Ekran Terörü: Dijital Hazdan Kurtulup Hakikati İnşa Etmek
1954'teki haz deneyi bugün ekranlarda sürüyor. Dikkatimizi çalan dijital kuşatmaya karşı fıtratımızı ve irademizi nasıl koruyabiliriz?
Bilim adamları 1954'te bir fareyi başına elektrotlar bağlı olarak bir kafese koydular. Kafeste kırmızı bir düğme vardı ve basıldığında fare beynindeki haz bölgesini uyaran bir elektrik alıyordu. İlk gün kazara düğmeye dokunan fare haz alınca basmaya devam etti. Bastıkça bağımlı hale geliyordu. Ertesi gün kafese yiyecek kondu. Fare dönüp bakmadı bile, çünkü düğmeye basmaya devam ediyordu. Bir sonraki gün yanına dişi bir fare kondu. Aynı netice... Nihayet kafesin kapısı açıldı. Fare çıkmaya yeltenmedi, çünkü düğmeye basmakla meşguldü. Halsizlik ve açlıktan öldüğü son saatte düğmeye tam 7000 kez basmıştı.
1954 DENEYİ DEVAM EDİYOR MU?
1954'te yapılan bu deneyin laboratuvarda kaldığını sanıyorsak modern dünyayı tanımıyoruz demektir. Deney bitmedi, bizim üzerimizde devam ediyor. Pazarlama uzmanları artık bizi ikna etmeye değil beynimizdeki enzim mekanizmasını sömürmeye çalışıyorlar. Bilim tarihi bu deneyi “ödül sisteminin keşfi” diye kayda geçirirken pazarlamacılar bundan bir iş modeli çıkartıp uygulamaya koydular. Farenin kafasına bağlanan elektrotlar kablo ile taşınıyordu, bizimkilerin ise kablosu yok. Farenin kafesinde sadece bir tane kırmızı düğme vardı. Bizim gözümüzün önünde, elimizin altında, cebimizde ışıltılı ekranlar var.
Bugün insanlık, görünürdeki savaşlardan çok daha sessiz, çok daha derin bir kuşatma altında. Bu kuşatma tankla, topla değil; avuç içinde taşınan küçük ekranlarla geliyor. Bu, değerlerimize yönelik örgütlenmiş bir saldırıdan daha fazlasıdır. 1954’te keşfedilen şey, beynin ödül sisteminin yapay yollarla uyarılabileceğiydi. Son yirmi senedir Silikon Vadisi'nin keşfettiği, bunun sanayiye dönüştürülebileceğidir. İnsan dikkatini bir maden gibi işleyip, onu tükenene kadar sömüren küresel bir endüstri ile karşı karşıyayız. Ekrandaki esas terör budur.
Gerçekliğin Kaybı: Hayatın Öznesi Olmaktan Seyircisine Dönüşmek
Ekrandaki terörü sadece kötü içerikten ibaret görmek yanlış olur. Esas tehlike ekranların gerçekliğin yerine geçmesidir. Savaşı bile ekranlarda izliyoruz. Artık gerçeği değil, gerçeğin benzetilmişini yani sanalı tecrübe ediyoruz. Ekran önce dünyayı gösteren bir araçtı, zamanla dünyanın yerini alan ve gerçekliğin sadece kendi yansıttığından ibaret olduğunu fısıldayan bir alternatife dönüştü. Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibaretti; ekrandaki dünya insanları, esas oyunu unutturan bir oyunun aktörleri yaptı. İnsan, yaşadığı hayatın öznesi olmaktan çıktı, seyircisine dönüştü.
İnsan artık yalnızca gördüğünü izlemiyor, izlediği şeyin içinde yaşıyor. Şimdi mesele sadece ekrandan gözlerimizi, kulaklarımızı ve kalplerimizi kirleten bir içeriğin dökülmesi değildir. Mesele; insanın sabrını, derinliğini, sorumluluk duygusunu ve anlam arayışını aşındıran bir dikkat ekonomisinin kurulmuş olmasıdır. Bu dikkat ekonomisi topla, tüfekle ya da füzeyle korunamayacak bir alanı tehdit ediyor. Dikkat ekonomisi dikkatimiz, zihnimiz ve kalbimizin başka bir hakikate mecali kalmayacak şekilde üstünü örtüyor.
