Hac İçin Ödenen Paraya Zekat Düşer mi?

Hacca gitmek için ödenen paraya zekat düşer mi? Hac şirketine verilen hac parasının zekatının verilmesi gerekiyor mu? Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

HACCA PANDEMİDEN DOLAYI GİDEMEYENLERİN İADE EDİLEN PARALARININ ZEKATI VERİLMELİ MİDİR?

"Diyanet'e Soralım" programında "Hacca pandemiden dolayı gidemedim, hac ibadeti için bankada duran paranın zekatı verilmeli midir?" sorusuna Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Tahir Tural cevap verdi.

“Elimizdeki paranın miktarı 80.18 gram altına 22 ayar bileziğe denk ise o vakitte üzerinden de bir yıl geçince zekatını vermek zorundayız.” diyen Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Tural, "Eğer paramız borçlarımızı ve tabii ihtiyaçlarımızı çıktıktan sonra nisab miktarına ulaşmış. Elimizdeki paranın miktarı 80.18 gram altına 22 ayar bileziğe denk ise o vakitte üzerinden de bir yıl geçince zekatını vermek zorundayız. Çünkü bu, asli ihtiyaçlarımız için biriktirilmemiş, tali ihtiyaçlar için biriktirilmiş olan bir paradır. Bundan ötürü zekatın verilmesi gerekir." İfadelerini kullandı.

Parayı bir yere kanalize etmiş olup olmadığına yönelik konuşan Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Tural şöyle devam etti:

"Hac çıktı ama Diyanet İşleri Başkanlığı onu geri iade etti. Dolayısıyla tasarruf yetkisi tekrar şahsa geçti. Eğer Hac çıktıktan sonra o paranın belli bir miktarını Diyanet yatırsaydı, o zaman tasarruf kanalize edilmiş olurdu. Dolayısıyla üzerindeki mülkiyet sınırlandırılmış olurdu. O vakitte de zekat gerekmez. Ama para kendisine iade edilince mülkiyet ve tasarruf hakkı kendisine geçmiş olur. Üzerinden yıl geçtikten sonra da nisab miktarı olarak duruyor ise zekat vermesi gerekir."

Kaynak: Diyanet TV

İslam ve İhsan

ZEKAT NEDİR?

Zekat Nedir?

ZEKAT NEDİR, KİMLERE VERİLİR VE NASIL HESAPLANIR?

Zekat Nedir, Kimlere Verilir ve Nasıl Hesaplanır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.