Dubâa Binti Zübeyr (r.anha) Kimdir?

 Dubâa binti Zübeyr radıyallahu anha Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin amca kızı!...

Hâne-i saadete rahat girip çıkabilen ve Efendimiz’in sohbetlerinden istifade etmeye çalışan bahtiyar bir hanım!...

Hac için ihrama girerken şart koşma, şartlı ihrama girme konusunda rivayet ettiği hadis-i şerif ile tanınan bir hanım sahâbî!... O, Mekkeli olup Kureyş kabilesinin Haşimi koluna mensuptur. Babası, Zübeyr ibni Abdülmuttalib, annesi, Âtike binti Ebu Vehb’dir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Dubâa (r.anha)’yı Mikdat ibni Amr ibni Sa’lebe (r.a) ile evlendirdi. Bu evliliklerinden Abdullah ve Kerîme adında iki çocukları dünyaya geldi.  (Hâkim, Müstedrek, IV, 72)

Dubâa radıyallahu anha ilim meclislerini seven bir hanımdı. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in amca kızı olması sebebiyle huzurlarında bulunur, sohbetlerini dinlerdi.

ET YEMEK ABDESTİ BOZAR MI?

Bir gün hâne-i saâdete ziyarete gitmişti. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ketif denilen hayvanın kürek kemiğindeki etten yedikten sonra abdest almadan namaz kıldığını gördü. Dubâa radıyallahu anha bu eti yemekle abdestin bozulup bozulmayacağında tereddüt edenlere şahit olduğu hadiseyi anlattı. (Müsned, I, 351)

Bir seferinde de Dubâa radıyallahu anha evinde koyun kesmişti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona haber gönderdi. İkram etmek üzere bir parça et göndermesini istedi. O da:

“- Vallahi yanımda boyun kısmından başka bir yeri kalmadı. Onu da Rasulullah’a (s.a) göndermeye utanıyorum” dedi.

Bu şekilde bir bilgi ile gelen elçiye Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz tekrar Dubâa (r.anha)’ya dön ve şöyle söyle buyurur:

“- Boyun, kol ve ketif koyunun mideye en hafif gelen yeridir. Hazmı kolaydır.” (Müsned, VI, 360 )

Dubâa radıyallahu anha’nın onbeş kadar hadis-i şerif rivayet ettiği bildirilmektedir. Hac için ihrama girme konusunda naklettiği hadis-i şerif şöyledir:

İHRAMA GİRERKEN ŞART KOŞULABİLİR Mİ?

İbni Abbas radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Dubâa binti Zübeyr radıyallahu anha, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e gelip;

Ya Rasulallah! Ben Hacca gitmek istiyorum. İhrama girerken şart koşabilir miyim? demiş. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem de; “- Evet!” cevabını vermiştir.Bunun üzerine Dubâa (r.anha) şartı nasıl koşayım? deyince Rasul-i Ekrem (s.a) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“- Ey Allahım! Emrine âmâdeyim. Ey Allahım! Beni engellediğin yerde ihramdan çıkmam şartıyla emrine âmâdeyim de!” (Ebu Davud, 1776)

Kütüb-i sitte’de birkaç yerde geçen bu hadis-i şerifin şerhinde âlimler, böyle bir şartın câiz olup olmayacağında ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafi ve İmam Hanbelî (rh.a.) câiz olduğu görüşündedirler. Hanefîlerle, Mâlikîlerin bir kısmı bu görüşe katılmayıp böyle bir şart koşmanın caiz olmayacağına, Hacc tamam olmadan ihramdan çıkılamayacağına hükmederler. Bu durumun Dubâa (r.anha)’ya mahsus bir ruhsat olduğunu söylerler. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 17 / 372)

Dubâa binti Zübeyr radıyallahu anha hakkında kaynaklarda geniş bir bilgiye ulaşılamamakta ve ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir. Allah ondan razı olsun. Rabbimiz şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 274, Aralık 2008

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.