Ezan Okumanın ve Kamet Getirmenin Şartları

Ezan okumak ve kamet getirmek ile ilgili hadisler var mıdır? Ezan okumanın ve kametin getirmenin şartları nelerdir? Ezan okuyanlar ve kamet getirenlerin dikkat etmesi gerekenler.

Ezan okuyacak ve kâmet getirecek olanlar aşağıdaki esaslara uymalıdır:

1. Vaktin girmiş olması: Bir namaz için daha vakti girmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle bir ezanın vakit girdikten sonra iadesi gerekir. Ancak çoğunluk fakihlere göre, yalnız sabah namazı için gecenin en son altıda birini teşkil eden seher vaktinde ezan okumak menduptur. Sonra bu ezan fecr-i sadık doğunca sünnet olarak yeniden okunur. Delil, Abdullah İbn Amr (r.a)’den nakledilen şu hadistir: “Bilâl gece ezanını okur. İbn Ümmü Mektûm’un ezanını işitinceye kadar yeyin için.” Buhârî, bu hadise şunu ilâve etmiştir: “İbn Ümmü Mektûm âmâ olup, kendisine üçüncü bir kişi “sabah oldu” demedikçe ezan okumazdı.” [1]

2. Ezan Arapça olmalıdır. Arapça ezanın sözleri, hangi dili konuşursa konuşsun, bütün yeryüzü müslümanları için sembol niteliğindedir. Hanefî ve Hanbelîler’e göre ezan, Kur’an-ı Kerim gibi Arapça olarak geldiği için, bunun başka dilde okunması geçerli değildir. Yalnız Şâfiîler’e göre, Arapça bilmeyen kimsenin kendisi için başka dilde ezan okuması caizdir.

3. Ezan ve kâmetin cemaate duyurulması; yalnız ise, kendisi duyacak kadar sesli okunması gerekir.

4. Ezan ve kâmetin sözleri arasında tertip ve peşpeşelik bulunmalıdır. Tertipsiz ve peşpeşe okunmayan ezan geçerli olmakla birlikte mekruhtur. Böyle bir ezan veya kâmetin iadesi daha faziletlidir.

5. Ezanın tek bir kimse tarafından okunması gerekir. Ancak birden fazla kimsenin, ezanı ayrı ayrı tam olarak okumaları da caiz görülmüştür.

6. Müezzinin erkek, akıllı, takva sahibi, sünneti ve namaz vakitlerini bilen bir kimse olması müstehaptır. Cahillerin ve fâsıkların ezan okumaları mekruhtur. Kadınların, bunak veya cünübün ezan okuması veya kâmet getirmesi de mekruhtur. Bunların kâmetleri değilse de, okudukları ezanlar iade Çünkü ezanın tekrarlanması cuma gününde olduğu gibi meşrudur. Nitekim Hz. Osman dönemine kadar Cuma günü, imam minbere oturduğunda iç ezan okunurken, Hz. Osman, nüfusun artması ve kentin büyümesi üzerine Mescid-i Nebevî ile çarşı arasındaki Zervâ’da ikinci bir ezan okunmasını emretti.[2] Abdestsiz kimselerin de kâmet getirmeleri mekruhtur. Hadiste; “Ancak abdestli kimse ezan okur.” [3] buyurulmuştur.

7. Müezzinin sesi gür ve güzel olmalıdır. Çünkü bu takdirde ezanı duyurma ve ilân daha kolay gerçekleşir. Delil şu hadistir: “Hz. Peygamber yirmi kişiye ezan okumalarını emretti, onlar da okudular. Ebû Mahzûre’nin sesi hoşuna gitti ve ona ezanı öğretti.” [4]

8. Ezanın duyurulması için yüksek bir duvar veya minare üzerinde ayakta okunmalıdır. Urve İbn Zübeyr, Beni Neccar’dan olan hanımından şöyle dediğini nakletmiştir: “Benim evim, Mescid-i Nebevî’nin çevresinde en yüksek ev idi. Bilâl, sabah ezanını bu evin üzerinde okurdu. Bilâl seher vaktinde gelip evin üzerinde oturur, sabah vaktini gözetirdi. Fecrin doğuşunu gördüğü zaman doğrulur, sonra da ezan” [5]

9. Ezan okurken iki kelime arasında durarak uzatılır, kâmet getirirken ise iki kelimeyi birleştirmek suretiyle süratli okunur. Hadiste; “Ya Bilâl! Ezan okuduğun zaman kelimeleri uzatarak yavaş yavaş oku, kâmet getirdiğin zaman da hızlı oku.” [6] buyurulmuştur.

10. Ezan ve kâmette müezzin kıbleye doğru döner. “Hayye ale’s-salâh” derken sağ tarafa, “hayye ale’l-felâh” derken sol tarafa döner, minarede ise, sağ taraftan sol tarafa doğru dolaşarak okur. Ezanda sesin yükselmesine yardımcı olması için, iki parmağının uçlarını iki kulağına koyar. Ebû Cuhayfe (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Bilâl’in ezan okuduğunu gördüm. O, yüzünü sağa ve sola çeviriyordu. Hayye ale’s-salâh, hayye ale’l-felâh diyordu. İki parmağı da iki kulağında idi.” [7]

