Allah’ın Sesini İşittiği, Hz. Ömer’in Dinlediği Kadın: Havle Hatun

Abdullah Sert Hocaefendi, Mücâdele sûresinde sözü geçen Havle Hatun’un kıssasından hareketle, Allah katında bir sesin ne kadar kıymetli olabileceğini ve Hz. Ömer’in (r.a.) bu kadına gösterdiği edebin bizlere ne öğrettiğini anlatıyor.

Hz. Ömer -radıyallahu anh- Efendimiz bir grup insanla yolda yürürken, yaşlı bir hanımefendi olan Havle -radıyallahu anhâ-’ya rastladı. Mübarek kadın, Hz. Ömer’e “Dur!” dedi. Koca halife hemen durdu.

Havle -radıyallahu anhâ- “Sana bir şey anlatacağım.” dedi. Hz. Ömer onun yanına yaklaştı, başını eğip büyük bir dikkatle dinlemeye başladı. Mübarek kadının derdini dinledi, arzusunu yerine getirdi.

O esnada, halifenin yanında bulunanlar şaşırmıştı. Sokakta halifeyi, Emirü’l-Mü’minîn’i bir kadın “Dur bakalım, benim derdim var, beni dinleyeceksin.” diye durdurmuştu. Etrafındakiler kendi aralarında:

— Bu kadar insanı şu yaşlı kadın için mi beklettin, ey Emirü’l-Mü’minîn? dediler.

Hz. Ömer kızdı ve şöyle dedi:

— Yazıklar olsun sana! O kadının kim olduğunu biliyor musun sen?

— Hayır, bilmiyorum, dediler.

Hz. Ömer şöyle buyurdu:

— O kadın, Allah’ın yedi kat göklerin ötesinde sesini işittiği Havle Hatun’dur!

Hani Kur’ân-ı Kerîm’de Mücâdele Sûresi var ya… Allah Teâlâ orada:

“Kocası hakkında seninle tartışan ve durumunu Allah’a şikâyet eden kadının sözünü Allah işitti.” (el-Mücâdele, 58/1) buyurmuştur.

Sahâbe kadınlarından olan bu mübarek hanımı, Allah Teâlâ Kur’ân’da böyle methetmiştir. Hz. Ömer -radıyallahu anh- da, “Bu kadının sesini Allah işitti; ben mi dinlemeyeceğim?” diyerek, büyük bir edep ve tevazu göstermiştir.

Buradan neyi anlıyoruz, kıymetli kardeşlerim?

Gerçekten İslâm’da insan onuruna verilen değeri görüyoruz. Bazen bir yaşlı kadın, bir ihtiyar adam veya bir çocuk olabilir… İnsanları dinlemekten, onların derdine ortak olmaktan bir şey kaybetmeyiz.

Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de bazen yolda yürürken durur, bir yaşlı kadının derdini dinlerdi. Hatta kimi zaman O’nun peygamber olduğunu bilmezlerdi. “Şu güzel yüzlü adama derdimi anlatayım.” derlerdi.

Efendimiz onları dinler, sonra kim olduğunu öğrenince şaşırırlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tebessüm eder ve şöyle buyururdu:

“Ne üzülüyorsun ki? Ben senin derdini dinledim.”

Yani, “Benim peygamber olmam, senin derdini dinlememe engel değil.”

İslam ve İhsan

HAVLE BİNTİ SÂLEBE’NİN (R.ANHA) HAYATI

Havle binti Sâlebe’nin (r.anha) Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.