Ebu Süfyan (r.a.) Kimdir?

Ebu Süfyan (r.a.) kimdir? Mekke fethinden sonra Müslüman olan Ebu Süfyan'ın (r.a.) hayatı ve yaptıkları.

Ebu Süfyan radıyallahu anh Mekke fethi günü büyük hizmetler gören bir sahabî... Kureyş kabilesinin reislerinden... Müslüman olmadan önce Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin en azılı düşmanları arasında bulunan, fakat Mekke fethi günü halkını teskine çalışan ve kan akıtılmadan Mekke'nin Müslümanlar tarafından alınmasını sağlayan bir kişi...

Ebu Süfyan, Müslümanlara fiili olarak eziyet edenler arasında da bulunmadı. Abbas (r.a.) onun en samimi çocukluk arkadaşıydı. Mekke fethinden önce onun vasıtasıyla İslâm'la şereflendi.

MÜSLÜMANLARIN İLK SAVAŞI

Hicretten elli yedi yıl önce 565 m. senede Mekke'de doğan Ebu Süfyan babası gibi ticaretle meşgul oluyordu. Okuma-yazma bilen çok az sayıdaki Mekkeli'den biriydi. Suriye taraflarına büyük kervanlarla ticaret için gider-gelirdi. Hicretin ikinci yılının Ramazan ayı idi. Büyük bir Kureyş kervanının onun riyasetinde Şam'dan Mekke'ye dönmekte olduğu haberi alındı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin emriyle bu kervan mallarıyla birlikte ele geçirilmek istendi. Ebu Süfyan Müslümanların bu hareketinden haberdar oldu ve kervanın yolunu değiştirerek süratle Mekke'ye ulaştı. Bu olay Mekke'li müşriklere ağır geldi. Ebû Cehil ve diğer Kureyş ileri gelenlerinin tahrikiyle bin kişilik, modern silahlarla donatılmış bir ordu hazırlandı ve Medine'ye hareket etti. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz onları Bedir'de karşıladı. Bu İslâm'ın ilk ordusuydu. Bedir'de büyük kahramanlıklar gösterdi. Allah yolunda baba, amca dayı demeden vuruştu ve zaferi elde etti. Ebû Cehil de bu savaşta öldürüldü.

Mekke reisliğine Ebu Süfyan geçti. Kureyş bu mağlubiyetin intikamını almak için Hicretin üçüncü yılı Şevval ayı ortalarında Ebû Süfyan kumandasında 3 bin kişilik bir ordu ile Medine'ye hareket etti. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu intikam dolu müşrik ordusunu Uhud'da karşıladı, ilk anda müşriklerin mağlup olduğu göründü. Hazreti Hamza radıyallahu anh'ın ve birçok sahabinin, şehadetiyleMüslümanlar acılarla döndü. Hendek Gazvesinde de Kureyş'in komutanı olan Ebû Süfyan'ın liderliği Mekke fethine kadar devam etti.

TEK YÜREK TEK KALP

Mekkeli müşrikler Müslümanlarla yaptığı antlaşmayı Huzaa kabilesine saldırarak bozdular. Sevgili Peygamberimiz de Huzaa kabilesine yardım vaadinde bulundu. Kureyşliler bu durum karşısında telaşa düştü ve reisleri Ebû Süfyan'ı Medine'ye göndererek antlaşmayı yenilemek istediler. Bunun üzerine Ebû Süfyan Medine'ye geldi. Fakat hiç kimseden alaka göremedi. Kızı Ümmü Habibe radıyallahu anha Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin zevceleriydi. Onun yanına vardı. Onun da davranışlarını beğenmedi. Evine girdiğinde oturmak istediği minderi kızı derhal dürüp kaldırmıştı. Niçin böyle yapıyorsun kızım? Dediğinde; Ebû Süfyan'ın iç dünyasını sarsan şu cevabı verdi: "Bu, Resûlullah'ın minderidir. Müşrik olan kimse bunun üzerine oturamaz. Çünkü şirk pisliktir." Kızından böyle bir davranış beklemeyen Ebû Süfyan: "Kızım sen evden ayrılalı kötü olmuşsun." dedi. Ümmi Habibe (r.anha) da: "Asla böyle bir şey yok. Allah Teâlâ bana kötülüğü değil, güzelliklerle dolu İslâm'ı ihsan etti. Sen hala işitmeyen, görmeyen taştan yapılmış putlara tapıyorsun. Nasıl olur da senin gibi akıllı insan İslâm'dan uzak kalır?" dedi. O yine inadından vazgeçmeyerek: "Senden bunu da mı duyacaktım?" diyerek evden çıktı. Ashabın ileri gelenlerine sulhu yenilemek istediklerini söyledi. Bir ses çıkmadı. Mescide girdi ve Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimize sulhu yenilediğini söyledi. Efendimiz de: "Bunu sen söylüyorsun. Ey Ebû Süfyan!" diye cevap verdi ve tek taraflı sulh olamayacağını duyurdu. Ebû Süfyan bir netice alamadan Mekke'ye döndü ve Kureyşlilere: "Hayatımda, ashabının Muhammed'e gösterdiği itaat ve bağlılığı hiçbir kavimde görmedim. Sanki onlar tek bir yürek, tek bir kalp olmuşlar." dedi. Kureyşliler reislerine karşı: "Sen bize sulh haberi getirmedin ki emin olalım. Harp haberi getirmedin ki hazırlanalım." diye sitemlerde bulundular.

