Efendimize Biat Nasıl Olmalıdır?
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e (s.a.v) biat ne demektir? Bu biati dâim kılmak, hayatımızda devamlı diri tutmak için ne yapmalıyız? Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) biat nasıl olmalıdır? Osman Nuri topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
Osman Nûri Topbaş: Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i Cenâb-ı Hak kırk sene yüksek ahlâkla müzeyyen kıldı. İçinde yaşadığı toplumdan hiç kimse, O’nun ahlâkı hakkında kötü bir söz sarf etmedi, edemedi. Kırkıncı sene peygamberlik geldi. Zira o güzel ahlâkın üzerine bir akâid inşâ edilecekti.
“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (el-Alak, 1)
Bu okumaktan maksat, kalbin okumasıdır.
Ashâb-ı kirâm Mekke devrinde 13 sene hem bir akâid, hem de kalbindeki îman kuvveti husûsunda testten geçti. Her türlü zulme dûçâr oldu. Fakat ashâb-ı kirâm, bir gölgenin bedene itaati kabîlinden dâimâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e sadâkat gösterdi. İşte biat, bu sadâkattir.
Cenâb-ı Hak Tevbe Sûresi’nin 111. âyetinde şöyle buyuruyor:
“Allah mü’minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O hâlde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (et-Tevbe, 111)
Demek ki biat, bir fedakârlıktır. Cenâb-ı Hak da âyet-i kerîmede fedakârlığın getirdiği mükâfatları bildirmektedir.
Akabe biatları var, Hudeybiye’de biat var. Ama zaman zaman ashâb-ı kirâm ferdî olarak Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelir ve biat tazelerdi. Sık sık “Canım, malım, her şeyim Sana feda olsun yâ Rasûlâllah, Sen emret!” diyorlardı. Ve sahâbî, bu biatı sırf Akabe’de, Hudeybiye’de bırakmadı, devamlı bu biatı, bağlılığı içinde taşıdı. Kalbinde, rûhunda taşıdı. Bunu hayatının en önemli emaneti bildi. “Ben Allâh’a ve Rasûlü’ne söz verdim, yemin ettim!” dedi.
Bizim için de olması gereken biat budur. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den 14 asır sonraki bir dönemde yaşıyoruz. Bilhassa içinde yaşadığımız bu 21. yüzyılda, zulmün pâyidar olduğu bir devirde, kendimize sormamız gereken sualler şunlar:
–Bizler ashâb-ı kirâma nasıl benzeyebiliriz? Onlar gibi adım adım, nefes nefes nasıl Efendimiz’in izinden gidebiliriz?
–Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, ashâb-ı kirâm gibi nasıl biat hâlinde bulunabiliriz?
Benim biat ifadesinden idrâk ettiğim mânâ, sadâkattir. Yani Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bizden neyi istiyorsa, ona harfiyyen uymaktır.
Mesela Uhud’da kocasının, babasının, evlâdının şehid düştüğü haberini alan Hind bint-i Amr, Sümeyra Hatun ve emsalleri; “Siz bize Allah Rasûlü’ndan haber verin!” dediler. Zira Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sevgisi, gönüllerindeki diğer bütün muhabbetleri bertaraf etmişti.
Kâbe’de İslâm’ı tebliğ ettiği için Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’i fecî hâlde dövmüşlerdi. Eve gidecek hâli, tâkati kalmamıştı. İki kişi koluna girerek evine götürdüler. Annesi evlâdının derdine düştü. Fakat Hazret-i Ebû Bekr’in tek derdi ise Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in durumu idi. Bu sebeple de:
“Anne sen evvela Allah Rasûlü’nden haber ver, O nasıl?” diye sordu. Annesi bile Ebû Bekir Efendimiz’in bu duruma taaccüp etti. İşte biatın zirvesi...
Cenâb-ı Hak, Efendimiz’e biatımızın ne anlama geldiğini çok açık bir şekilde önümüze koymaktadır. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Muhakkak ki Sana biat edenler, ancak Allâh’a biat etmektedirler. Allâh’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefâ gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (el-Fetih, 10)
- Efendim, bu biat Rasûlullah Efendimiz’in elinden tutmak oluyor değil mi?
Osman Nûri Topbaş: Elinden tutmak, diğer bir mânâda muhabbeti artırmak oluyor. Muhabbet de, gönülden gönüle cereyan hattını güçlendiriyor. Gönül alışverişi artıyor.
- Elinden tutup gönlüne taşıyor, diyebiliriz.
Osman Nûri Topbaş: Gönlüne nakşediyor o muhabbeti.
- Bugün bizim de, sanki Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz elimizden tutmuş, biz de O’nun elini tutmuşuz gibi, o sıcaklığı taşımak, bizleri terbiye edici bir mâhiyet taşır değil mi Efendim?
Osman Nûri Topbaş: Tabiî, râbıta da işte budur. Muhabbet beslemek ve muhabbeti taze tutmak...
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le irtibatlı olmak.
Osman Nûri Topbaş: Hayatın hiçbir safhasında, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le gönül bağlantısını koparmamak; genişlik zamanında da, darlık zamanında da... Bizler muhabbetin zirvesini de, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- arasında görüyoruz.
Bir gün Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:
“–Yâ Rasûlâllah! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!” diyerek Rasûlullâh’a olan muhabbetini ifade etmişti.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–Hayır, ben sana canından da sevgili olmalıyım!» buyurdu.
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- hemen:
“–O hâlde Sen’i canımdan da çok seviyorum yâ Rasûlâllah!” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–İşte şimdi oldu.» buyurdu.” (Buhârî, Eyman, 3)
Bir diğer hadîs-i şerîfte de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Sizden biriniz beni, ana-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe hakkıyla îmân etmiş olmaz!” buyurmuşlardır. (Buhârî, Îman, 8)
Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak:
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir...” (el-Ahzâb, 6) buyrulmaktadır.
O’nu her şeyden üstün tutmak, emsalsiz bir aşk ve muhabbetle sevmek, îmânın kemâlindendir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ashâb-ı kirâma soruyordu:
“–Şu mektubu Herakliyus’a kim götürür?”
Genci, yaşlısı hepsi birden büyük bir aşk ile ayağa kalkıyor ve şöyle diyorlardı:
“–Yâ Rasûlâllah, bu şerefi bana ver!”
Fakat götürecek olan kişi, şunu da çok iyi biliyordu ki, bu mektubu kralın bir göz işaretiyle başını gövdesinden ayırabilecek cellatlar arasında okuyacaktı. Lâkin onlar, bunu aslâ düşünmüyor, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bağlılık ve teslîmiyetlerinde en ufak bir zaaf göstermiyorlardı. İşte ashâb-ı kirâm, karşılaştıkları her hadisede böyle bir biat tazeliyordu.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mülakatlar - Rahmet Peygamberi (s.a.v) ve Biz, Erkam Yayınları











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!