Duâ Etmenin Kader Üzerinde Etkisi Var Mıdır?

Kader kaça ayrılır? Duâ etmenin kader üzerinde etkisi var mıdır?

Kader, ikiye ayrılır. Birincisi, insânın irâde ve kudretî dışında meydâna gelen hâdise ve hâllere âittir. Onun gerçekleşmesi Allâh tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Duâ, onu değiştirmez. Buna kazâ-i mutlak denir. Yâni, kesinleşmiş kazâ demektir. Doğum, evlilik ve ecel gibi.

İkincisi, insânın kendi irâde ve kudretîyle işlediği fiil ve amellere bağlıdır. Onun gerçekleşmesi bâzı sebeplere bağlanmıştır. Buna kazâ-i muallak denir. Yâni sonucu bâzı sebeplere bağlanmış kazâ demektir. Duâ ve sadaka bu kısımda faydâ verir. Allâh Teâlâ, bir hikmeti îcâbı bunu bir sebebe bağlamıştır. Bir kimse, iyi amel yapıp duâsı kabûl olursa, o kazâ değişebilir. Kul, neyin hangi hikmete binâen yapıldığını bilmediği için, sadaka, duâ, zikir gibi hayırlı sonuç verecek bütün sebeplere sarılmalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bâzı hadîslerinde “sadaka vermenin”, “duâ etmenin”, “ana-babaya iyilik etmenin”, “sıla-ı rahm yapmanın” ömrü uzatacağını ifâde buyurmuşlardır.[1]

Selman’dan (r.a), Rasûlullâh’ın (s.a.s) şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

“Kazâ’yı ancak duâ önler ve ömrü ancak iyilik artırır.”[2]

Ebû Hüreyre (r.a) de Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

“Sadaka, Rabbin (isyân edene karşı) öfkesini söndürür ve kötü ölümü önler.”[3]

“Kim elinin geniş, rızkının bol olmasını ve ecelinin geç gelmesini arzû ederse, sıla-ı rahîm’de bulunsun”[4]

İnsanın yaptığı işe göre, ömrü ve rızkı değişebilir. Hamdi Yazır (ö.1942) şunları kaydetmektedir: “Allâh bir kimsenin ticâretinde bâzen zarâr ettirir bâzen kâr, rızkını bâzen azaltır bâzen çoğaltır, ecelini, ömrünü kısaltır, uzatır saâdetini şekâvete veyâ şekâvetini saâdete tahvîl eder. Tevbekârın amel defterinden günâhlarını siler, hasenât yazar.”[5]

Bir Müslümanın, sözlü duânın yanısıra fiîlî duâ ile de Allâh’tan yardım dilemesi ve tedâvî yollarını araması esâstır. Bununla birlikte fiîlî duâ yaparken sözlü duâ ile de Allâh’a sığınma gerektiği ve şifânın Allâh tarafından lûtfedilebileceği açıkça ifâde edilmiştir.

Eyyûb Peygamber  çok uzun süre sıkıntılı günler geçirmiş, bedenîne, malına ve ev halkına belâ isâbet etmiştir.[6] Eyyûb (a.s) hastalığından dolayı en sonunda dilini hareket ettiremez, Allâh’ı zikredemez hâle gelince hastalığının ve sıkıntısının iyileşmesi için Allâh’a duâ etmiş,[7]  Allâh’ın emri üzerine ayağını yere vurmuş, çıkan sudan içip yıkanmış iç ve dış bütün hastalıkları iyileşmiş ve sıkıntıları gitmiştir.[8]

Yaratıcının insâna verdiği en büyük nîmetlerden birisi “isteme” duygusudur, yâni duâ hissidir. Bir kul, isteğinde samîmî ise, Allâh’tan şifâ ve âfiyet dileyerek, gerektiğinde gözyaşı da dökerek, gönülden yakarışla duâ etmelidir.

Duâ sâyesinde insân, her isteğini karşılayan, her derdine dermân olan, bir Yüce güce yönelmekle aslında râhata, huzûra ve sükûnete kavuşur. Bu yüzden “çok defâ duâ ettim de duâm kabûl olmadı” deyip yakınmamalıdır. Çünkü yakınmaya, üzülmeye ve moral bozmaya hiç gerek yoktur. Aslında Rabbinden istemekle ve acziyetini itiraf ederek çok önemli bir adım atmıştır.  İnsanın âcizliğinin farkına varması, bunu dile getirmesi ve îtirâf etmesi kulluğunun ön önemli gösterlerindendir.

Rabbimiz “Bana duâ edin, size icâbet edeyim”[9] diyor. Yüce Allâh, her duâya icâbet ediyor, hiçbir duâyı cevâpsız ve karşılıksız bırakmıyor. Yalnız “cevâp” vermekle, duânın aynen “kabûl” edilmesi çok farklı bir durumdur. Doktor-hasta ilişkisinde olduğu gibi. Doktor muâyene eder, hastalığını teşhis eder, gerekirse hastanın istediği ilacın aynısını verir yâhut daha etkili olanını verir veyâ hiç vermez, sâdece perhiz ve benzeri bir tavsiyede bulunur. İnsan da, Allâh’tan ihtiyâcı olan bir şeyi ister. Yüce Allâh ise kulunun geleceğini ve ihtiyâcını ondan çok daha iyi bildiği için, ya istediğinin aynısını verir yâhut daha iyisini verir, bâzen de hiç vermez, duâsını âhiret için kabûl eder, orada daha çok ve sonsuz bir şekilde verir.[10]

Kulun görevi istemektir, takdîr ve gereğini yerine getirmek ise Allâh’a âittir.

Dipnotlar:

[1] Aktepe, Orhan, Kaza-Kaderin Mâhiyeti ve Değişip Değişmemesi Problemi, Kelam Araştırmaları Dergisi, 2012, 10-2 s.84

[2] Tirmizî, “Kader” 6; Ahmed b. Hanbel, III, 502-503.

[3] Tirmizî, “Zekât” 28 (664); Ahmed b. Hanbel, I, 181, 410.

[4] Buhârî, “Edeb” 12 (5985); Müslim, “Kitabu'l-Birr ve's-Sıla” 30-31.

[5] Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul, 1968, V, 3002

[6] Sâbûnî, Muhammed Ali, Safvetü't-Tefâsîr, III, 60. Dâru'l-Kur'ani'l-Kerîm, Beyrut, 1981.

[7] Enbiyâ, 83-84; Sad, 41-42

[8] En’âm: 6/14; Yûnus:  10/107; Zümer: 39/38; İsrâ: 17/67; Yasin: 36/23 Ahzâb: 33/17; bk. Ra’d: 13/11. Neml: 27/62.

[9] Mü'min: 40/60

[10] Paksu, Mehmet; 25 Nisan 2006 Salı “Bugün Gazetesi”ndeki köşe yazısı.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022

İslam ve İhsan

DİNİMİZE GÖRE ENGELLİ KİŞİ TEDÂVÎ YOLLARINI ARAMAK YERİNE KADERE RÂZI OLUP OTURMALI MIDIR?

Dinimize Göre Engelli Kişi Tedâvî Yollarını Aramak Yerine Kadere Râzı Olup Oturmalı mıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle