Hüdayi Vakfı: Ekranlardan Gelen Ahlaksızlığa Kim Dur Diyecek?

Hüdâyi Vakfı’ndan dijital kuşatmaya karşı güçlü bildiri: “Savaş sadece cephede değil: ekranlarda da veriliyor. Ekranlardan gelen ahlaksızlığa kim dur diyecek?”

İstanbul Aile Vakfı öncülüğünde düzenlenen; çok sayıda sivil toplum kuruluşunun yanı sıra araştırmacı yazar, ilim adamı ve kanaat önderlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantının ardından, Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı bir açıklama yaptı.

HÜDÂYİ VAKFI’NDAN EKRANLARDAKİ AHLAKSIZLIĞA KARŞI MÜCADELE ÇAĞRISI

Önceden beri aile müessesesinin korunmasına dair yaptığı vurgu ve attığı adımlarla bilinen Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı; gerek LGBTİ+ sapkınlığına karşı cephe alınması gerekse son zamanların ifsat hareketi olarak dikkat çeken ve sessiz bir savaşın ön cephesini oluşturan ekran zorbalığı ve ahlaksızlığına karşı bir bildiri yayınladı. Vakıf adına yapılan bu açıklamada, ekran içeriklerine yönelik sert uyarılar dikkat çekerken; sivil veya resmî, bireysel yahut kurumsal her cenahtan kesimin bu sorumluluğu üstlenmesinin, erdemli bir toplum ve muhkem bir aile inşa edebilmede önemli bir rol oynayacağı vurgulandı.

Modern Cephe: Evlerin İçine Sızan Kültürel Dezenformasyon

Açıklamada, günümüzde savaşın yalnızca cephelerde değil, doğrudan evlerin içine kadar uzanan yeni bir boyut kazandığı vurgulanarak, televizyon ve dijital platformlar üzerinden yayılan içeriklerin “sessiz ama etkili bir kuşatma” oluşturduğu ifade edildi. Vakıf, özellikle dizi ve programlar aracılığıyla toplumsal değerlerin aşındırıldığına dikkat çekti.

Metinde; şiddeti normalleştiren, sadakatsizliği meşrulaştıran, mahremiyeti ihlal eden ve bağımlılıkları özendiren içeriklerin sıradanlaştırıldığı belirtilerek, bu durumun en çok çocuklar ve gençler üzerinde yıkıcı etkiler doğurduğu kaydedildi. Bu yayınların yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağı, sistematik bir kültürel yönlendirme ve ahlaki bir dezenformasyon içerdiği öne sürüldü.

Medyanın Gücü ve 'Sekizinci Cephe' Stratejisi

Açıklamada, ekranlar üzerinden yürütülen bu sürecin bir “kültür ve algı savaşı” olduğuna işaret edilerek, Gazze’de on binlerce masumun şehit edilmesinde aktif rolü olan terör devleti İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun medyayı “sekizinci cephe” olarak tanımlamasına atıf yapıldı. Bu bağlamda, küresel medya ve eğlence endüstrisinin kamuoyu algısını yönlendirme gücüne dikkat çekildi.

Bununla birlikte ekranlarda yer alan içeriklerin toplumsal yapıyı doğrudan etkilediği vurgulanarak, “aile kurumunun hedef alındığı” değerlendirmesinde bulunuldu; aileyi zayıflatan içeriklerin yaygınlaşmasının, toplumun geleceğini tehdit eden bir unsur olduğu ifade edildi.

Toplumsal Mukavemet: Yayıncı Kuruluşlara ve Ailelere Çağrı

Hüdâyi Vakfı, yayıncı kuruluşlara ve ilgili kurumlara açık çağrıda bulunarak; toplumun değerleriyle çatışan içeriklerin gözden geçirilmesi, denetim mekanizmalarının daha etkin işletilmesi ve aile dostu yapımların güçlü biçimde desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Açıklamanın sonunda ise dikkat çekici bir vurgu yer aldı: Ekranlar üzerinden yayılan içeriklerin sıradan bir yayıncılık faaliyeti olmadığı, aksine toplumsal dokuyu hedef alan bir süreç olduğu ifade edilerek, bu duruma karşı daha güçlü bir toplumsal farkındalık çağrısı yapıldı.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.