Güzel Kur’an Okuyan Sahabiler

Hepimiz Kur’an-ı Kerim’i güzel okumak isteriz değil mi? Peki Asr-ı Saadet'te yani Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hayattayken sahabilerden kimler güzel Kur’an okuyordu acaba?

İşte Kur'ân-ı Kerim'i güzel okuyan sahabilerden birkaçı:

Hz. Üseyd bin Hudayr

Kur’an-ı Kerim’i öyle güzel okurdu ki Efendimiz (s.a.s.), onu dinlemekten çok hoşlanırdı. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) onun okuyuşunun güzelliği hakkında “meleklerin bile kendisini dinlemeye geldiğini” söyleyerek övgüde bulunmuştur.

Hz. Übey bin Kâ’b

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in Kur’an’ı tane tane ve güzel bir şekilde okuyanları övdüğüne dair birçok hadis-i şerifler vardır. Bu kimselerden biri de Hz. Übey b. Ka’b’dır. Bir defasında Rasul-i Ekrem, “Ümmetimin en iyi okuyanı Übey’dir.” buyurarak ona  “Kur’an Okuyanların Efendisi” demiştir.

Hz. Abdullah bin Mes’ûd

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), ashabını Kur’an’ı doğru okumaya teşvik etmiş ve özel gayret sarf ederek okuyuşlarını güzelleştirenleri toplum içinde yüceltmiştir. Hz. Abdullah ibn-i Mes’ud da güzel okuyuşu ile öne çıkan sahabilerden olmuştur. O sadece yüce kitabımızı güzel okumakla kalmamış, büyük bir cesaret örneği gösterip Kâbe’de Kur’an’ı müşriklere karşı yüksek sesle okuyan ilk kişi olmuştur. Bu yüzden müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ancak Kur’an okumaktan asla vazgeçmemiştir.

Hz. Ukbe bin Âmir el-Cuhenî

Kur’an’ı güzel okuyan hafız sahabilerdendi. Seher vakitlerinde kalkıp Kur’an okurdu. Kendine ait el yazması Kur’an’ı vardı. Sahabe arkadaşları onun Kur’an okuyuşunu tefekkür ederek, yani durup, düşünüp etkilenerek dinlerdi. Etkileyici okuyuşundan çoğu zaman gözleri yaşarırdı.

Hz. Ebu Musa el-Eş’arî

Sesi çok güzel olan ve Kur’an’ı mükemmel bir şekilde okuyan sahabilerdendir. Hz. Ömer kendisine “Bize Rabbimizi hatırlat” dediğinde o sadece Kur’an okurdu. Evine gelen misafirleri, onun okuyuşunu dinlemeden gitmezdi.

Kaynak: Ayşegül Şahin Gürbüz, Diyanet Çocuk Dergisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • çok teşekkür ederim .Cuma günkü sınavım için çok yardımcı oldu.

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.