Her Saniye Azalan Ömür Sermayenize Sahip Çıkın!

Cenâb-ı Hak, bizden kulluğu yarım değil, tâkatimizin son sınırına kadar istiyor. Üstelik bunu hayatın sadece bir döneminde değil, son nefese kadar devam ettirmemizi emrediyor. Bu yüzden, bir anlık gaflete bile düşmeden her saniye azalan ömür sermayesinin kıymetini bilmeli ve onu hakkıyla değerlendirmeliyiz.

Zaman da bir rızık, ömür de bir lütuf... Semâdan yağan yağmur gibi, arzdan biten nebâtat gibi; belli, belirli, tayin edilmiş bir rızık. Cenâb-ı Hak; sonsuz hazinesinden, ömürler biçmekte ve kullarına lutfetmekte.

İnsan, kâinâtın her yerine nakşedilmiş olan fânîlik mühürlerini temâşâ etmeli... Her ânı, en kıymetli bir nimet bilerek, değerlendirmeli... Her an, ömür nimetinin sona erebileceği endişesiyle yaşamalı... Hazırlıklı olmalı. Ecelin ürkütücü hâlini bertarâf edip ölümü güzelleştirmeli...

Cenâb-ı Hak buyurur:

“Her canlı, ölümü tadacaktır...” (Âl-i İmrân, 185; el-Enbiyâ, 35)

“Yeryüzünde bulunan her canlı, fânîdir / yok olacaktır.” (er-Rahmân, 26)

İnsan; sahip olduğu nimetlerin kıymetini, en iyi şekilde ancak kaybettiğinde idrâk etmektedir. Son nefesteki bu pişmanlık ve paniği âyet-i kerîme şöyle beyan buyurur:

“Herhangi birinize ölüm gelip de;

«Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!» demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infâk edin.” (el-Münâfikûn, 10)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, biz ümmetini îkaz sadedinde;

“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmuştu.

“–O pişmanlık nedir yâ Rasûlâllah?” diye soruldu. Efendimiz;

“–(Ölen), muhsin (ihsan sahibi, sâlih) bir kişi ise, (ömür nimetinden daha fazla istifade ederek) bu hâlini daha fazla artıramamış (daha fazla kalbî mesafe alamamış) olduğuna; şayet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevabını verdiler. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

O hâlde, kimse; ömrü kâfî şekilde değerlendirdiğini iddia edemez.

İnsan; rûhânî yapısını tekâmül ettiremezse, kundaktan kefene doğru yolculuğunda farklı mevsimlerin farklı ihtilâçlarıyla dolar. Bu ihtilâçların pençesindeki gafilâne bir hayat; çocuklukta oyun, gençlikte şehvet, erginlikte gaflet, ihtiyarlıkta elden gidenlere hasret ve nedâmetten ibarettir. Ömrü bu ziyandan muhafaza etme hakikatini mümkün olduğunca erken idrâk edip; hayatı Hakk’ın rızâsına tam bir muvâfakat içinde yaşamak, istikamettir.

Cenâb-ı Hak; bizden vüs‘atimizi istiyor, daha azını değil, tâkatimizin yettiği son hududa kadar kulluk istiyor. Bunu da ömrün sadece bir kısmında değil; ölüm gelinceye kadar, son nefese kadar istiyor. Bu sebeple; bir anlık gaflete de mahal bırakmadan, ömür nimetine tam mânâsıyla sahip çıkılmalı...

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları

İslam ve İhsan

ZAMANIN HER ANI ÂHİRETİ HATIRLATIR

Zamanın Her Anı Âhireti Hatırlatır

ÖMÜR SERMAYESİ TÜKENİYOR

Ömür Sermayesi Tükeniyor

SERMAYESİ BİTEN ADAMA YARDIM EDİN!

Sermayesi Biten Adama Yardım Edin!

ÖMÜR SERMAYESİNİN MUHASEBESİ

Ömür Sermayesinin Muhasebesi

HZ. DAVUT’UN (A.S.) DUASI

Hz. Davut’un (a.s.) Duası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle