Hümâ Hatun Kimdir? Hayatı ve Önemi

Fatih Sultan Mehmed’in annesi ve Osmanlı tarihindeki önemli kadın şahsiyetlerden biri olan Hümâ Hatun’un hayatı ve önemi aktarılıyor.

Hümâ Hatun, 2. Murad Han’ın hanımı ve İki Cihan Güneşi Efendimiz’in; “İstanbul elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!”[1] müjdesine nâil olan, cennet mekân Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri’nin vâlidesidir. Babasının adı Abdullah olarak kayıtlara geçtiği için Hümâ Hatun’un Kafkas asıllı câriyelerden biri olduğu tahmin edilmektedir.

FATİH SULTAN MEHMED’İN ANNESİ HÜMÂ HATUN’UN HAYATI

1432 yılında oğlu Mehmed’i Edirne Sarayı’nda dünyaya getirmiştir. Sultan Murad Han, oğlu Mehmed’in doğumuna öyle sevinir ki “Bağ-ı Murad’da gül-i Muhammedî açıldı!” sözü ile sevincini izhar ve îlan eder. Biricik oğlunun yetişmesinde özel bir ihtimam gösteren Hümâ Hatun, Şehzâde Mehmed’in 11 yaşında Manisa’ya vali tayin edilmesi ile Manisa’ya gelmiştir.

Şehzâde Mehmed’in Manisa Sancakbeyliği’ne getirildiği sene, ağabeyi Şehzâde Alaaddin vefat etmiş, bu durum üzerine veliaht olmuştur. 1444 yılında 2. Murad Han gerek büyük oğlunun vefatı gerekse son yıllarda yaşadığı buhranlı hâdiselerden dolayı yorulmuş, düşmanlarıyla sulh anlaşmaları yapmış ve saltanatı oğlu Mehmed’e bırakarak Manisa’ya yerleşmiştir. Böylelikle Hümâ Hatun, on iki yaşındaki oğlunun ilk saltanatını görme bahtiyarlığına ermiştir.

Oğlu Mehmet ile saltanat ailesi olarak Edirne’ye taşınmış ve “Vâlide Sultan” ünvanıyla Edirne Sarayı’ndaki yerini almıştır. Ancak iki sene sonra 2. Murad Han’ın tahtı tekrar devralmasıyla, oğluyla birlikte bir kez daha Manisa’ya dönmüştür.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın “Avnî” mahlasıyla yazdığı şiirlerde annesinden aldığı letâfet ve duygu derinliğini; küçük yaşlardan itibaren son derece yoğun ve çok yönlü eğitimindeki sebatında annesinin desteğini görmek mümkündür. “Fatih olmak” elbette kolay değildir. Ancak başka bir hakikat de şudur; fatihler yetiştirmek de hiç kolay değildir.

Peygamber muştusuna nâil olacak şehzâdeyi dünyaya getiren bu mutlu vâlidemiz, oğlunun ikinci kez tahta çıkışını ve “feth-i mübîn”i, yani İstanbul’un fethedilişini görememiştir. 1449 yılında Hak Teâlâ’nın “Rabbine dön!..” (el-Fecr, 28) emrine muhatap olmuştur.

Hümâ Hatun’un Türbesi Nerede?

Türbesi Bursa’da “Hâtuniye Türbesi” denilen yerde, yani Bursa Muradiye Camii’nin doğusunda ve yüz metre kadar ilerisindedir. Bu türbeyi Şehzâde Mehmed, 1449 yılının Eylül ayında daha babası hayatta iken yaptırmıştır.

Kendisi hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi yer almayan, fakat bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan komutana vâlidelik yapan Hümâ Hatun’un “Hâtuniye Kümbedi” olarak adlandırılan türbesinin kitâbesinde şöyle yazılıdır:

“Allâh’a hamd olsun bu türbe-i münevvere Mevlânâ Sultanü’l-a’zam ve’l-Hâkānü’l-muazzam es-Sultan ibni’s-Sultan Bayezid Han oğlu Mehmed Han oğlu Murad Han zamanında «Allah onun mülkünü ve devletini ebedî kılsın» oğlu ve gözünün nûru Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in isim ortağı seyyid necîb Sultan Mehmed Çelebi’nin (Fatih Sultan Mehmed Han’ın) emriyle hatunların ulusu, annesi merhûme için binâ olundu. Allah onun esâs-ı saltanatını muhalled ve erkân-ı devlet ve izzetini müeyyed kılsın. Hicrî 853 (1449)”

Hümâ Hatun, hayatı ile bizlere, âdeta şöyle seslenmektedir:

“Bir mefkûre uğruna gayret edecek öyle evlâtlar ve nesiller yetiştirin ki ölümünüzden sonra amel defteriniz açık kalsın, isminiz yüzyıllar sonra bile hayırla yâd edilsin.”

Hümâ Hatun’u rahmetle yâd ediyor, onun ve şanlı geçmişimizin azîz ruhlarına bir Fâtiha-i Şerîfe, üç İhlâs-ı Şerîf okumanızı istirham ediyoruz. Mekânı cennet, makâmı âlî olsun.

Dipnot:

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Hakîm, Müstedrek, IV, 468/8300.

İstifade Edilen Kaynak: Ahmet Şimşirgil, Vâlide Sultanlar ve Harem, İstanbul, 2023, 104-106.

Kaynak: Merve Güleç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484

İslam ve İhsan

VÂLİDE SULTANLARIN VAKIF ESERLERİ VE HAYIRLARI

Vâlide Sultanların Vakıf Eserleri ve Hayırları

FATİH SULTAN MEHMET KİMDİR?

Fatih Sultan Mehmet Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.