Enaniyet (Benlik) İmtihandan Geçen Allah Dostları
Allah (c.c) dostları benlik imtihanından nasıl geçtiler? Neler yaşadılar? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
Bu enaniyeti bertaraf etmek, kalbin takvasına bağlı bir keyfiyettir. İnsanın “ben” iddiasından kurtulması, Allah’a yakınlığının en önemli alametlerinden biridir.
Mesela Ebû Hanîfe Hazretleri… Devrin halifesi Ebû Ca‘fer Mansûr kendisine:
“Bağdat’ta gel, Kadı’l-Kudât ol” dedi. Yani şeyhülislâmlık makamı; halifeden sonra devletin en yetkili ikinci insanı olacaktı. Fakat Ebû Hanîfe Hazretleri bunu kabul etmedi ve:
“Ben kadı olamam” dedi.
Halife ısrar etti:
“Olursun, çünkü çok itibarlı bir insansın.”
Bunun üzerine Ebû Hanîfe Hazretleri:
“Bana fetva vermektense zindana girmeyi tercih ederim” dedi. Gerçekten de zindana girdi. “Zindan bana dar gelmez, zor gelmez; ben sadece annemin üzülmesine üzülürüm” buyurdu.
Nitekim vefat ettiğinde bütün Bağdat ayağa kalktı, şehir adeta boşaldı. Bu, makamdan kaçan bir insanın Allah katındaki izzetinin nasıl olduğunu gösterir.
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri de Kadı’l-Kudât makamındaydı. Yani şöhreti, itibarı, makamı zirvedeydi. Fakat hocası Üftâde Hazretleri, içindeki enaniyet tamamen kırılsın diye ona ciğer sattırdı. Kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer sattı. Hatta bazıları:
“Herhâlde kadı efendi aklını kaybetmiş” dediler.
Ama maksat; nefsin terbiye edilmesi, “ben” iddiasının yok edilmesiydi.
Halid-i Bağdâdî Hazretleri’ne “Şemsü’ş-Şumûs” yani “Güneşlerin Güneşi” deniyordu. O kadar büyük bir âlimdi. Fakat Delhi’ye gidip Abdullah Dehlevî Hazretleri’ne intisap ettiğinde, şeyhi ona:
“Oğlum, sana burada helâların temizliği verildi” dedi.
Yani ilim, şöhret, makam; hepsi bir kenara bırakıldı. Çünkü Allah’a yaklaşmanın ilk şartı, enaniyetten arınmaktır.
Burada şunu görüyoruz: Cenâb-ı Hak’ka yaklaşan dostlarda ilk kırılan şey “benliktir”. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur:
“Kim kapıyı çaldı?” diye sorulduğunda, bir adam “Ben” dedi. Efendimiz bu sözü hoş karşılamadı. (Buhârî, İsti’zân, 15)
Demek ki kul daima “ben” demeyecek; “Sen yâ Rabbi” diyecek. Kendi varlığını değil, Rabbini merkeze alacak. Evliyâullahın yoluna baktığımızda da ilk görülen sıfat budur: Kendine bir şey izafe etmemek, her şeyi Allah’tan bilmek.












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!