Gözün Zühdü: Modern Çağın En Zorlu Ahlak Mücadelesi
Şeytanın tezyin (süsleme) tuzağına karşı modern çağın en büyük kalkanı: Gözün zühdü. Ekran kirliliği, dijital gürültü ve ifsada karşı kalbin kapısını korumanın yolları ile manevi derinliği koruyan rehber.
Şeytan lanetlendikten sonra kendisinin ilâhi huzurdan kovulmasına sebep olarak gördüğü Hazret-i Âdem -aleyhisselam- ve zürriyeti hakkında şöyle bir tehdit savurmuştu:
“İblis, ‘Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde nice şeyleri onlara süsleyeceğim de süsleyeceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, hepsini mutlaka ve mutlaka azdıracağım’ dedi.” (Hicr; 39-40)
İNSANIN GÜZELLİK TUTKUSU VE ŞEYTANIN TEZYİN STRATEJİSİ
Şeytanın saptırıcı vasıtalarından en yaygın olan ve süslemek diye tercüme edilen tezyin kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de süs, güzellik, çekicilik, cezbe veren şey anlamında kullanılır. İnsan yapısı itibariyle güzelliğe meftundur. Ziynet tutkusu derindir. Terbiye ve tezkiye görmezse nefsine hitap eden çekici manzaralara, lezzetlere ve arzulara karşı meşru-gayr-i meşru ayırımı yapmadan tutkuyla yönelir ve doyumsuz bir haz peşinde bir ömür koşturur da koşturur. Zira yeryüzünde dünyevî hazlar olarak his ve uzuvlarımıza yönelik nice nice ziynetler vardır. Bütün bunlar esasen bir imtihan vesilesidir. Rabbimiz şöyle buyurur:
“İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.” (Kehf; 7)
Ziynetler tümüyle yasaklanmış değildir. Fakat insan, hırs ve hazlarına sınır koymakta zorlanır. Kendisine helal olmayan nice ziynet, lezzet ve hazlara meylederek hududu aşar. İşte insanın bu özelliği ve zayıflığı, insan ve cin şeytanları tarafından çok iyi kullanılarak onun yoldan çıkması sağlanır. Şeytanca planlar yapılarak nice cazibedar programlar, insanların gözlerine, kulaklarına ve nefislerine süslü, renkli ve tahrik edici bir surette sunulur. Bu yönüyle günümüzde insanın hazlarına yönelik en kullanışlı araçlar ekranlardır.
MODERN ÇAĞIN PARLAYAN İFSADI: EKRAN KİRLİLİĞİ VE HAZ KÜLTÜRÜ
TV ekranları, telefon ekranları ve reklam panoları ne yazık ki çoğu zaman ıslaha değil ifsada hizmet eder olmuştur. Çoğu zaman bilinçli, kimi zaman da gafletin eşlik ettiği bu ifsat çağrısı, hem ferdin ahlâkını, hem ailenin huzur, mahremiyet ve ülfetini, hem de toplumun değerlerini dejenere etmek üzere göze ve kulağa “heyte leke” diyerek “bak sana bana”, “gelsene bana” mesajı iletir. Boy boy ekranlarda renk renk ışıltılarla süslenen nice günahlar, film, reklam ve bir takım program kuşakları isimleriyle pazarlanmakta, ailenin ve toplumun temeline dinamitler yerleştirilmektedir. Özgürlük adına dileyen dilediği fesadı herhangi bir engelle karşılaşmadan pazarlayabiliyor görünmektedir. Bu gidiş, hayra alamet değildir. Halbuki din, millet ve vatan gemisini korumak, fert, toplum ve devletin ortak bir sorumluluğudur. Kimse üzerindeki sorumluluğu bir başkasına yükleme kolaycılığına yönelmemelidir.
GÖZ KALBİN KAPISIDIR: GÖRÜNTÜ BOMBARDIMANINDA RUHUN MUHAFAZASI
İnsanın iç dünyası, dış dünyasından bağımsız değildir. Gözün gördüğü, kulağın işittiği ve zihnin maruz kaldığı her şey, kişiliğin üzerinde nice izler bırakır. Tasavvuf büyüklerinin sıkça ifade ettiği bir hakikat vardır: “Göz kalbin kapısıdır.” Bu kapıdan içeri giren her görüntü, her söz ve her çağrı, kalpte bir iz bırakır. İşte bugün insanlık, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir görüntü ve doğru-yanlış bilgi akışıyla karşı karşıyadır. Ekranlar hayatımızın merkezine yerleşmiş, insanın iç dünyasını kuşatan görünmez bir atmosfer oluşturmuştur.
