"Hüdayi'de Aileden Öte Bir Muhabbet Yaşadım"

Üniversite okumak için Moğolistan'dan Türkiye'ye gelen Fatma Zehra'nın İslam'la tanışmasını anlattığı ilk bölümümüzün ardından şimdi de Türkiye'de neler yaşadığını, Hüdayi Kursu'nda yaşadıklarını, Müslümanlardan nasıl etkilendiğini, ilk namazını nasıl kıldığını sizlerle paylaşacağız.

Röportajın ilk kısmını okumak için tıklayın: Şamanistti Müslüman Oldu

HÜDAYİ KURSU'NA GİRİP ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL!

Hüdâyî Kursu’nun kapısından girince ne hissettiniz, neler düşündünüz?

Kapıdan içeri girince içimden ağlamak geldi. Bu ağlamak, huzur duygusundandı. Sonra içeriden bir sürü kız çıktı, hepsinin yüzü gülüyordu. Bize doğru koşup geldiler. Elimizden bavulları alıyorlardı. Bir taraftan sarılıyorlar:

-Hoş geldiniz!..” diyorlardı.

O an sanki buradaki kızları önceden tanıyormuşum da uzun zamandır ayrı kalmışız, birbirimizi özlemişiz, şimdi de hasret gideriyormuşuz gibi hissettim. Bu duyguları daha önceden hiç yaşamamıştım.

Bu Hüdâyî Kursu’nun değişik bir atmosferi var. Girip de etkilenmemek mümkün değil!..

BURADA AİLEDEN ÖTE BİR MUHABBET YAŞADIM

Gelir gelmez Müslüman olmadınız. Birkaç ay gözlemlediniz, neler dikkatinizi çekti? Sizi etkileyen olaylar oldu mu?

Benim buraya gelene kadar etrafımda dönen, benimle arkadaş olan bütün insanlar hep param olduğu için yakınlık kuruyorlardı. Bu yüzden aramızda hiç kalp bağı oluşmuyordu. Yani herkes menfaat peşindeydi. Hâlbuki etrafımdaki herkes, en az benim kadar zengindi.

Burada ise hiç kimse kimseye maddî menfaat için yaklaşmıyordu. Kimse kimsenin parasıyla meşgul olmuyor, herkes kalp peşinde… Meselâ yanıma birisi geliyor.

“-Nasılsın?” diye hatırımı soruyor veya uzaktan görünce selâm verip yaklaşıyor, sıkıca sarılıyor:

“-Bana duâ eder misin?” diyor.

Burada herkes bunları can u gönülden yapıyor. En önemlisi ise ben hayatım boyunca âile sıcaklığını hiç hissetmedim. Ama burada âileden öte bir muhabbet yaşadım. Dünyanın her yerinden çeşit çeşit insan, hepsi bana en yakın akrabamdan daha da yakınlar…

HÜDAYİ'DE MAKYAJIN VEREMEDİĞİ BİR GÜZELLİK VAR

İlk geldiğimde bu kadar iyi olamazlar, herhalde bunlar gerçekten terörist… Bizi etkilemek için yapıyorlar diye düşündüm. Ama zaman geçtikçe gerçeği gördüm. Niyet “Allah rızâsı” idi.

Bir de insanların sîması çok dikkatimi çekti. İnanın, herkesin yüzü parlıyordu. Gerçekten herkesin sîmasında ayrı bir nûr parlıyordu. (Bunun adının nûr olduğunu yeni öğrendim.) Hâlbuki burada hiç kimse makyaj yapmıyor. Bırakın makyajı, neredeyse krem bile sürmüyorlar. Burada makyajın veremediği bir güzellik var.

İLK ORUÇ

Müslüman olmadan oruç tuttunuz değil mi? İlk oruç tuttuğunuzda neler hissettiniz?

Bütün sınıf, orucun nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorduk. Çoğumuz henüz Müslüman değildik. İlk tecrübemiz, Aşûre gününde oldu. “Hep beraber oruç tutalım!” dedik. Ve sahura kalktık, masada çeşit çeşit yiyecekler vardı. Ben normalde yemek yemeyi çok severim ama sahurda pek canım çekmedi, yumurtamı yarıda bıraktım. Her şeyden yedik, yattık. Ben, “Eğer dayanamazsam bozarım, zaten Müslüman değilim!..” diye düşünüyordum.

O gün çok acıktım. Acıktıkça sinirlerim gerildi.

“-Hasta mısın?” diye soruyorlardı. Ben de:

“-Susun, yanıma gelmeyin!.. Ben orucum.” diyordum.

“-İstersen boz.” diyorlardı.

“-Hayır bozmayacağım. Gidin yanımdan…” diyordum.

İLK ORUCUMDA AFRİKA'DAKİ AÇ İNSANLARI DÜŞÜNDÜM

Akşam yarım bırakmış olduğum yumurta-ekmek aklıma geliyordu. İçimden “Keşke yarım bırakmasaydım!” diyordum. Ama orucumu bozmak, hiç aklıma bile gelmedi. Çok susadım. Bir bardak su içsem, kimse şaşırmazdı. “Niye içtin?!” de demezlerdi. Ben bile orucumu bozmadığıma şaşırmıştım.

Oruçluyken yalnız kalınca Afrika’daki aç insanlar aklıma geldi. Onlar sürekli aç ve susuz, ama açlıktan birbirlerini öldürmüyorlar, birbirlerine sinirlenmiyorlar dedim. Açken nasıl paylaşabiliyorlar. Buralardan yardımlar gidiyor ama herkese yetmiyordur, mutlaka birbirleriyle paylaşmaları gerekiyor. Ben böyle birkaç gün aç kalsam, kimseye vermezdim diye düşündüm. Düşünsenize, onlar benden daha bilgisizler… Benim kadar gezip dolaşmadılar, benim kadar imkâna sahip değiller. Fakat benden daha ahlâklılar...

