Kendisini Özürlü Duruma Düşüren Kimselerden Engellinin Nefret Etmesi, Onlara Bedduâ Etmesi Günâh mıdır?
Kendisini özürlü duruma düşüren kimselerden engellinin nefret etmesi, onlara bedduâ etmesi günâh mıdır?
Bir engelli, zulme uğramış veyâ bir insân sebebiyle özürlü duruma düşmüşse bunu yapan kişiden en azından gerçek anlamda bir özür beklentisi içine girebilir. Bunu istemesi normaldir.
Engelli, kendisini mağdûr duruma düşüren insânlardan ilk bakışta nefret eder. Çünkü bize zarâr veren, gereksinim duyduklarımızı bizden esirgeyen insânlardan nefret etme eğilimimiz vardır. Dînimizde ise düşmânlığa ve nefrete yer yoktur. Sevgiye çağrı vardır.
Nefret, zamânla intikâma dönüşür. İntikâm; hesâplaşma, öç alma, çektiği acıyı karşı tarafa verme gibi anlamlar taşır. Kişi intikâm duygusu içerisine girdiğinde düşük karakterli insânların derecesine inmiş demektir.
Allâh Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:
“...Öfkesini yenenler, insânların suçunu bağışlayanlar da Cennet’liktir. Allâh iyilik edenleri sever.”[1]
“Kötülüğün cezâsı, onun aynı olan bir kötülüktür. Bununla berâber kim affeder, barışırsa Allâh mutlakâ ecrini verir...” (Şûrâ Sûresi / 40)
Allâh Teâlâ, suçluları cezâlandırmada acele davranmaz. Pişmânlık duyup tövbeye yönelmeleri için kendilerine mühlet verir; onlara süre tanır. Bu sebeple Allâh Teâlâ cezâları tehîr eder, hattâ birçoğunu âhirete bırakır. Allâh Teâlâ, bu gerçeği şöyle beyân etmektedir:
“Sakın zâlimlerin yaptığından Allâh’ı gâfil sanma! O, sâdece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor.”[2]
Gadre uğramış bir engelli, eğer karşıdaki kişi haksız ve bu dünyâda kendini affettirememişse, yarın âhirette Allâh’ın kendisi adına zulmedenden hesâp soracağını bilmelidir. Müslîm ve Tirmîzî’de Ebû Hüreyre’den rivâyet olunduğu üzere Rasûlullâh (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak hakları sâhiplerine vereceksiniz. Hattâ boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacak.”[3] Ahmed b. Hanbel’in rivâyetinde: “Ve hattâ karınca da karıncadan hakkını alacak.” şeklinde ifâde edilmiştir.
Affetmek; o kişiyi suçsuz ya da haklı bulmak değildir. Affetmek, bir erdemdir. Affetmeyi öğrenen kişiler, sâdece duygusal değil fizîksel olarak da kendilerini daha iyi hissederler.
Günâhların tövbesi, suçu îtirâf etmek ve samîmî pişmanlık ile gerçekleşebilir. Fakat kul hakkı ayrıca söz konusu hak sâhibinin, helâl etmesi gerekir. Nitekim bir hadîs rivâyetinde günâhlar, “zulüm” kavramıyla üçe ayrılmıştır. Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s) buyurdu ki:
“Zulüm üç çeşittir: Allâh’ın aslâ affetmeyeceği zulüm; Allâh’ın affedeceği zulüm ve Allâh’ın göz ardı etmeyeceği zulüm.”
- Allâh’ın aslâ affetmeyeceği zulüm, Allâh’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.
- Allâh’ın affedeceği zulüm ise, kulların kendileri ile Rableri arasında (ki ilişkilerinde) kendilerine yaptıkları zulümdür.
- Allâh’ın göz ardı etmeyeceği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür ki, haklarını birbirlerine ödetmedikçe onu terk etmeyecektir.”[4]
Kendisini özürlü duruma düşüren bir insân, özür dileyerek helâllik istediğinde bir engellinin onu affetmesi, Allâh’ın hoşuna giden güzel bir davranıştır. İnsanın nefsine zor da gelse bunu yapmak, büyük bir erdemdir. Yoksa iş, âhirette Allâh’ın çetin hesâbına kalacaktır. Hz. Ebû Hüreyre’den nakledilen bir Hadîs-i Şerîf’te Peygamberimiz (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kimin yanında kardeşinin vakâr ve onurunu sarsacak cinsten veyâ kıymeti bulunan bir şeyden zulüm ve haksızlık ile elde edilmiş bir hak varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün, dünyâda iken helâlleşsin. Yoksa sâlih ameli varsa, haksızlığı kadar alınır, hak sâhibine verilir. Şâyet hasenâtı yoksa hak sâhibinin günâhları alınır, onun üzerine yüklenir.”[5]
Dipnotlar:
[1] Âl-i İmrân: 3/134
[2] İbrâhîm: 14/42
[3] Tirmizî, “Kıyâmet” 2 (2420).
[4] Suyutî, el-Câmi’u’s-Sağir, 2/94; Mecmau’z-Zevaid, (18379).
[5] Buhârî, “Mezâlim” 10 (2449), “Rikak” 48.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!