tâlik eylemiş, bâdehu huzzâr-ı meclise bir tabak hurma dağıttırmıştı.

Hazret-i Ali; o anda huzûr-ı peygamberîde değildi. Bâdehu gelip teklîf-i nebevîyi öğrenince o da bir hutbe îrâd ederek:

– “Kad radîtü bi-zâlike yâ Resûlallah/ Ey Allahın Resûlü bu kararınıza razıym, akdi kabul ettim!” dedi.

Güvey yemeği [velime] olmak üzere, Sa’d bin Muâz’ın hediye ettiği bir koç kesilerek Ensâr’dan bâzılarının saçı olarak gönderdiği darı unuyla pişirilmiş “hays” denilen bir parça tatlı yapılmıştı.[3]

Yatsı namazı kılındıktan sonra Hazret-i Zehrâ; Ümmü Eymen[4] ile zevcinin evine gönderildi. Bâdehu dârü’z-zifâf; taraf-ı nebevîden ziyâret ve zevceyn hakkında duâ ile avdet buyuruldu.

Âlemlere rahmet, beşeriyete numûne-i insâniyyet olarak gönderilen Peygamber-i Ekber’in en sevgili kerîmesi ve yine evlâdı kadar sevdiği amca-zâdesini bu sûrette evlendirmişti.

GÖSTERİŞİN BEDELİ, EVLİLİĞİN BEREKETİ VE ZAMANIMIZIN ÂDETLERİ

Acabâ bu kadar sâdeliğin esas sebebi zarûret mi idi, yoksa ümmet için göstermek istenilen bir hikmet mi idi? Abd-i âciz; ikinci ihtimâli daha kuvvetli görüyorum. Çünkü, arzu edilmiş olsaydı o vakte göre göz kamaştıracak ve ses getirecek bir düğün yapabilmek için îcâb eden masrafın ya hediyeten yâhut borç olarak tedâriki; Resûl-i Ekrem Hazretleri için pek kolay bir şeydi. Fakat hediye talebine Ulüvv-i Cenâb-ı Muhammedî tenezzül etmeyeceği gibi düğün yapmak üzere borca girmek de faydasız bir sıkıntı altına girmek demek olacaktı.

Sünen-i peygamberîye tam bir şekilde uymanın dînî ve dünyevî ne kadar faydası bulunduğunu ümmet lâyıkıyla idrâk edebilseydi evlenmek ve evlendirmek husûsunda da Nebiyy-i zî-şânının yolunu takib etmekten geri durmazdı ve neşveli geçen iki, üç gün ardından, ettiği mesârifle ödeyeceği borcu düşünmeye mecbûr olmazdı.

Görüyor ve işitiyoruz ki tarafeyn hakkında saâdet vesilesi olması lâzım gelen evliliklerin çoğu ya iki tarafın da borçlu düşüp zarûret çekmesini yâhut geçinememek yüzünden boşanmaya sebep oluyor. Şu üzücü ahvâlin pek çok sebebinden birincisi zannederim ki halkın gösteriş ve öğünmeye düşkünlüğüdür.

“El, âlem ne der?” şeklindeki faydasız endişe, çocuklarının, “mürüvvetini görmek” isteyenlerden pek çoğuna felâket göstermekte olduğu hâlde diğerleri bundan ibret almamakta ısrâr edip gidiyorlar. Konuya, komşuya; eşe, dosta, hattâ fuzûlî olarak gelin görmeye gelenlere ünvân satmak için kudretlerinin fevkinde masraftan çekinmiyorlar. Gelin odasını olsun, yatak odasını olsun eksik arayan gözlere açıyorlar. Pek gizli kalması îcâb eden husûsî bâzı levâzımın bile teşhîrinden kaçınmıyorlar.

Asıl garibi şurası ki: Bu kadar gayret ve fedâkârlık netîcesinde herkesin takdirîni celb eylemek kābil olmadığını, çalçene kadınların vazîfeleri hâricinde mutlaka bir kusur bulacaklarını ve bunu alenen dedikodu malzemesi yapacaklarını da biliyorlar.

Bundan başka görücüye çıkmasını kadınlık gururuna uygun bulmayanlar yanında, birlikte yaşayacağı genci kendi bulup sevmek isteyen bâzı asrî hanımlarımız da, iştirâsına mali gücümüzün yetmediği için kiralanan sırmalı elbiseyi, tâcı, teli, pulu giyinip takındıktan sonra o emânetlerle köşeye oturmaktan, meraklı ve tenkidçi bakışlarına karşı kurum satmaktan vazgeçmiyorlar.

Bana öyle geliyor ki düğünlerde birçok isrâfât yapılmasının, sonra da [kayın baba] ve kayın ana zırıltısından beter alacaklı dırıltısı dinlemeye mecbûriyet hâsıl olmasının ileride doğuracağı sıkıntılar her zaman düğün masraflarını hemen yarı yarıya indiriverir.

Düğün Gösterişi, İsraf ve Evlilikte Mutluluğun Hakikati

Bu vesileye şu kanaatimi paylaşmış olmak isterim:

Hali vakti yerinde olanların büyük israflarla yaptıkları ve orta halli birkaç genci evlendirmeye yetecek aşırı mutantan düğünlerin, bu vesileyle yapılan merâsimlerin, takı ve ev eşyalarının, yuvalarda bir ömür boyu sürmesi umulan mutluluğa yetmeyeceğini sosyal ve psikolojik gerçeklerin ışığında kesinlikle söylemeliyiz.

Hele gençlerin yuvalarında mahremâne başbaşa geçirecekleri ilk birkaç günde erişecekleri sıcaklık, samimiyet, yakınlık yerine günümüzde artık ahval-i âdiyeden sayılan “balayı” adı altında uzak ve yabancı diyarların otel odalarında geçirilen sun’î ve sadece dünyevi hazza dayalı ortamlardan doğan bereketsizlik de müstakil yazılara konu olacak kötü adetlerden olarak bizi sarmıştır” desem çok mu ağır kaçar?!.. Ne dersiniz?

Kaynak: Mustafa İsmet Uzun, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488

İslam ve İhsan

İSLAM’DA NİKAH VE DÜĞÜN MERASİMİ

İslam’da Nikah ve Düğün Merasimi

İSLAMİ ÖLÇÜDE DÜĞÜN NE OLMALI?

İslami Ölçüde Düğün Ne Olmalı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle