Hücre-i Saadet Nedir ve Tarihçesi Nasıl?

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mescid-i Nebevi’de yaşadığı, hastalığını geçirdiği ve vefat ettiği oda: Hücre-i Saadet'in tarihçesi ve önemi nedir?

Hücre-i Saâdet, Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) defnedildiği ve Hz. Âişe’ye (r.ânha) ait olan odadır.

HÜCRE-İ SAADET: HZ. PEYGAMBER’İN EVİ VE TARİHÇESİ

Hücre-i Saâdet Nedir?

Hücre (oda) ve saadet (mutluluk) kelimelerinden oluşan Hücre-i Saadet tamlaması; Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hicret’ten sonra Mescid-i Nebevi’nin hemen yanında inşa edilen odalardan Hz. Aişe’ye (r.ânha) ait olan; Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hastalığını geçirip vefat ettiği ve nihayet defnedildiği odayı ifade etmektedir.

Ravza-i Mutahhara’dan bir görünüş

Daha sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in (r.a.) defnedildiği bu odada Hz. Aişe’nin (r.ânha) Hint ardıcından yapılmış tek veya çift kanatlı bir kapıyı taktırarak yaşamaya devam ettiği bilinmektedir.

Sadece bir defin yeri kalan hücrenin kapısı, Hz. Hasan’ın (r.a.) teberrüken dedesinin kabrine götürülmesi vasiyetine binaen buraya gömülmesini istemeyen Emevi idarecileri tarafından tamamen kapatılmıştır.

Tavanına elle dokunulabilen, kerpiçten mamül Allah Resulü’nün yaşadığı mütevazi odalar mescidin genişletilmesi çalışmaları esnasında Halife Velid’in emriyle yıkılıp mescide katılmıştır. Ömer b. Abdülaziz bu hücrelerin kerpiçleriyle Harre mevkiinde kendine teberrüken bir ev yaptırmıştır. Ayrıca 88-91/707-710 tarihleri arasında hücrenin kuzeyindeki Hz. Fatıma’nın (r.ânha) evi denilen bölümü de dahil ederek (Kâbe’ye benzemeyecek şekilde) beşgen planlı ve üzeri kubbetü’l-hücre ve kubbetü’n-nur ile örtülü türbeyi yaptırmıştır. Hücre-i Saadetin planı (Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 537).

Hz. Fâtıma’nın (r.ânha) kendisinin yıkanması, teçhizi, tekfini ve defni konusunda Hz. Ali (r.a.) ve Esma bint Umeys’e (r.ânha) ettiği vasiyet; onun hevdece benzer bir tabut ile gece saatlerinde, kalabalık olmayan bir toplulukla defnine ve kabrinin de tam olarak bilinememesine sebep olmuştur. Bu yüzden Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hz. Aişe’nin (r.ânha) hücresine defnedilmesi gibi Hz. Fatıma’nın (r.ânha) da hemen yakınındaki hücresine defnedildiği düşünülmüştür. Ancak Hz. Hasan’ın (r.a.) kendisinin Cennetü’l-baki‘de annesinin yanına defnedilmesi hususundaki vasiyeti Hz. Abbas Türbesi’nin de kabri olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmıştır.

Hz. Fâtıma’nın (r.ânha) Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kubbesi altında olduğu düşünülen merkadi, Delailü’l-hayrât minyatürlerinde hücresinin bir kısmı Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hücresine dahil edilmiş ve kuzeyden bitişik sandukalı bir alan olarak yansıtılmıştır.

Hücre-i Saâdet’in Tarihçesi

Evliya Çelebi’nin naklettiğine göre 557/1162’de Papa tarafından Hz. Peygamber’in (s.a.v.) naaşını çalmak üzere gönderilen zahid kılığındaki kişiler Mescid-i Nebevi yakınlarında bir ev tutarak yer altından bir tünelle kabre ulaşmak istemişlerdir. Allah Resulü tarafından rüyasında olaydan haberdar edilen ve çok kısa bir süre içinde Medine’ye gelen Nureddin Mahmud Zengi bu kişileri yakalatmış, böyle bir olayla bir daha karşılaşmamak için de kabrin etrafına kurşun döktürmüştür (Seyahatnâme, IX, 611, 621-627).


