Feridüddin Attar Hazretleri: Damla İçin Deryayı Satma!
İnsanın fâni varlıklara gönlünü kaptırıp Rabbinden yüz çevirmesi ne büyük bir gaflettir! Padişah ve köpeği kıssası üzerinden manevi körlüğü ve nankörlüğü anlatan Ferîdüddîn Attâr Hz. 'damla için deryâyı satma' uyarısında bulunuyor.
Ferîdüddîn Attâr rahmetullahi aleyh naklediyor:
DAMLA İÇİN DERYÂYI SATMAK: ATTÂR’DAN BİR GAFLET PORTRESİ
Bir padişahın çok sevdiği bir av köpeği vardı. Avcılıkta çok mâhir idi. Padişah, ona son derece değer verir ve her ava çıkışında onu mutlakâ yanına alırdı. Tasmasını mücevherlerle süslemiş, ayaklarına altın ve gümüşten halkalar taktırmıştı. Sırtı da sırmalı atlas bir çulla kaplıydı.
Bir gün padişah, yine onu yanına almış, saray erkânı ile ava çıkmıştı. Tasmanın ipek ipi elinde, at üzerinde vakur bir şekilde ilerleyen sultan, gâyet neşeliydi. Fakat birden bu neşesini kaçıran bir şey oldu. Çok sevdiği köpeği, padişahını unutmuş bir vaziyette, başka bir şeyle oyalanmaktaydı.
Padişah, önce mahzun olarak elindeki ipi çektiyse de köpek direndi; önündeki kemik parçasını kemirmeye devam etti. Bu hâl karşısında padişah, hayret ve hiddet hisleri arasında:
“–Huzûrumda beni unutarak başka bir şeyle meşgul olmak ha! Nasıl olur bu?” diye haykırdı.
Son derece üzüldü. Köpeğinin bu nankörlük, vefâsızlık ve duygusuzluğu, ona çok dokunmuştu. Bir köpek de olsa, mâzur görüp affetmek, içinden gelmedi. O kadar izzet, ihsan ve ikrâma rağmen, köpeğinin bir anda, hem de bir kemik parçası uğruna kendisini unutması, affedilir bir iş değildi. Gazapla:
“–Yol verin şu edepsize!” dedi.
Gâfil köpek, bu hiddetin mânâsını kavradığında iş işten geçmiş, yapacak bir şey kalmamıştı. Öyle ki etrafındakiler padişaha:
“–Sultânım, üzerinde mücevher, altın, gümüş ne varsa alalım da öyle bırakalım!” dediklerinde padişah:
“–Hayır! Bırakın öyle gitsin!” dedi.
Ardından ilâve etti:
“–Bırakın öyle gitsin de, ıssız ve kızgın çöllerde aç, susuz ve garip kalsın; onlara bakarak kaybettiği ikram ve lûtufların acısını yaşasın!..”
Hisse:
Cenâb-ı Hakkʼın en çok gazabını çeken husus; Yüce Zâtʼına kulluk için yarattığı insanın, insan için yarattığı fânî varlıklara gönlünü kaptırarak Rabbinden yüz çevirmesidir.
İnsanın Yaratıcıʼsını, gerçek sahibini ve Rezzâkʼını unutup fânî kapılardan medet ummasından daha büyük bir gaflet, yani mânevî körlük ve nankörlük olamaz!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!