Çocukluk Döneminde Mahremiyet Eğitimi

Diyanet İşleri Başkanlığı, 81 ilden gelen 250 din görevlisine, hadis ve ayetlerle desteklenen "Mahremiyet Bilinci ve Çocukluk Döneminde Mahremiyet Eğitimi" verdi.

Diyanet İşleri Başkanlığı Müşaviri Doç. Dr. Huriye Martı tarafından 81 ilden gelen 250 din görevlisinin bilgilendirilmesine yönelik "Mahremiyet Bilinci ve Çocukluk Döneminde Mahremiyet Eğitimi" konulu bir seminer düzenlendi.

Martı, din görevlilerine, mahremiyete dair sınırların, sadece insan aklının ve beşeri hukukun değil aynı zamanda ilahi iradenin de müdahale ettiği, koruduğu, korunmasını istediği ve çiğnendiğinde ceza öngördüğü sınırlar olduğunu anlattı.

AİLELER, MAHREMİYET EĞİTİMİNİ ATLIYOR

Martı, çoğu zaman mahremiyet eğitimlerinin aileler tarafından atlandığına dikkat çekerek, mahremiyet eğitiminin erken dönem çocukluk evresinde verilmesi gerektiğini söyledi.

Çocuğa iki yaşından itibaren bedeninin özel bölgelerinin öğretilmesini, bu konuda anne babaların da hassas olması gerektiğini ve özel alan ihlallerinde tepki vererek, onun da tepki vermesi gerektiğinin çocuğa öğretilmesi gerektiğini anlatan Martı, "Çocukla birlikteyken mahremiyet ihlali içeren durumlarla karşılaşıldığında, çocuğun duyacağı şekilde bunun doğru olmadığına dair sağlıklı tepkiler verilmelidir" dedi.

Martı, çocuğun soyunma ve giyinmede yalnız olması gerektiğini, anne babaların çocukların elbiselerini herkesin içinde değiştirmemesi ve kimsenin görmediği bir ortamda giyinmesinin sağlamaları gerektiğini ifade etti.

MAHREM BÖLGELERİ SEVGİ OBJESİ OLARAK KULLANMAYIN

Anne-baba, eş-dost ve akrabalar tarafından çocuğa sevgi gösterilirken vücudunun özel bölgelerine dokunulmaması gerektiğini anlatan Martı, "Mahrem kısımlarına vurarak ya da öperek sevilmemeli, özel bölgelerini göstermesine yönelik şakalar yapılmamalıdır. Vücudunun bütün bölgelerinin sevimli ve dokunulabilir olduğu fikri, çocuğu sevgi zannettiği istismar davranışlarına karşı korunmasız hale getirmektedir." ifadelerini kullandı.

Martı, çocuğa "Bir başkasının sana dokunması ancak senin iznine bağlıdır" mesajı verilmesini, kendisine güç uygulandığında karşılık vermesi gerektiğini bilmesinin önemli olduğuna dikkat çekti.

"BİRBİRİNİZİN KUSURLARINI VE MAHREMİNİ ARAŞTIRMAYIN" EMRİ

Üç-dört yaşlarından itibaren çocuğa ebeveynin odasına girerken kapıyı çalması ve izin istemesi gerektiği, özel alanın ancak izinle kullanıma açılabileceği, bir başkasının evinde yatak odası ve banyo bölümüne girilmeyeceğinin öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Martı, "Anne ve babanın, çocuğun odasına girerken izin istemesi, çocuğun giyindiği ana rastlarsa özür dilemesi, eşyalarını, çantasını, çekmecelerini, ceplerini ondan izinsiz karıştırmaması gerekir" diye konuştu. Martı, katılımcılara, bu konuda "Birbirinizin kusurlarını ve mahremini araştırmayın" şeklindeki Hucurat Suresinin 12'inci ayetini hatırlattı.

İki yaşından itibaren çocukların anne ve babasından ayrı bir odada yatması, kardeşlerin yataklarının da beş yaşından itibaren ayrılması tavsiyesinde bulunurken, Hz. Muhammed'in, en geç on yaşında yatakların ayrılması yönündeki tavsiyesini de anımsattı.

İlkokul dönemiyle birlikte kız ve erkek çocuklarının odalarının ayrılması gerektiğine dikkati çeken Martı, "Çünkü beraber bulundukları odada giyinip soyunurken, yatarken, temizlenirken birbirlerinin özel alanını ihlal edebilirler. Eğer imkan yoksa, paravanla ayrılarak odada kendilerine özel alanlar oluşturulmalıdır." önerisinde bulundu.

Martı, çocuklara, "Sen özelsin. Bedenin sana Allah'ın emanetidir, değerlidir ve dokunulmazdır. Özel alanını korumalı, başkalarının özel alanına saygılı olmalısın. Unutma ki, her özel alan diğer bir özel alanla yan yanadır." mesajı verilmesini tavsiye etti.

Kaynak: Diyanet

AİLE MAHREMİYETİ NEDİR, NASIL OLMALIDIR?

Aile Mahremiyeti Nedir, Nasıl Olmalıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.