Ne var ki bu atmosfer, çoğu zaman berrak ve temiz değildir. Bilakis insanın kalbini, zihnini ve ahlâkını kirleten bir ekran kirliliği ile karşı karşıyayız. İslâm terbiyesinde insanın kendisini muhafaza etmesi gereken en önemli kapılardan biri gözdür. Çünkü göz, sadece bir görme organı değildir; aynı zamanda kişiliğin terbiyesinde belirleyici bir unsurdur. Kur’ân-ı Kerîm’de müminlere hitaben: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nûr, 30) buyurulması boşuna değildir. Eskiler “harama bakmak” derken yalnızca bir günah fiiline değil, insanın iç dünyasını kirleten bir sürece işaret ediyorlardı. Çünkü göz, gördüğünü kalbe taşır. Kalp ise gördüğünü zamanla düşünceye, hayale ve davranışa dönüştürür.
Dijital Gürültü ve Haz Kültürü: Zihnin Esareti
Bugün ekranlar, insanın gözünü sürekli bir akışın içine sokmaktadır. Sosyal medya platformları, video mecraları, reklamlar ve dijital eğlence endüstrisi; insanın dikkatini çekmek, merakını tahrik etmek ve onu sürekli ekran başında tutmak için tasarlanmıştır. Bu tasarımın merkezinde ise çoğu zaman ahlâk değil, tüketim ve haz kültürü vardır.
Modern insan, belki de tarihin en gürültülü döneminde yaşamaktadır. Bu gürültü yalnızca sokakların veya şehirlerin gürültüsü değildir. Asıl gürültü, zihnin içinde yaşanan dijital kalabalıktır. Her gün yüzlerce görüntü, haber, yorum ve mesaj zihnimizden geçip gitmektedir. İnsan zihni bu kadar yoğun bir bilgi akışına yaratılış itibarıyla hazır değildir. Sonuçta ortaya çıkan şey ise dikkat dağınıklığı, iç huzursuzluğu ve ruh yorgunluğudur.
Tasavvuf ehli, kalbin selâmeti için sükût, tefekkür ve halvet gibi terbiyelere önem vermiştir. Çünkü kişi, ancak gürültüden uzak kaldığında hakikati duyabilir. Sürekli görüntü ve ses bombardımanı altında kalan bir kalbin tefekküre yönelmesi ise oldukça zorlaşmaktadır. Sonuçta derinliksiz ve değersiz, sığ ve bayağı kişilikler oluşmaktadır.
İşte bu süreç, toplumların ahlâkî dokusunda sessiz bir çöküşe yol açmakta ve millet olma özelliğini zamanla lif lif zaafa uğratmaktadır. Zira milleti millet yapan millî ve manevî değerlerdir. Ferdin haya ve ahlakını, ailenin mahremiyet ve iffetini çökertirseniz; ne insaniyet kalır ne de din ü devlet ayakta durabilir.
GÖZÜN ZÜHDÜ VE KURTULUŞ REÇETESİ: DİJİTAL DİSİPLİN REHBERİ
Tasavvuf büyükleri “zühd” kavramını yalnızca mal ve dünyaya karşı değil, gözün gördüklerine karşı da kullanmışlardır. Buna “gözün zühdü” denebilir. Gözün zühdü; her görüleni görmek zorunda olmadığını bilmek, insanın gözünü koruması ve kalbini gereksiz görüntülerden muhafaza etmesidir. Bugün bu zühdün modern dünyadaki karşılığı, belki de dijital disiplindir.
- Her içeriği tüketmemek
- Her videoya tıklamamak
- Her tartışmanın içine girmemek
- Gereksiz ekran kullanımını sınırlandırmak
Bunlar basit gibi görünse de insanın şahsiyetini koruyan önemli adımlardır. Ekranın ışığı çoğu zaman gözümüzü aydınlatır gibi görünür; fakat muhtevasına göre zaman zaman içimizi karanlığa boğar. Bugün ahlâk mücadelesinin önemli cephelerinden biri ekranların dünyasıdır. Bu mücadele bilinçle ve mücadeleyle kazanılabilir. Mesele teknolojiyi tamamen terk etmek değil, onu hikmetle kullanabilmektir, kirlerden ve ifsat edici programlardan arındırmaktır. “Ekran terörü” diyebileceğimiz bu fitneye karşı milli bir seferberlik hareketine acilen bir ihtiyaç vardır. Yarın çok geç olabilir…
Kaynak: Âdem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!