Din Görevlisi, Şahsiyet, Karakter Ve Ahlaken Toplumun En İyi İnsanı Olmalıdır

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Yurt Dışı Sözleşmeli Din Görevlileri Hizmet Öncesi ve Hizmete Hazırlık Eğitimi açılış konuşmasını yaptı.

Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce çevrim içi düzenlenen eğitimde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, din görevlilerine hayırlı olsun dileklerini ileterek görevlerinde başarılar diledi.

Başkan Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının yurt dışında 40 yılı aşkın bir zamandır din hizmeti sunduğunu ifade ederek, “Vatandaşlarımızın yaşadığı Batı ülkelerinde kurumsallaşan yapısı ile Diyanet İşleri Başkanlığımız insanımıza dini, sosyal ve kültürel konularda rehberlik etmektedir. Sizler de Başkanlığımızın bir mensubu olarak görev yapacağınız yerlerde insanlara rehberlik edeceksiniz.” dedi.

Din görevlisi olmanın sorumluluğu büyük bir vazife olduğunu belirten Başkan Erbaş, “Görev yaptığınız yerleri düşündüğümüzde üstlendiğiniz vazifenin hem önemi ve Allah katında mükafatı hem de sorumluluğu gerçekten çok büyüktür. Şunu da asla unutmayınız, Allah, İslam’a ve insanlığa hizmet eden kullarını her daim destekleyecek ve onlara yardımcı olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Başkan Erbaş, İslam’ın ilk yıllarında hicretten önce Hz. Peygamberin Medinelilere muallim olarak Mus’ab b. Umeyr’i gönderdiğini hatırlatarak, “ Mus’ab b. Umeyr, Allah’ın inayetiyle gittiği Yesrib’te gönüllere ve hanelere İslam’ın güneşinin girmesine vesile oldu. Sizler de gittiğiniz yerlerde birer Mus’ab misali gayretleriniz, azim ve çabalarınızla nice güzel faaliyetleri gerçekleştireceksiniz.” diye konuştu.  

“Din Görevlisi, şahsiyet, karakter ve ahlâken toplumun en iyi insanı olmalıdır”

Din görevlisi olmamın mesleki açıdan, tutum ve davranışlar açısından diğer görevlerden farklı yönleri bulunduğuna dikkat çeken Başkan Erbaş, şöyle devam etti:

“Din Görevlisi hocalarımız şahsiyet, karakter ve ahlâken toplumun en iyi ve örnek insanı olmalıdır. Onlar önderdirler ve örnektirler. Bu nedenle örneklik ve önderliğimize dikkat etmeliyiz. Müslüman her anında ihlaslı olmak zorundadır. Bir de ifa edeceğimiz görevin önemini düşündüğümüzde, Efendimizin; “Şüphesiz ki Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz, fakat kalplerinize bakar” hadis-i şerifini düşünerek yaptığımız işi ancak onun rızası için yapmalıyız. Yüce dinimiz İslam’ın gayesi, insanları güzel ahlâk sahibi yapmaktır. Sevgili Peygamberimizin “Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini” söylemesi güzel ahlâkın ne kadar önemli olduğunu bize göstermektedir. Bizim görevlerimizin başında önce kendimizin güzel ahlakla donanması, hareket etmesi sonra gençlerimizi, çocuklarımızı güzel ahlak sahibi yapabilmek için gece gündüz çalışmak gelmektedir.”

Başkan Erbaş, en güzel ve kalıcı tebliğin davranışlarla örnek olmak olduğunun altını çizerek,  “Bizim görevimiz sadece camide değil, hayatın tamamında geçerlidir. Zira din görevlisi hocalarımız, insanları dünya ve ahirette saadete ulaştıracak ilahî hakikatlere çağıran bir davetçi ve Peygamber mihrabında bulunan, onun bir temsilcisidir. Anlattıklarını önce kendileri uygulamalıdırlar.” şeklinde konuştu.

Müminin vakar ve izzet sahibi biri olduğunu ifade eden Başkan Erbaş, “Bizler yaptıklarımızla vakarımızı korumalı, izzet ve onurumuza halel getirecek davranışlardan da uzak durmalıyız. Peygamber Efendimizin İslam’ı tebliğinde önemli etkenlerden biri onun yaşantısıdır. Düşmanları bile onu güvenilir, adil, doğru sözlü, ahde vefalı, cömert, sabırlı olduğunu ve diğer güzel hasletlerini itiraf etmek zorunda kalmışlardır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Öğreneceksiniz, öğrendiğinizi hikmetle öğreteceksiniz”

İlk emri "Oku” olan bir dinin görevlisinin çok okuyan, araştıran, dininin ilkelerini en güzel şekilde bilen birisi olması gerektiğine vurgu yapan Başkan Erbaş, “Kendinden beklenen hizmeti sunabilmesi ve İslâm'ı doğru bir şekilde anlatabilmesi için mutlaka onu iyi bilmesi gerekir. Bunun için de çok okumalı ve araştırmalıdır. Sizler adeta kitaplarla bütünleşmelisiniz. Öğreneceksiniz, öğrendiğinizi hikmetle öğreteceksiniz. İlme talip olanların dostu kitaptır, kütüphanedir.” diye konuştu.  

“Küresel krizlerin kuşattığı bir dünyada biz daha çok çalışmak zorundayız”

Başkan Erbaş, İslam’ın insanlığın umudu olduğunu belirterek, “Bizler insanlara İslam’ın rahmet mesajlarını huzur iklimini taşıyoruz. Şunu biliyoruz ki, İslam tüm insanların kurtuluşu için gelmiştir ve bütün Peygamberler de toplumlarına hep İslam’ı anlatmışlardır. Kişisel bunalımların, huzur arayışlarının küresel krizlerin kuşattığı bir dünyada biz daha çok çalışmak ve gayret etmek zorundayız. İslam’a dünyanın bugün daha fazla ihtiyacı var. İslam bütün insanlık için büyük bir nimettir.” ifadelerini kullandı.

“Camilerimizi ilim meclislerine çevirelim”

“Camilerimizi birer Mescid-i Nebî’ye, sınıflarımızı birer Suffe gibi ilim meclislerine çevirelim. Camilerimiz bulunduğumuz yerin kalbi olsun.” tavsiyesinde bulunan Başkan Erbaş, “Görev yerimiz sadece cami içi değildir. Her yerde ve zamanda görevimiz devam etmektedir. Allah Resulü mescidi sadece namaz için tahsis etmemiş bilakis ilim irfan mekanı haline getirmiştir. Ashab-ı Suffe’de yetişen yüzlerce genç İslam’ı yaşamış, yaşatmış ve aktarmıştır. Hz. Peygamberin en yakınında olanların büyük bir kısmı gençlerden oluşmuştur.” diye konuştu.

“Batı’da İslamofobik olaylar artmaktadır”

Batı’nın, kendisine suni bir düşman algısı oluşturduğunu belirten Başkan Erbaş,  “Bu algı neticesinde görev yapacağınız ülkelerde İslamofobik olaylar artmaktadır. Onlara İslam’ı ve kendimizi doğru tanıtmaya çalışmalıyız. İslamofobia ve İslam düşmanlığına karşı, ülkemizde kazandığınız ilmi birikimi aktarma, kültürümüzü yaşatma ve din hizmeti sunma açısından sizlere büyük görevler düşmektedir.” şeklinde konuştu.

Başkan Erbaş, din hizmeti noktasında dijital ortamların da değerlendirilmesini istedi.

Programa, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selim Argun ile Dış İlişkiler Genel Müdürü Erdal Atalay da katıldı.

Kaynak: DiyanetHaber

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.