Gerçek Tövbe ve İstiğfar Nasıl Olmalıdır?

Gerçek tövbe ve istiğfar nasıl olmalıdır? Nasıl edilmelidir? Tövbenin kabul olması için neye dikkat etmeliyiz? Sadece "Tövbe ettim" demek yeterli midir? Abdülkâdir Geylânî Hazretleri bakın ne buyuruyor...

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:

“Tevbe et, Allah yoluna uymayan fiil ve hareketlerden vazgeç. Aynı zamanda, tevbende de sebât et. Mesele sadece tevbe etmek değildir. Sadece tevbe etmiş olmak, işi halletmez. Asıl mesele, tevbede sebât etmektir. Nitekim bir ağaç dikmekte esas olan da, ağacı dikmek değildir. Asıl mesele, dikilen ağacı büyütmek, meyve verir hâle getirmek ve dâimî bir sûrette güzel meyve vermesini temin etmektir.”

İnsanoğlunun -beşeriyet îcâbı- günah ve kusurlardan tamamen sâlim kalması düşülemez. Nitekim peygamberler dışında hiçbir insan, mutlak sûrette mâsum değildir; az veya çok günah işlemekle karşı karşıyadır. Hattâ peygamberler dahî zelle işleyerek beşerî acziyeti tatmışlardır. Bunun vicdânî ıztırâbı ile tevbe ve istiğfar hâlinde yaşamışlardır. Böylece ümmetlerine, günaha düştüklerinde nasıl davranmaları gerektiği hususunda numûne olmuşlardır.

Mutlak üstünlük ve hatasızlık, yalnızca Cenâb-ı Hakk’a âittir. Acziyet, noksanlık ve kusurdan münezzeh olan ve müteâl yani idrâk ötesi bir mükemmellik sahibi olan, yalnızca Cenâb-ı Hak’tır.

HATA YAPANLARIN EN HAYIRLISI

Bunun içindir ki bir hadîs-i şerîfte;

“Her insan birçok hatâ yapabilir. Fakat hatâ yapanların en hayırlısı, çokça tevbe edenlerdir.” buyrulmuştur. (İbn-i Mâce, Zühd, 30/4251)

Kulun, günahından hattâ gafletinden suçluluk hissetmesi bir irfan, Rabbinden af dilemesi de bir vicdan borcudur.

Her amelde olduğu gibi tevbenin kabûlü için de ihlâs, yani samimiyet şarttır. Bunun en büyük alâmeti ise nedâmet/pişmanlık ve gözyaşıdır. Nitekim Hazret-i Mevlânâ:

“Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zira çiçekler, Güneş’li ve ıslak yerlerde açar!” buyurmuştur.

ALLAH'A DÖNÜN AMA NASIL?

Cenâb-ı Hak da âyet-i kerîmede:

“Ey îmân edenler! Samimî bir tevbe ile Allâh’a dönün…” (et-Tahrîm, 8) buyurmaktadır.

Samimî tevbe hususunda ilk numûne, Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- olmuştur. İşlediği bir zelle dolayısıyla zevcesi Havvâ Vâlidemiz’le birlikte Cennet’ten Dünya’ya indirilmişlerdir.

Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- Serendib’e, Havvâ Vâlidemiz de Cidde’ye gönderilmiş ve canhıraş bir tevbe içinde kırk sene birbirlerinden uzak, garip, yalnız ve bîçâre kalmışlardır. Onların bu tevbesi “nasuh tevbe”nin ilk misâlini teşkil etmiştir.

Tevbe eden biri de düşünmeli ki, nasıl dünyada kendilerinden başka hiçbir insan yokken Hazret-i Âdem ile Havvâ Vâlidemiz yegâne sığınak, barınak ve dayanak olarak Cenâb-ı Hakk’ı bilip O’ndan mağfiret dilemişlerse, bu hâlet-i rûhiye ile ilâhî rahmet kapısına ilticâ etmek îcâb eder. Uçsuz bucaksız bir okyanusta tek başına kalan veya karanlık bir ormanda yolunu kaybeden biri nasıl can havliyle; “Aman yâ Rabbi, beni kurtar!” derse, nasûh bir tevbe de böylesine canhıraş bir yakarışla Cenâb-ı Hakk’a sığınmayı gerekli kılar.

Yani Rabbimiz, sırf dilde kalan değil, nedâmet ateşiyle gönül kandilini yakan, makbul davranışlarla samimiyeti ispat edilen bir tevbe arzu ediyor. Öyle ki tevbe esnâsında ılık gözyaşlarıyla ilâhî rahmet kapısına sığınılmalı, sonrasında ise günah ve kusurlar, bir daha dönülmemek üzere terk edilmelidir.

Ayrıca; “…İyilikler, kötülükleri giderir…” (Hûd, 114) âyet-i kerîmesi muktezâsınca, sâlih amelleri artırarak mânen temizlenmeye de gayret edilmelidir. İşte bu azim ve gayretle yapılan bir tevbe gerçek tevbedir.

Bu şekilde samimiyeti ispat edilmeyen bir tevbe ise, yine bir başka tevbeye muhtaçtır. Yani dil; “Yâ Rabbi, tevbe, beni affet!” derken, kişinin hâl ve davranışları bu söyledikleriyle âhenk teşkil etmiyorsa, aynı günah ve kusurlar işlenmeye devam ediliyorsa, işte bu hâl, Hazret-i Mevlânâ’nın ifadesiyle “sözün maskarası” olmaktan ibarettir.

Cenâb-ı Hak bu hâle düşmekten îkaz sadedinde şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin! Şüphesiz, Allâh’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan), Allah hakkında (O’nun affına güvendirerek) sizi kandırmasın!” (Lokman, 33)

Kaynak:Altınoluk Dergisi, 2019 – Ocak, Sayı: 396, Sayfa: 032

TÖVBE NEDİR, NASIL EDİLİR?

TÖVBE DUASI

TÖVBE İSTİĞFAR ETMENİN FAZİLETİ

TÖVBE NEDİR, NASIL EDİLİR?

Tövbe Nedir, Nasıl Edilir?

TÖVBE DUASI

Tövbe Duası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.