11. Ezan ve kâmet vakit namazları ve kaza namazları için sünnettir. Çünkü ezan ve kâmet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kaza namazı kılarken de ezan ve kâmet getirmek sünnet olur. Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, Nebî (s.a.s) ve ashabı Hayber gazvesinden dönerken, yolda konaklamış ve Bilal-i Habeşî’yi nöbetçi bırakmıştı. Ancak çok yorgun olan Bilal (r.a)’ın da uyuması üzerine sabah namazına kalkamamışlardı. Güneş yükseldikten sonra abdest almışlar Bilal ezan okumuş, iki rekât namaz kılındıktan sonra, kamet getirmiş ve sabah namazının iki rekât farzı kılınmıştır.[8]

12. Birden fazla kaza namazı kılınacaksa, meclis aynı olsun farklı bulunsun, her bir namaz için ayrı ayrı ezan ve kâmet getirilmesi daha faziletli görülmüş ise de, aynı yerde birden çok kaza namazı kılınacaksa, ilk kaza edilecek namaz için ezan ve kâmet, diğerleri için yalnız kâmet getirmek yeterli olur. Nitekim Rasûlullah (s.a.s), Hendek gazvesi sırasında üç vakit namazın zamanında kılınamaması üzerine, aynı günün yatsı namazı vaktinde, Bilal (r.a)’e ezan ve kâmet okumasını bildirmiş ve öğle namazını kıldırmıştı. Sonra kâmetle ikindi, sonra kâmetle akşam ve yine kâmetle yatsı namazını kıldırmıştır.[9]

İmam Mâlik’e göre, kaza namazları için yalnız kâmet getirilir, ezan okumak gerekmez. Dayandığı delil, Hendek savaşında kazaya kalan namazlar için, Allah Rasûlü’nün, Bilâl (r.a)’e yalnız kâmet getirmesini emretmesidir.[10] İmam Mâlik, hadiste zikredilen ezanın, o günkü, kendi vakti içinde okunan yatsı ezanı olduğu görüşündedir.

13. Ezan ile kâmetin arasını biraz ayırmak uygun olur. Bu ara verme akşam ezanından sonra üç kısa âyet okunacak kadar, diğer vakitlerde ise, her iki rekatinde on iki âyet okunarak iki veya dört rekat namaz kılacak kadar bir süreyi kapsamalıdır. Delil şu hadistir: “Ey Bilâl! Ezan ile kâmet arasında, yemek yemekte olan birinin yemeğini bitirip, normal bir şekilde ihtiyacını gidereceği kadar bir süre bekle.” [11]

Hanefîlere göre her ezandan sonra bütün vakitlerde “es-salâte! es-salâte! yâ musallîn (Ey namaz kılanlar! Namaza namaza)” diye seslenerek teşvikte bulunmak müstehaptır. Çünkü dinî işlerde gevşeklik ortaya çıkmıştır.

14. Kâmetle namaz arasına yemek, içmek, yıkanmak gibi bir ara girse, kâmeti yeniden getirmek gerekir. Fakat kâmet getiren kimse, kâmetten sonra sünneti kılsa veya imam kâmetten sonra gelse, kâmeti yenilemek gerekmez.

15. Müezzin ecrini Allah’tan isteyerek ezan okumalıdır. Çünkü ashab-ı kiramdan Osman İbn Ebî’l-Âs, Hz. Peygamber’e gelerek, “beni kavmime imam olarak görevlendir!” deyince, Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur: “Sen onların imamısın, en zayıflarını ölçü al ve okuyacağı ezandan dolayı bir ücret almayan bir müezzin” [12] Ancak imam Mâlik böyle bir ücrette sakınca görmezken, Şâfiî bunun beytülmâlin ganimet fonundan maaş olarak verilebileceğini söylemiş, müteahhirûn Hanefî fakihleri de imamlık, müftülük, Kur’an öğreticiliği ve müezzinlik gibi hizmetler için bir bedel alınabileceğine fetva vermişlerdir. Bu fetvanın dayanağı, ilim adamlarına beytülmalden ayrılan atıyye ve maaşların kesilmesi sebebiyle, ortaya çıkan gevşeklik ve ihmal karşısında bu gibi görevlerin yürütülmesini sağlamaktır.

Dipnotlar:

[1] Buhârî, Ezân, 11, 13, Şehâdât, 11, Savm, 17; Müslim, Sıyâm, 36-39; Tirmizî, Salât, 35; Nesâî, Ezân, 9, 10. [2] Ebû Dâvud, Salât, 219; Nesâî, Cum’a, H. No: 1493; Tirmizî, Cuma’, H. No: 516; İbn Mâce, Cum’a, H.no: 1135. [3] Tirmizî, Salât, 33; San’anî, Sübülü’s-Selâm, I, 129. [4] Dârimî, Salât, 7. [5] Zeylâî, age, I, 292. [6] Tirmizî, Salât, 29. [7] San’anî, age, I, 122; Şevkânî, age, II, 46. [8] Ebû Dâvud, Salât, 11, H.No: 435, 443; Nesâî, Mevâkît, 54, 55; A. İbn Hanbel, IV, 444; Tehânevî, age, II, 126. [9] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 4; Şevkânî, age, I, 359, II, 60. [10] Dârimî, Salât, 186; Nesâî, Mevâkıt, 55; Ezân, 23; İbn Hanbel, III, 25 [11] A. İbn Hanbel, Müsned, V, 143. [12] Ebû Dâvud, Salât, 39, H. No: 531; Tirmizî, Salât, 41; Nesâî, Ezân, 32; İbn Mâce, Ezân, 3; A. İbn Hanbel, IV, 217

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

EZAN ARAPÇASI VE MEALİ

Ezan Arapçası ve Meali

KAMET NASIL GETİRİLİR?

Kamet Nasıl Getirilir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.