Sosyal medya, dijital platformlar, reklamcılar ve içerik üreticileri tek sermayemiz dikkatimizi çalıyor. Bu, hayatı sadece satmak, kazanmak ve büyümek olarak gören çarpık bir zihniyetin bilinçli olarak tasarladığı kurgudur. Araştırmalara göre beğeni bildirimleri, sonsuz kaydırma ve anlık ödül mekanizmaları, beynin ön kısmını devre dışı bırakıp haz bölgesini harekete geçiriyor. Bir diğer ifade ile uzun vadeli düşünce kapasitemiz köreliyor, anlık haz duyumuz besleniyor. Tıpkı 1954'teki fare gibi, biz de ne kadar bastığımızı unutuyor; sadece basmanın verdiği hazzı hatırlıyoruz.
DİKKAT EĞİTİMİ: SEVGİNİN EN SAF BİÇİMİNİ VE FITRATI KORUMAK
Bir bilge “dikkat, sevginin en saf biçimidir” demiş. Bizim dikkatimize göz dikenler sevme kapasitemizi elimizden almaya çalışıyorlar. Ekrandaki terörün kötü içeriklere maruz kalmak ve böylece gözü, kulağı ve kalbi kirletmek kadar büyük tahribatı sevginin en saf biçiminin elimizden kayıp gitmesidir. Dikkat, insanın dünyayla kurduğu en derin bağdır. Bu bağ zayıfladığında sevgi zayıflar, anlam zayıflar, irade zayıflar. Bu yüzden dikkati korumak, sadece zihnimizi ve kalbimizi değil fıtratımızı korumaktır. Bizden neyi çalmak istiyorlarsa, onu korumayı öğrenmek zorundayız. Bu bir dikkat eğitimi zarureti ortaya çıkartıyor.
İradenin Evi Olarak Dikkat: Yasaklama Değil Terbiye Meselesi
Dikkat eğitimi; bakılacağa bakmak, dinleneceği dinlemek, bekleneceği beklemek ve aceleci olmadan sabretmek eğitimidir. Ekrandaki terör ile mücadele, engel olma ya da yasaklama meselesi değil, dikkatin teksif edilmesi gerekene teksifini sağlayan bir terbiye meselesidir. Dikkatini yönetemeyen insan, ne bilgisini yönetebilir ne de nefsini. Dikkat, insanın iradesinin evidir. İradesini kaybeden hürriyetini, hürriyetini kaybeden geleceğini kaybeder.
Ekrandan taşanın çirkinliğinden daha vahimi insanın kendi dikkati, zamanı ve anlamını yönetme kabiliyetini kaybetme tehlikesidir. Ekranlar dolduramadığımız bir boşluğu dolduruyor. Bu boşluk anlam boşluğudur. O boşluğu kapatmadan ekrandaki teröre engel olamayız. Bugün en büyük fukaralığımız toplum olarak ortak bir gelecek tasarımımızın olmayışıdır. Ekranlara yönelik düşkünlüğün arkasında, yerine anlamlı bir ikame koyamamamız yatıyor. Ekranın sunduğu anlamın rakibi olabilecek ne inşa ediyoruz?
Kitabımız Hakka karşı mesuliyet şuurunun yanında ve belki de bunu tahkim için sadıklarla beraber olmayı emreder. Sadıklarla beraberlik bir zihin ve kalp birlikteliği, vahiyle buluşan aklı ve selamete ermiş kalbi inşa stratejisidir. İnsan, muhitinin değerleri, dili ve bakışı ile düşünür ve yaşar. Ekran işte bu mekanizmayı ele geçirmiştir: Artık çevremizdekileri biz seçmiyoruz, algoritma seçiyor. Algoritmanın kurduğu muhit bizi şekillendiriyor.
Sadıklar kendilerine arz vaat edilmiş bahtiyarlardır. Onlar, nebevi ahlâkın, özümsenmiş derin bilginin ve sabırlı emeğin yaşayan örnekleri, insan güzelleridir. Sadıklar, aynı hakikate gönül vermiş, birbirinin yükünü hafifleten, dünyayı yalnızca tüketilecek bir meta yığını olarak görmeyen, esas hayatın ahiret hayatı olduğuna inanmış güzidelerdir. Onlar, algoritmaların ayırdığı yalnızlaştırılmış bireyler değil; ortak iyiyi hedefleyen, birbirlerine sürekli hakkı ve sabrı tavsiye eden, birlikte anlam üreten ferd-i feridlerdir.
