Gerçek Mürşidin Özellikleri

Gerçek mürşidin özellikleri nelerdir? Abdullah Sert Bey açıklıyor.

HAKİKİ MÜRŞİDİN VASIFLARI

Es’ad Erbili Hazretleri’ne göre irşada salahiyetli mürşidin vasıfları şunlardır:

  • Mürşid; istikâmet, nasihat, şefkat, merhamet gibi güzel ahlâka sahip ve kötü ahlâktan da uzak olmalıdır.
  • Şeriatın gerektirdiği şekilde istikâmet üzere olmalıdır.
  • İnsanları Şeriata tabi olmaya ve Allah’ı huzur ile zikre yöneltmelidir.
  • Mümkün mertebe (kim olursa olsun) bütün insanlara nasihat etmelidir.
  • İnsanlara takva ve istikâmet yolunu öğretmeli, şer’an yapılması caiz görülmeyen şeylerden de uzak tutmalıdır.
  • Bütün mahlukata merhamet ve şefkat nazarıyla bakmalıdır.
  • Küçüklere merhamet, büyüklere saygı göstermelidir.
  • Müridlere gerekli olduğu kadar fıkıh ve tevhid akidelerini iyi bilmelidir,
  • Mü’minlerin ayıplarını örtmelidir.
  • Mürşid; ehli keşiften ise kalplerin kemâlâtını ve âdâbını, nefsani hastalıkları ve nefsin afetlerini bilmelidir. Şayet ehli keşif değilse müride arız olan hallerden ve görünüşlerden bunu bilmelidir.
  • Gönül zenginliğine sahip, ancak Allah rızasına muhalif işlere kızan, güzel ahlâka sahip bir zat-ı kâmil olmalıdır.
  • Bütün ma’siyetleri terk etme; farzlara, vaciplere ve kolayına geldiği kadar sünnetlere uyma, mümkün olduğu kadar zikrullaha ve salavat-ı şerifeye devam gibi vasıflardan başka şeyler mürşidlik için şart değildir. Esad Efendi’ye göre mürşid-i kâmilin keramet göstermesi de şart değildir.
  • Buna göre Es’ad Efendi’de bir şeyhin kamil olup olmadığının alâmeti; mürşidin söz ve davranışlarıyla şeriat ve sünnet çizgisinden ayrılmaması, sohbetlerine devam eden sâlikte Allah’ın zikir ve sevgisinin husule gelmesini sağlayabilmesidir. 

Kaynak: Vahit Göktaş, Altınoluk Dergisi, Nisan - 2015

 

GERÇEK MÜRŞİD-İ KÂMİL KİMDİR?

Gerçek Mürşid-i Kâmil Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.