Gönüllerde Yaşayan Asla Ölmeyen Erler
Nice insan vardır, daha yaşarken mâzî olmuştur; niceleri de vardır ki üzerlerinden asırlar geçmesine rağmen dipdiridirler. Hak âşıkları / evliyâullah, fânî bedenleri toprak altına girse de mâzî olmuyorlar. İbretli kıssalarıyla, hikmet dolu nasihatleriyle, feyizli irşadlarıyla, gönüllerde yaşamaya devam ediyorlar.
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:
“Toprağın altında cismen ölmüş, lâkin gönlü diri olan kimse, gönlü ölüp de cismen diri olandan daha iyidir. Diri gönül, katʼiyyen ölmez.”
Nice insan vardır, daha yaşarken mâzî olmuştur; niceleri de vardır ki üzerlerinden asırlar geçmesine rağmen dipdiridirler. Hak âşıkları / evliyâullah, fânî bedenleri toprak altına girse de mâzî olmuyorlar. İbretli kıssalarıyla, hikmet dolu nasihatleriyle, feyizli irşadlarıyla, gönüllerde yaşamaya devam ediyorlar.
Zira “Îmân edip sâlih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.” (Meryem, 96) âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere Cenâb-ı Hak, sevdiklerinin sevgisini, nasipli gönüllere de ihsân ediyor.
Bir düşünelim:
Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallâhu anh-, Hazret-i Mevlânâ, Abdülkâdir Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Aziz Mahmud Hüdâyî ve emsâli Hak dostlarının türbelerine her gün kaç ziyaretçi gidiyor? Bugün hayatta olan bizleri günde kaç kişi ziyaret ediyor? Sormak lâzım; hakîkatte kim ölü, kim diri?..
Şu kıssa ne kadar mânidardır:
Büyük velîlerden Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri, talebeleriyle birlikte sâlih bir zâtın cenazesine iştirâk eder. Mevtâya telkinde bulunulduğu sırada, Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri tebessüm eder. Talebeleri, hocalarının böyle bir anda tebessüm etmesine hayret edip bunun hikmetini sorarlar.
Hazret, önce açıklamak istemez, fakat ısrar edilince şöyle der:
“–Telkini, diri ölüye yapar. Hâlbuki burada telkin verenin kalbi gâfil; mezara girenin kalbi ise dipdiri. Gâfil birinin kalben diri olana telkin vermesine şaşırdım.”
Hakîkaten, ölmeden evvel ölmek sırrına eren, yani nefsini tezkiye, kalbini de tasfiye ederek Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine cân u gönülden teslîm olan bir mü’min, âdeta ölümsüzlük sırrından hisse almış demektir. Bundan mahrum olanlar ise, daha hayattayken bile canlı cenazelerden farksızdırlar.
Tâbiîn neslinden Vehb bin Münebbih -rahmetullâhi aleyh- der ki:
“İnsanlar ne kadar da tuhaf! Bedeni ölenlere ağlıyorlar da gönlü ölenlere ağlamıyorlar. Oysa asıl felâket, gönlün ölmesidir!”
Bugün bizler de Gazzeʼde ölümle burun buruna yaşayan şehid namzedi din kardeşlerimiz için üzülüyoruz. Onların hâli içimizi acıtıyor. Hâlbuki asıl acınacak hâlde olanlar, belki de onlar değil, bizleriz. Zira onların canları tehlikede olsa da îmanları kavî. Bizim ise bugün canlarımız emniyette olsa da acaba îmanlarımız onlarınki kadar kuvvetli mi? Allah yolundaki fedakârlıklarımızın seviyesini Gazzeli kardeşlerimizin fedakârlıklarıyla mîzân ettiğimizde, acaba âhirette onlarla aynı Cennetʼlerde olabilecek miyiz?!.
Zira Gazzeli din kardeşlerimiz, en yakınlarını şehid verdiklerinde bile:
“…Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allâh’a âidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (el-Bakara, 156)
“…Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân, 173) diyerek, îmânın kazandırdığı metânet, dirâyet, tevekkül ve teslîmiyetin muhteşem misallerini sergiliyorlar. Yani onların bedenleri ölse de gönülleri dipdiri.
Âyet-i kerîmede buyruluyor:
“Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin! Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız!” (el-Bakara, 154)]
Rabbimiz, mazlum din kardeşlerimize karşı kardeşlik imtihanlarımızda cümlemizin yardımcısı olsun. Bu husustaki bütün hatâ, kusur ve noksanlıklarımızı affeylesin. Mazlum kardeşlerimizi lûtf u keremiyle selâmete çıkarsın. Islâhı mümkün olmayan zâlimleri de Kahhâr ism-i şerîfi hürmetine kahr u perişan eylesin. Ümmet-i Muhammed’e uyanış, diriliş, birlik, beraberlik, kardeşlik ve huzur hâli ihsân eylesin. Âmîn!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Ağustos, Sayı: 474











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!