Halifeliğin Kaldırılması
13 asırlık emanete veda: 3 Mart 1924. İslam dünyasının birliğini temsil eden son kale nasıl düştü? Tarihin büyük kırılma noktasına tanıklık edin.
Milli Mücadele'nin manevi gücünden, 3 Mart'ın hüzünlü vedasına... Hilafetin kaldırılışı sadece bir kanun maddesi miydi, yoksa İslam dünyasının sömürgeciler karşısındaki son kalesinin düşüşü mü? Tarihin kırılma noktasına tanıklık edin.
İslâm dünyasının büyük fedakârlıklarla destek verdiği Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanmıştı. Ancak takvimler 3 Mart 1924’ü gösterdiğinde, İslam dünyasını sömürgeciler karşısında bir arada tutan en büyük kale; Hilafet ilga edildi. O gün kopan bu bağ, Müslümanları başsız, coğrafyaları ise sömürgeci güçler karşısında savunmasız bıraktı.
Bugün Filistin’de yaşanan soykırımdan Suriye, Mısır ve Doğu Türkistan’daki zulümlere kadar İslam dünyasının çektiği pek çok çilenin kökeninde, o gün yitirilen "vahdet çatısının" eksikliği yatıyor. Peki, asırlara mührünü vuran bu makam nasıl ortaya çıktı ve nasıl veda etti?
PEYGAMBER MİRASINDAN SALTANATA: 4 HALİFE DEVRİ
İslam’ın ilk yıllarında, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatının ardından ümmetin idaresini Hulefa-i Raşidin (Doğru yoldaki halifeler) devraldı. Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.) adaletin ve ümmet birliğinin timsali oldular.
Emeviler (661-750) dönemiyle birlikte hilafet, babadan oğula geçen bir saltanat yapısına büründü. Abbasiler (750-1258) döneminde de bu usul devam etti. Bağdat’ın 13. yüzyılda düşmesiyle makam, Memluk Sultanlığı’nın himayesine sığınarak varlığını sürdürdü.
MANEVİ LİDERLİKTEN SİYASİ GÜCE: OSMANLI DÖNEMİ
1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han’ın Ridaniye ve Mercidabık zaferleri, tarihin akışını değiştirdi. Kahire’ye girerek Memluk hakimiyetine son veren Yavuz, Halifelik makamını Osmanlı’ya taşıdı.
Ancak Hilafetin tam manasıyla uluslararası siyasi bir güç olarak kullanılması, devletin toprak kaybetmeye başladığı dönemlere rastlar. Özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı sultanlarının tüm Müslümanların lideri olduğu tescillendi. Sultan Abdülaziz’den Sultan II. Abdülhamid’e kadar geçen sürede, Hilafet artık sadece dini bir sembol değil, sömürgecilere karşı en büyük siyasi koz haline geldi.
CİHAD-I EKBER: ÜMMETİN SON ÇAĞRISI
Birinci Dünya Savaşı kapıya dayandığında, Şeyhülislam Hayri Efendi’nin hazırladığı fetva ile 11 Kasım 1914’te "Cihad-ı Ekber" ilan edildi. Bu çağrı, kilometrelerce öteden, Türkistan’dan gelen Uygur Türklerinin ve çeşitli Arap kabilelerinin desteğiyle karşılık bulsa da, dönemin şartları ve içeriden-dışarıdan yürütülen propagandalar nedeniyle beklenen devasa etkiyi tam olarak oluşturamadı.
BİR DEVRİN SONU: 3 MART 1924
Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan yeni rejim, yönetimdeki "iki başlılığı" bitirmek ve laikleşme sürecini tamamlamak adına keskin bir adım attı. 3 Mart 1924’te kabul edilen 431 sayılı yasa ile 13 asırlık kurum olan Halifelik kaldırıldı. Kanun metni şöyle diyordu:
“Halife hal‘edilmiştir. Hilâfet, hükümet ve cumhuriyet mâna ve mefhumlarında mündemiç olduğundan hilâfet makamı mülgadır.”
Bu kararla birlikte Osmanoğulları ailesi vatandaşlıktan çıkarılarak sürgüne gönderildi. O günden bu yana İslam coğrafyası; Irak’tan Afganistan’a, Cezayir’den Doğu Türkistan’a kadar uzanan geniş bir sahada, o gün yitirilen "başsızlığın" ve sarsılan birliğin bedelini ödemeye devam ediyor.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!