"EVET, BEN ŞİMDİ İNSANIM"

Tabiî, bu arada iftar vakti geldi. Biz masaya oturduk, ezân bekliyoruz. O bekleyiş ânı, çok güzeldi. Elimde su, ezan okunur okunmaz içecektim. Fakat hemen içmek olmaz, buna ulaşmak çok zor oldu. Bu çok kıymetli, bunu verene de teşekkür etmeliyiz. Teşekkür etmemek çok garip olacak diye düşündük, sonra duâ ettik. Bizim ilk duâmız buydu belki… Aslında o zaman Allâh’ın varlığını tamamen kabul etmiştim, ama kendime itiraf etmem zaman aldı.

Bize çok güzel yemekler hazırlamışlar. Biz çok mutlu olduk ama yemekten dolayı değil!.. Kendimizi aşıp oruç tutmayı başardığımız için mutluyduk. O gün kendimi çok huzurlu ve güçlü hissettim. Ve kendime:

“-Evet, ben şimdi insanım!..” dedim.

"BEN MÜSLÜMAN OLMAK İSTİYORUM" DEDİM

Peki, Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz? Sizin Müslüman olmanız için zorlayan oldu mu?

Beni Müslüman olmam için zorlayan olmadı. Zaten bizim dinimizde (dine girmede) zorlama yoktur.

Namaz kılanları izliyordum. “Acaba namaz kılarken ne hissediyorlar?” diye çok merak ediyordum. Hatta gece yarısı bile kalkıp namaz kılıyorlardı. Herhalde çok zevkli bir şey ki gece bile uykularını fedâ edip namaz kılıyorlar diye düşünüyordum. Bir Perşembe günü, sabah kalktım:

“-Bu gün Müslüman olmaya hazırım!” dedim, kendi kendime…

Sonra sınıf hocamızın yanına gittim.

“-Ben Müslüman olmak istiyorum.” dedim.

Hocam çok şaşırdı, benden daha çok mutlu oldu.

O gün Osman Nûri Topbaş Hocamızın huzurunda kelime-i şehâdet getirdim. Hocamız söyledi, biz tekrar ettik. Benimle beraber dört-beş arkadaşım da Müslüman oldu. Mesciddeki bütün kızlar, sevinç gözyaşları döküyorlardı.

İlk namazınızı nasıl kıldınız?

Ben sûreleri bilmediğim için bir arkadaşımla beraber kıldım, o sesli okudu, ben tekrar ettim. İlk defa yatsı namazını kıldım. O namazım, meğer benim yıllarca içimde aradığım doldurmaya çalıştığım boşlukmuş. İçim o kadar huzurla doldu ki artık kalbimde hiç boşluk kalmadı. Ben yattığımda çok düşünür, bu yüzden hemen uyuyamazdım. Fakat o gün o kadar rahatladım ki hemen uyuyup kalmışım, elhamdülillah!..

Burada mutlu musunuz?

Evet, çok mutluyum. Ama son zamanlarda kendimden dolayı mutsuzum. Namazlarımı tam kılmak istiyorum, henüz tam olmuyor. “Ben daha iyi yapabilirim, niye daha iyisi için gayret etmiyorum!” diye kendime kızıyorum. Daha çok duâ etmeliyim. Namazlarıma sımsıkı sarılmalıyım. Ama bazen canım istemiyor.

HAFIZLIĞIMI TAMAMLAYIP TEBLİĞ İÇİN GAYRET EDECEĞİM

Artık siz meyveli ağaç oldunuz!.. Şeytan sizinle daha çok uğraşıyor. “Şimdi kılma, canın isteyince kıl!” diyor. Şeytana kanmamalıyız. Biliyorsun ki içimizde nefis var, hep kötülüğü emrediyor. Bir taraftan şeytan uğraşıyor. “Aman şimdi kılmayayım, canım isteyince kılarım!” derseniz kılamazsınız. Nefis, ölene kadar canımızı istetmez. Nefsini aşıp şeytanı da dinlemezsen o zaman namaz kılınca çok hafiflersin. “İyi ki kılmışım!” dersin. Bir vakit geçirince diğer vakti kılmak daha da zor gelir.

Evet, çok haklısınız. Arada kılmayınca, kılmak çok daha zor oluyor. Bırakınca da şeytan senin peşini bırakmıyor. Kılmayınca kendime düşük not veriyorum. Hayatımda hiç düşük not almadığım için üzücü oluyor. Ama inşallah başaracağım.

Şimdi geleceğiniz için ne planlıyorsunuz?

Çok güzel planlarım var. Önce burada güzelce dinimi öğreneceğim. Hâfızlık yapacağım, inşâallah. Sonra da bu yaz eve gidip annemle helâlleşeceğim, ona ve en yakınlarıma İslâm’ı anlatacağım. Geri geleceğim. Hâfızlığımı tamamlayıp tebliğ için gayret edeceğim. Burada üniversiteyi gündemimden çıkardım. Asıl hedefim değişti. Bundan sonraki hedefim, ülkeme İslâm’ı duyurmak!.. Çünkü buna çok ihtiyacı var. Onlara İslâm’ın huzur veren nefesini ulaştırmak istiyorum. İnşâallah sizler de bize çok duâ edin.

İnşâallah bizim dinimizde “hâl tebliği” (yaşayarak tebliğ) daha önemli… Siz de İslâm’ın güzelliklerini kendi hayatınızda sergileyip nice hidâyetlere vesîle olursunuz, inşaallah...

Kaynak: Dünya İslam'a Koşuyor, Halime Demireşik, Sultantepe Yayıncılık, 2014

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.