Huneyn Savaşı Kısaca

Huneyn savaşında neler yaşandı? Huneyn savaşında galip gelenler kimlerdir? Huneyn savaşı hakkında kısaca bilinmesi gerekenler...

Mekke’nin alınması ile Kâbe putlardan temizlenmiş, müşriklerin çoğu müslüman olmuştu. İslâmın ışığı hızla dünyaya yayılıyordu.

Mekke yakınlarında oturan Havazin Kabilesi vardı. Bunlar putlara tapan kalabalık bir kabile idi. Mekke’deki putların kırılmasından sonra sıra kendi putlarına geldiğini düşünerek müslümanlarla savaşmaya karar verdiler. Müslümanlara saldırmak üzere Mekke ile Taif arasında Huneyn denilen yerde 20.000 kişilik bir ordu toplandı.

Peygamberimiz henüz Mekke’den Medine’ye dönmemişti. Düşmanın bu hazırlığını haber alınca 12.000 kişilik bir ordu toplayarak düşmanın bulunduğu Huneyn denilen yere hareket etti.

Düşman dar bir vadide pusu kurmuştu. Müslümanlar çokluklarına güvenerek düşmanı önemsemediler, gereken tedbirleri almadılar. Sabahın alacakaranlığında İslâm ordusu vadiden geçerken, pusuda bekleyen düşmanın şiddetli hücumuna uğradı. Müslüman ordusu bozuldu ve dağılmaya başladı. Bu durum İslâm’ın geleceği için çok tehlikeli idi.

Düşman ordusunun şiddetli saldırılarına cesaretle karşı koyan ve savaş alanında dimdik ayakta duran tek bir kahraman kalmıştı. O da Hz. Muhammed (s.a.s.) idi.

Peygamberimiz (s.a.s.) dağılan müslümanları yanına çağırdı. O’nun sesini duyan İslâm ordusu yeniden toparlandı. Düşman üzerine saldırıya geçti. Bu amansız saldırı karşısında düşman ordusu neye uğradığını şaşırdı. Dağılıp kaçmaya başladı. Müslümanlar savaşın başında kısa bir zaman yenik düştükten sonra tekrar zafer kazandılar ve buna çok sevindiler. Düşman savaş alanında çok sayıda esir, binlerce deve, koyun ve çok miktarda gümüş bırakarak kaçtı.

Bu savaş, Peygamberimiz (s.a.s.)’in cesareti, azim ve sebatı sayesinde kazanılmıştır.

HUNEYN SAVAŞI

Huneyn Savaşı

HUNEYN SAVAŞI İLE İLGİLİ AYET VE HADİS

Huneyn Savaşı ile İlgili Ayet ve Hadis

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.