Gücüne, kuvvetine, güvenen Kureyş birbirine düşmüşken Medine'de Sevgili Peygamberimiz ashabıyla istişare sonucu harbe karar verdi. Kureyş'e haber ulaşmadan hemen harekete geçti. Mekke'ye onaltı kilometre mesafede bulunan Merruzzahran vâdisine karargahını kurdu. Efendimizin emriyle o gece bütün birlikler ayrı ayrı ateş yaktılar. Adeta bir ateş donanması altında kalan Kureyş ne yapacaklarını şaşırdı ve tekrar Ebû Süfyan'ın çevresinde toplandılar.

EBU SÜFYAN'IN MÜSLÜMAN OLUŞU

Ebû Süfyan durumu öğrenmek üzere İslam ordusunun bulunduğu yere geldi ve çocukluk arkadaşı Abbas (r.a.) vasıtasıyla Resûl-i Ekrem (s.a.)'in huzuruna çıktı. Hz. Ömer (r.a.) gibi bir kısım sahabî bu İslâm düşmanı ele geçmişken öldürülmesini isterken Abbas (r.a.) affedilmesini rica etti. Efendimiz de affetti ve ona "Ey Ebû Süfyan! La ilahe illallah diyeceğin vakit gelmedi mi? İslâm ol, selamet bul." buyurdu. Ona şefkatle davrandı. Bu müşfik ve nazik hareket karşısında Ebû Süfyan: "Bunca sene sana eza ve cefada bulundum. Sen ise yine benim iyiliğimi isteyip beni hidayete çağırıyorsun. Sen ne hoşsun!.. Ne kadar hilm ve kerem sahibisin!.." diyerek kelime-i şehadet getirdi ve İslâm'la şereflendi.

MEKKE'NİN FETHİ

Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz amcası Abbas'a: "Ebû Süfyan'ı al, ordunun geçit yerine götür. İslam ordusunun ihtişamını görsün!" buyurdu. Abbas (r.a.) da onu yüksek bir tepeye çıkardı ve ordunun geçişini seyrettirdi. "Allahu Ekber" sadalarıyla her taraf çınlıyordu. Son derece intizamlı bir şekilde alay alay geçen kabileler Ebû Süfyan'ın gözünde gönlünde o kadar büyüdü ki ona bu ordu yenilmez dedirtti. Mekke'ye döndüğünde Harem-i Şerife vardı ve halkına şöyle hitap etti:

"- Ey Kureyş! Muhammed şehrimizin kapısı önündedir. Karşısında durulamayacak bir kuvvetle size geliyor. Her kim Ebû Süfyan'ın evine gelirse emniyettedir. Kabe'ye sığınırsa emniyettedir. Silahını bırakarak kendi evine kapanırsa emniyettedir."

Ebû Süfyan bu sözleriyle Mekkelileri teskin etmeye çalıştı, ilk tepkiyi hanımı Hind'den aldı. Halk ne yapacağını şaşırdı. Ertesi gün, büyük bir şaşkınlık ve hayret içerisinde Müslümanları tavaf ederken Kabe'de seyrettiler. Böylece İslâm ordusu kan dökmeden Mekke'ye girdi. Allah Teala, Resûlüne va'dini gerçekleştirdi, İki Cihan Güneşi Efendimiz bütün Mekkelileri affetmiş ve serbest bırakmıştı. Bu kerem ve merhamet karşısında bütün Mekkeliler erkeği ve kadınıyla gurup gurup gelerek Resûlullah (s.a.)'e biat ettiler.

Mekke Fethinde böyle büyük bir hizmet gören Ebû Süfyan, Huneyn Gazvesine, Taif muhasarasına da iştirak etti. Taif'te bir gözünü kaybetti. Sevgili Pegyamberimiz onu Necran'a görevlendirdi. Hz. Ebû Bekir ve Ömer radıyallahu anhüm devrinde de valilik yaptı. Yetmiş yaşlarında iken Suriye'nin fethine gönderilen orduya katıldı. Yermük savaşında oğlu Yezid'in idaresinde askerlere moral veren hitabelerde bulundu. Hz. Osman (r.a.) zamanında 653 m. senede 88 yaşlarında iken Medine'de vefat etti. Cenab-ı Hak şefaatlerine nail kılsın. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1996 - Aralık, Sayı: 130

EBU SÜFYAN'IN MÜSLÜMAN OLUŞU

Ebu Süfyan'ın Müslüman Oluşu

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Bu kadar güzel bir bilgileri başka sitelerde bulamzsınız

    Hocam yanlış hatırlamıyorsam ebü sufyan in oğlu muaviye değil miydi

    • Hz.Ebu Süfyanın r.a oğulları Hz.Muaviye r.a Hz.Yezid r.a ama bu Yezid başka Yezid

    Ebu süfyan ın eşi hazreti Hamza yı şehit eden kişiyi tutan kişi değilmi benmi yanlış bilgi sahibi yim

    • Evet Hind Hz,hamzayı Hz, vahşiye şehit ettiren kadındır ve Hz, Ebu Süfyan ın hanımı. Üçü de müslüman olmuşlardır . Resulullah aslm onları affetmiştir ve hepsi de sahabe dır .

    • İslam geçmiş bütün günahları siler.

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.