Hücre-i saâdetin Mescid-i Nebevî’nin genel planı içindeki konumunu gösteren çizim (M. Lebîb el-Betenûnî, s. 321)

Kubbesi Sultan Kalavun ve Sultan Kayıtbay tarafından onarılan türbe, 881/1476’da tamamen yıkılıp yenilenmiştir.

Sultan I. Ahmed altın kaplamalı gümüş şebekeler gönderip, eski şebeke-i saadetin bir bölümünü getirtip teberrüken kendi türbesine koydurmuştur.

II. Mustafa 1111/1699 yılında Hücre-i saâdetin bazı kısımlarını yeniletmiş, III. Ahmed de duvarlarını sağlamlaştırmıştır.

II. Mahmud zamanında Kayıtbay’ın yaptırdığı kubbe çatlakları nedeniyle yıktırılmış ve yerine 1228/1813 yılında taştan bir kubbe yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşan bu kubbe kurşunları yeşile boyandığı için “Kubbetü’lhadrâ” olarak anılmaktadır.

1255/1840’ta Sultan Abdülmecid zamanında yapılan keşfe istinaden Hz. Fatıma’nın (r.ânha) kabri duvarı kadem-i şerif duvarıyla birlikte sokağa doğru genişletilmiş ve sütun altları ile duvarları Kütahyalı Hafız Emin Efendi ile Karabet’in imal ettiği çinilerle kaplanmıştır. Bu onarım esnasında teheccüd mihrabı duvarı da çinilerle kaplanmış, daha sonra Sultan Abdülmecid tarafından bu çiniler yenilenmiştir.

Semhûdî’ye göre hücre-i saâdetin planı (Vefâʾü’l-vefâʾ, II, 563)

Kendilerini Hâdimü’l-Harameyn (Haremeyn’in hizmetlisi) olarak tanımlayan Osmanlı padişahları tarafından pek çok kez onarılan türbenin günlük bakımı ise şeyhülharemin görevlendirdiği ağalar tarafından yapılmıştır.

Eyüp Sabri Paşa’nın Mir’âtü’l-Haremeyn adlı eserinde 170 dirhem gül yağı, 2 dirhem anber, 7 adet kağıt kursu, 1 deste buhur ve 90 dirhem ûd ağacının Hücre-i saadetin temizliği için kullanıldığı belirtilmektedir. Murassa‘ 2, saf altın 2, altın süslemeli 1 şamdan; 28 mumluklu billur şamdan, 70 adet altın zincirli karpuz billur kandiller, 3 adet altın zincirli 2 adet gümüş zincirli şişe kandil ve iki adet sim şecerede şişe kandiller ve içlerine belli miktarlarda balmumu, ispermeçet mumu ve zeytinyağının da aydınlatma için hediye edildiği de geçmektedir.

Hicri tarihin her döneminde ayrı bir ihtimam ve hürmetle ilgilenilen Hücre-i Saadet, zamanla artan İslam ümmetinin ziyaret ve ibadet htiyacını karşılamak üzere sürekli genişletmelere maruz kalan Mescid-i Nebevi’nin günümüzde en orjinal kısmını teşkil etmekte, içine girilememekte, iç görünüşü bilinmemekte ancak; ravza-i mutahhara olarak anılan hemen önündeki ilk mescitten kalan alan ise müminlerin kalbini sevgi ve hürmetle titretmeye devam etmektedir.

Kaynak: Din ve Hayat Dergisi, Sayı: 51

İslam ve İhsan

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine-i Münevvere

RAVZA-İ MUTAHHARA NE DEMEK?

Ravza-i Mutahhara Ne Demek?

RAVZA-İ MUTAHHARA NEDİR, NEREDEDİR?

Ravza-i Mutahhara Nedir, Nerededir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle