Hadis Uyduranlara Peygamberimizden İkaz

Peygamber efendimiz'in hakkında yalan hadis uyduranlarla ilgili ne buyurmuştur? Hadis uydurmanın cezası nedir? Peygamberimiz yalan hadis uyduranlara neden cehennemdeki yerine hazırlansın demiştir? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Hz. Ali (r.a) şöyle buyurmuştur:

Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:

«Benim ağzımdan yalan uydurmayınız! Her kim benim ağzımdan yalan söylerse Cehennem’e girsin!».” (Buhârî, İlim, 38)

Seleme bin Ekva’ (r.a) şöyle buyurur:

Nebî (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:

«Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse Cehennem’deki yerine hazırlansın!».” (Buhârî, İlim, 38)

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle buyurur:

Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) buyurdular ki:

«Benim ismimi (kendinize veya başkasına) isim olarak verebilirsiniz! Künyemi ise (yâni Ebü’l-Kâsım künyesini) kullanmayınız! Her kim beni rüyâda görürse hakîkatte beni görmüş olur. Zira şeytan benim sûretimde temessül edemez. Bir de, her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!».(Buhârî, İlim, 38)

BU HADİSLERDEN NE ANLAMALIYIZ?

Önceki bölümlerde ilmi öğrenmek ve tebliğ etmekten bahsedilmiş, buna teşvik edilmişti. Burada ise tebliğ esnâsında Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e söylemediği bir şeyin isnâd edilmemesi için bunun ne kadar büyük bir günah olduğundan bahsediliyor.

Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz adına yalan söylemek çok büyük bir günahtır, haramdır ve Cehennem’e girmeye sebep olur.

Uydurulan hadis, ahkâm husûsunda olsun, fazîlet, terğîb ve terhîb husûsunda olsun farketmez, hepsi harâmdır. İnsanları ibadete teşvik için hadis uydurulabileceği yönündeki sözler yanlıştır.

Mevzu/uydurma bir hadîsi bilerek nakleden kimse de Peygamber Efendimiz (s.a.v) adına yalan uyduran kimse hükmündedir, o da yalancılardan biridir.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

Kim, yalan olduğu bilinen bir sözü benim hadisim olarak naklederse o da yalancıların biridir.” (Müslim, Mukaddime, 1; Tirmizî, İlim, 9/2662; İbn-i Mâce, Mukaddime, 5/39; Ahmed, I, 112)

Arapça’yı ve gramerini iyi bilmediği için hadisleri naklederken hata yapanların da bu tehdide dâhil olacağını söyleyen âlimler olmuştur. Bu sebeple hadîs-i şerifleri okuyup yazarken çok dikkatli olmak îcâb eder.

CEHENNEMDEKİ YERİNE HAZIRLANSIN

Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a) şöyle anlatır:

Babam Zübeyr’e:

“–Ben senin, falan ve filanın Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’den hadis naklettiği gibi hadis rivayet ettiğini duymuyorum?” dedim. Bana şöyle dedi:

“–(Müslüman olduğum günden beri) O’ndan hiç ayrılmadım, lâkin şöyle buyurduklarını işittim:

«Kim benim adıma yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!».” (Buhârî, İlim, 38; İbn-i Mâce, Mukaddime, 4/36; Ahmed, I, 165)

Enes (r.a) şöyle buyurmuştur:

“Beni, size çok hadis rivayet etmekten men eden şey, Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurmuş olmalarıdır:

«Kim benim adıma kasten yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!».” (Buhârî, İlim, 38)

Son hadîs-i şerîfte, şer’an nehyedilmiş olan husus, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in ism-i şerîfi ile künyesinin bir insanda toplanmasıdır. Bunu açıkça ifâde eden rivâyet de vardır. Bu nehyin neshedildiğini söyleyenler olduğu gibi Efendimiz (s.a.v)’in hayâtına mahsus olduğunu ifade edenler de vardır.

PEYGAMBERİMİZİ RÜYADA GÖRMEK

Efendimiz (s.a.v)’i rüyâda görme ile alâkalı hadîs-i şerif, birkaç lafızla daha vârid olmuştur. Hepsinden anlaşılan mânâ, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i rüyâda görmenin hak ve sâdık rüyâ olduğudur.

Şemâil-i Şerîfe’de târif edilen sûrette görmekle başka bir sûrette görmek arasında fark yoktur. Ancak Efendimiz (s.a.v)’i hakîkî sûretiyle müşâhede şerefine nâil olanların rüyâlarını tâbir etmeye hâcet yoktur. Bilinen sûretinden farklı bir şekilde görenlerin rüyâları ise hallerine münâsib bir şeyle tâbir edilmeye muhtaçtır.

Hadîs-i şerîf, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i rüyâda görmediği hâlde gördüm diyen kimsenin, son cümledeki tehdîdin hükmüne dâhil olacağına işaret etmektedir. (Ahmed Naîm Efendi, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, I, 104-105)

ŞEYTANI GÖRÜP HAKK’I GÖRDÜM ZANNETMEK

İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri şöyle îkâz buyurur:

“Ey mü’min, işte sefer-i âhiret ve sefer-i Mevlâ, sefer-i dünyâ gibi hatar-nâktir, belki dahî eşeddir. Zira sefer-i dünyâda adüvv zâhirdir ki def’ine imkân vardır ki, feemmâ sefer-i âhirette hafî ve sefer-i Mevlâ’da ahfâdır. Onun için “şeytân-ı esved ve ebyaz” derler. Şeytân-ı esved bâtıl sûretinde zâhir olan ve şeytân-ı ebyaz Hak sûretinde bâhir olandır. Ve sûret-i Hak’dan zuhûr edenin def’ ve reddi müşkil ve sa’bdır. Hattâ bazı sâlikler şeytânı beyne’s-semâi ve’l-arz serîr üzerinde görüp Hak Teâlâ olmak üzere zann eyleyip tarîk-ı Hak’dan hâric olurlar. Pes, böyle mevâzı’da mürşid-i kâmil veyâ ilm-i nâfi’-i şâmil veyâ ta’rîf-i gaybî gerektir, tâ ki ol berzahdan halâs ola ve şeytânı gördükde Hakk’ı gördüm demeye. Zira, bu i’tikāda düşmekte mefâsid-i azîme vardır ki, şeytân sâliki bir tarîk ile bend ettikten sonra sûret-i Hak’da çok bâtıl ibrâz eder ve bu vartada kalanlar ve vehm ve hayâle tâbi’ olanlar bî-haddir ve müteyakkız olup rucû’ edenler nâdirdir. Belki ekseri çengâl-i şeytâna muallak olup kalmıştır.” (İsmâil Hakkı Bursevî, Kitâbü’n-Netîce, İstanbul: İnsan Yayınları 1997, c. II, s. 366-367)

YALAN HADİS UYDURMANIN CEZASI

Yalan Hadis Uydurmanın Cezası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.