SADIKLARLA BERABERLİK VE SALİH AMEL İNŞASI
Sadıklarla beraber olmak dünyanın gidişatından mesuliyet hissini hayatın gayesi yapmaktır. Bu gaye, nefsin aldığı en kalıcı terbiyedir. Müslüman dünyanın gidişatından sorumludur. Ekranlarda ardı ardına gelen ve sadece dikkat çalan mebzul içerik terbiye ihtiyacımızı arka plana atan bir çeldirici olarak kalmıyor, bizi nefsimizi kemale erdirecek bir hayat idealinden yoksun bırakıyor. Bizi yan çizen tüketicilere, kendinden ve hazzından başka gündemi olmayan asalaklara dönüştüren bu saldırı karşısında ruhumuzun, haz terapilerine değil, salih muhitlerle kurulacak ittifaklara ihtiyacı var.
Tüketim Sarmalına Karşı Panzehir: Salih Amel ve Üretme İradesi
Salihlerle kurulacak ittifak bir salih amel ittifakıdır. Salih amel, dünyayı daha güzel ve Hakkın rızasına uygun yaşanan bir yer haline getirme çabasına hizmet eden ameldir. Ekranların bizi sadece tüketen varlıklara dönüştürme tehlikesine karşı panzehir üretmek ve ortaya güzel şeyler koyma çabasına girmek gerekir. Bizi; sürekli alan, hiç vermeyen, alan ama doymayan tiplere dönüştürmeye karşı koyma iradesidir. Fıtrat salih amele, üretmeye, eser ortaya koymaya, iz bırakmaya muhtaçtır. Var edilişe en güzel şükür, varlığa fayda iledir. Üretmek, zamanla kurulan derin bir tecrübedir; zamanı çoğaltır ve ebedileştirir. Ekranın sunduğu anlık haz ise zamanı elimizden kayıp giden buz gibi eritir.
Salih amel üretme çabası içinde olan insan, ekranlardan taşan soluk ışığın vaat ettiklerine muhtaç değildir. Muhtaç olduğumuz kalbimizin bir başka kalple kurduğu ilişkidedir. Kalbimizin selamet derdinin dermanı ekranlarda değil başka kalplerdedir. Kalbe düşen odur ki ya bir mamur kalpten feyz alsın ya da bir kırık kalbi onarsın. Hattızâtında kalbin mamuru kırığının yanındadır, çünkü kalbi imar etmenin yolu kırık kalplerin derdine düşmektir. Bu derde düşenin kalbi zaten mamur olmuş ya da mamur olma yoluna girmiştir.
Dağılan Ömrü Toplamak: Büyük Gayeler ve Sadıkların Muhiti
Bugün en çok ihtiyacını hissettiğimiz şey, dikkatimizi toplayacak bir gaye, kalbimizi toplayacak bir muhit ve hayatımızı toplayacak bir istikamettir. Ekranların kurduğu dünya bize kolay hazlar sunuyor, fakat büyük gayeler vermiyor. Oysa büyük gayesi olmayanın dikkati de emeği de ömrü de dağılır. Sadıklarla beraber olmak, insanın kalbini hakikate bağlayan en sahih yoldur. Çünkü sadıklar, sadece sözüyle değil hâliyle istikamet gösteren insanlardır. Onların yanında dikkat dağılmaz, kalp dağılmaz, gaye dağılmaz.
Bugün karşı karşıya olduğumuz ekran terörü tehlikesi bir teknoloji meselesi değil, gaye meselesidir. Gayesi zayıf olanın dikkati zayıf olur. Dikkati zayıf olanın iradesi zayıf olur. İradesi zayıf olanın istikameti kalmaz. Evlerimizin, zihnimizin ve kalbimizin içine kadar giren ekran terörü bize fark ettirmeden neye sevineceğimizi, neye öfkeleneceğimizi, neyi güzel neyi çirkin göreceğimizi tayin ediyor. Böyle bir kuşatma altında insanın dikkatini muhafaza etmesi ve kalbini koruması, kendi başına başarabileceği bir iş değildir.
Ekran terörüne karşı yürütülecek mücadele, yasaklarla değil, inşayla kazanılır. Dikkatimizi hak eden bir gaye inşa etmek, kalbimizi bağlayacak bir muhit inşa etmek, zamanımızı anlamlı kılacak bir istikamet inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bu inşanın şartları bellidir: Sadıklarla beraber olmalı, salih ameli öncelemeli ve kırık kalpleri tamire koşmalıyız. Algoritmalar bizi yalnızlaştırırken, bizim birbirimize kenetlenmeye; ekranlar bizi tüketime çağırırken, bizim üretmeye; düğmeler bizi anlık hazzın cenderesine sokarken, bizim salih ameli çoğaltan bir sabır ve istikamete ihtiyacımız var.
Kaynak: Mehmet Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!