Evlat Edinme ile İlgili Ayet ve Hadisler

İslam’da evlat edinme caiz midir? İslam’da nesep bağının yeri ve önemi nedir? İslam dininde evlat edinme ve nesep bağı ilişkisi ile ilgili ayet ve hadisler.

İslâm’dan önce arap toplumu arasında evlât edinme vardı. Bizzat Allah Rasûlü de, Zeyd b. Hârise’yi evlât edinmişti. Bu şöyle olmuştu: Zeyd (r.a.) henüz küçük bir çocuk iken esir edilmiş, onu Hakîm b. Hızâm, halası Hatice için satın almıştı. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile evlenince, Zeyd’i O’nun hizmetine vermiştir. Daha sonra öz babası ve amcası Zeyd’i alıp kendi beldelerine götürmek istemişlerse de Zeyd; “Ben bu zattan öyle iyilikler gördüm ki, ondan başkasını yanına gitmem.” diyerek Hz. Muhammed’in yanında kalmayı tercih etmiştir. Bunun üzerine, Hz. Muhammed; Zeyd’i özgürlüğüne kavuşturmuş ve “Şahid olun, Zeyd, benim oğlumdur, o bana mirasçı olacak, ben de ona mirasçı olacağım.” buyurarak küçük yaşta onu evlât edinmişti. Böylece Zeyd’in babası ve amcası gönülleri rahat bir şekilde ailelerine dönmüşlerdi.[1]

EVLAT EDİNMEYİ YASAKLAYAN AYET VE HADİSLER

Ancak cahiliye döneminden gelen bu evlâtlık uygulaması, Medine döneminin ilk yıllarına kadar sürmüş, Hicret’in 5. yılından sonra inen aşağıdaki âyetlerle kaldırılmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“... Allah evlâtlıklarınızı öz oğullarınız gibi tanımadı. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler, doğru yola o eriştirir.”[2]

“Evlâtlıkları öz babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha doğrudur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, bu takdirde onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. İçinizden kasd ederek yaptıklarınız bir yana, yanlışlıkla yaptıklarınızda üzerinize bir günah yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”[3]

Abdullah İbn Ömer’den (ö.73/692) şöyle dediği nakledilmiştir: “Çocukları öz babalarına nisbet ederek çağırın.” (el-Ahzâb, 33/5) âyeti ininceye kadar, biz Zeyd b. Hârise’ye (r.a.) “Zeyd b. Muhammed (Muhammed’in oğlu Zeyd)” derdik. Bundan sonra kendi babasına nisbet etmeye başladık.”[4]

Cahiliye devrinde evlâtlık nesep, evlenme, boşanma, miras, sıhrî hısımlık gibi konularda öz çocuk gibi sonuçlar doğururdu. Bu yüzden evlatlığın dul kalan eşi ile de evlenilmezdi. Çünkü o, evlât edinenin gelini sayılırdı.

Allahü Teâlâ bu uygulamayı da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendi hayatında meydana gelen şu olayla kaldırdı. Zeyd İbn Hârise Hz. Peygamber’in halasının kızı Zeynep binti Cahş ile evlendi, fakat mutlu olamadılar. Çünkü gerçekte Zeynep ve ailesi bu evliliği arzu etmemiş, ancak Allah Rasülü dünürcülük yapınca şu âyete göre muvâfakatlarını bildirmişlerdi. “Allah ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, gerek mü’min olan bir erkek ve gerekse mü’min olan bir kadın için seçme hakkı yoktur. Kim Allâh’a ve Rasülüne karşı gelirse, şüphesiz o, apaçık bir sapıklıkla yolunu şaşırmış olur.” [5]

Hz. Peygamber’in sabır tavsiyelerine rağmen, sonunda Zeyd, Zeyneb’i boşadı. Zeynep iddetini tamamladıktan sonra da, evlatlık hukuku lağvedildiği için, Hz. Peygamber ile evlendi.

