En Büyük Nimetin Şükrü: İmanla Geldik, Şükürle Gitmeliyiz
İman nimetiyle geldik bu dünyaya… Asıl mesele, bu lütfu şükürle taçlandırıp, huzûr-i ilâhîye selîm bir kalple dönebilmektir.
Bütün fânîler bize servetlerini verseler, en nihâyet bu, bir insan ömrü içinde kullanılacak kadar bir menfaattir. Ölüm, onların hepsini elimizden alacak ve dünya serveti, yine dünyada kalacaktır. Allâh’ın lûtfettiği îman nîmeti ise sonsuz bir saâdete götürecektir. Bu sebeple bizim en mühim vazifemiz; Allâh’ın lûtfettiği îmânın bedelini, şükürle, minnetlerle Allâh’a ödeyebilmektir. En mühim meselemiz de şükür borcunu ödeyebilmiş, selîm ve müsterih bir kalp ile huzûr-i ilâhîye varabilmektir.
Dâimâ düşünmeliyiz ki, bir bedel ödemediğimiz hâlde, sırf lûtf-i ilâhî ile insan olarak, mü’min olarak, ümmet-i Muhammed olarak dünyaya geldik ve Kur’ân-ı Kerîm’e muhâtap kılındık. Bütün bunlar, şükründen âciz kalınacak nîmetlerdir.
MANEVİ NİMETLERİN NE KADAR ŞÜKRÜ İÇİNDEYİZ?
Maddî nîmetlerin çoğunda hayvanlarla müşterekliğimiz vardır, farkımız pek azdır. Bizi hayvanlardan ayırıp insanlık fazîletine yücelten asıl nîmetler, bu mânevî nîmetlerdir. Fakat bu nîmetlerin ne kadar şükrü içindeyiz? Dünyevî bir şeyle ne kadar seviniyoruz; bizi ebedî saâdete götürecek olan îman nîmetinin ve ümmet-i Muhammed olmanın ne kadar minnettarlığı, sevinci ve şükrü içindeyiz?
Hak dostu Mevlânâ Hazretleri buyurur ki:
“Nîmetlerine, ihsanlarına nâil olunca, Allâh’a şükret; lûtfunu gördüğün kişiye de teşekkür et, onu an! İşte bu yüzdendir ki Cenâb-ı Hak; «Peygamber’e salevât getirin!» buyurdu. Çünkü Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mü’minlerin dönüp başvurdukları, müstesnâ ve emsalsiz varlıktır!”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!