Âyette şöyle buyurulur:

“Sonunda madem ki Zeyd, eşiyle ilgisini kesti; biz, onu seninle evlendirdik ki evlâtlıklarının ilişiğini kestikleri eşleriyle evlenmede mü’minlere bir zorluk olmasın.”[6]

Buhârî’nin naklettiğine göre Zeynep, Hz. Peygamber ile evlendikten sonra, O’nun öbür eşlerine karşı övünür ve şöyle derdi: “Allâh’ın elçisi, sizi ailelerinizden isteyip nikâhladı. Beni ise yedi kat göklerden yüce Allah O’na nikâhladı.”[7]

Böylece İslâm, gelinlerle evlenme yasağını yalnız öz oğulların eşleri ile sınırladı. Âyette;

“Kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz...,. size haram kılındı.”[8] buyurulur.

Bu duruma göre, başkasına ait bir çocuğu evlât edinmekle, öz çocuk gibi hak ve görevler meydana gelmez. Evlât edinenin bakım yükümlülüğü doğmaz.

Aralarında bir hısımlık doğmadığı için evlenme engeli de meydana gelmez. Miras cereyan etmez. Ancak nesebi bilinmeyen bir çocuğu, bir kimse, “bu benim oğlum veya kızımdır” diye ikrarda bulunsa, aşağıda açıklayacağımız şartlar gerçekleşirse, bu çocuk onu tasdik etsin veya etmesin, nesebi ondan sabit olur ve aralarında miras cereyan eder. Diğer yandan evlâtlıkla süt hısımlığı birbirinden farklıdır. Süt hısımlığı, bir kadının kendine ait olmayan, süt emme yaşındaki bir çocuğu emzirmesiyle meydana gelir ve öz çocuk gibi evlenme engelleri doğurur. Bir fitne korkusu olmadıkça, süt hısımları arasında örtünme zorunluluğu bulunmaz.

Diğer yandan bir kimse kendi kardeşinin oğlu veya kızının bakım ve yetiştirilmesini üstlense, süt emme çağında, eşi bu çocuğu emzirmişse, hem mahrem hısım ve hem de süt hısımlığı yüzünden ergenlik çağından sonra da birlikte hayatlarını sürdürmelerinde bir sakınca bulunmaz.[9]

Ancak şunu da belirtelim ki, İslâm’ın evlâtlık müessesini kaldırması yetim, öksüz, yoksul, kimsesiz veya buluntu çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez. Bu gibi çocuklar aileler nezdinde veya çocuk yuvalarında himâye altına alınır. Bakılır, eğitilir, sanat veya meslek sahibi kılınır, evlendirilir. Bir mü’min bu çeşit amellerden dolayı büyük ecir kazanır. Sadece çocuğu kendi nesep hısımı yapamaz ve ergenlik çağından sonraki görüşmeler İslâmi ölçüler içinde olmalıdır. Böyle bir çocuğun nesebi belirsiz olsa bile ona hor ve küçümseyici gözlerle bakılamaz. Çünkü ana) babanın bir yanlışından dolayı çocuk suçlanamaz. Çocuğa yardımcı olup, himaye eden kimse, ona manevi ana) babalık yapmış ve çocuğun sevgi ve saygısını kazanmış olur. Önemli olan da bu sevgi, şefkat ve saygıdır. Ayrıca âhirette bunun için ecir alınacaktır.

Kimsesiz bir çocuğu himaye eden kimse ona sağlığında iken bağış yoluyla dilediği kadar, vasiyet yoluyla ise malının üçte biri kadarını bırakabilir.

Dipnotlar:

[1]. Tirmizî, Tefsîru Sûre 33/9, 12; İbn Kesir, Muhtasar Tefîr, ihtisar ve Tahk., M.a. Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1981, III, 81; Elmalılı Hak Din Kur’ân Dili, VI, 316. [2]. Ahzâb, 33/4. [3]. Ahzâb, 33/5. [4]. Buhârî, Tefsîru Sûre, 33/2. [5]. Ahzâb, 33/36. [6]. Ahzâb, 33/37. [7]. Buhârî, Tevhîd, 22; Tirmizî, Tefsîru Sûre 33/16. [8]. Nisâ, 4/23. [9]. Elmalılı, age, VI, 315 vd.; Mehmed Zihni, Nimet-i İslâm, İstanbul 1316 H.,3. Kısım, s. 271, 273.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM'DA EVLAT EDİNME CAİZ Mİ?

İslam'da Evlat Edinme Caiz mi?

İSLAM’IN ÇOCUKLARI KORUMAK İÇİN ALDIGI ÖNLEMLER

İslam’ın Çocukları Korumak İçin Aldığı Önlemler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.